Yeni Parti: CHP’nin Devamı Mı, ABD-AB Eksenli Yeni Bir Proje Mi?

Atatürk’ün CHP’sinden geriye ne kaldı? İmamoğlu üzerinden başlayan dönüşüm, şimdi yeni bir partiyle mi sonuçlanıyor?

featured
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Haber: Burhanettin YILMAZ

– Atatürk’ün CHP’sinden geriye ne kaldı? İmamoğlu üzerinden başlayan dönüşüm, şimdi yeni bir partiyle mi sonuçlanıyor?

Türkiye siyaseti yeni bir kırılmanın eşiğinde.

CHP bölünüyor.

Yeni bir parti kuruluyor.

Kılıçdaroğlu hedef tahtasına oturtuluyor.

Kurultay tartışmaları büyütülüyor.

Sosyal medyada büyük bir propaganda dalgası oluşturuluyor.

Ve bütün bunların ortasında kamuoyuna şu mesaj veriliyor:

“Yeni Parti, CHP’nin gerçek mirasçısıdır. Atatürkçüler artık burada toplanmalıdır.”

Peki gerçekten öyle mi?

Yoksa yıllardır CHP’nin tarihsel kimliğinden kurtarılması için yürütülen dönüşümün son aşamasına mı geliyoruz?

Asıl soru budur.

 

BİR PARTİYİ BÖLMEK, SADECE KADRO DEĞİŞTİRMEK DEĞİLDİR

CHP’nin yüz yıllık tarihi, herhangi bir siyasi partinin tarihinden ibaret değildir.

Atatürk…

Cumhuriyet…

Tam bağımsızlık…

Milli egemenlik…

Laiklik…

Kamuculuk…

Üretim…

Anti-emperyalizm…

Bütün bunlar CHP’nin tarihsel hafızasının parçalarıdır.

Dolayısıyla CHP’yi dönüştürmek isteyen bir siyasi anlayışın önündeki en büyük engel de bu tarihsel mirastır.

İşte bugün tartışılması gereken nokta tam burasıdır.

Yeni Parti gerçekten CHP’nin tarihsel mirasını mı taşıyor, yoksa CHP’nin tarihsel yüklerinden kurtulmuş yeni bir merkez parti mi oluşturuluyor?

 

İMAMOĞLU-ÖZEL FORMÜLÜ

Özgür Özel’in CHP Genel Başkanlığı sürecinde Ekrem İmamoğlu’nun rolü herkesin hafızasındadır.

“Gel seni başkan yapalım” yaklaşımıyla başlayan süreç, CHP’nin 38. Kurultayı’nda Özel’in genel başkan seçilmesiyle sonuçlandı.

Fakat ortaya çıkan siyasi görüntü dikkat çekiciydi.

Genel başkan seçilen Özgür Özel olmasına rağmen, kurultay sonrasında siyasi ağırlığı en fazla hissedilen isimlerden biri Ekrem İmamoğlu’ydu.

Bu durum, CHP’de yalnızca bir genel başkan değişimi yaşanmadığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdi.

Çünkü mesele artık:

“Kılıçdaroğlu gitsin, Özel gelsin”

meselesinden ibaret değildi.

Daha büyük bir dönüşüm yaşanıyordu.

CHP’nin siyasal yönü değiştiriliyordu.

 

DIŞ GÜÇLER TARTIŞMASI NEDEN HÂLÂ GÜNDEMDE?

İmamoğlu çevresindeki siyasi yapılanma ve uluslararası ilişkiler yıllardır kamuoyunda tartışılıyor.

Türkiye siyaseti üzerinde etkili olduğu ileri sürülen Batılı aktörlerin ve düşünce kuruluşlarının geçmişte CHP ve Türkiye’deki siyasal dönüşümlerle ilgili yaklaşımları da bu tartışmaların parçası oldu.

Karen Fogg…

Graham Fuller…

Henri Barkey…

Bu isimler etrafında yıllardır farklı iddialar ortaya atılıyor.

Burada yapılması gereken, hiçbir belge olmadan “şu isim şu projeyi yaptı” demek değildir.

Asıl yapılması gereken şudur:

Türkiye’de CHP’nin tarihsel kimliğinin dönüştürülmesini isteyen iç ve dış siyasi çevreler var mı?

Varsa…

Bu çevrelerin hedefi nedir?

Ve daha önemlisi:

Yeni Parti’nin ortaya koyduğu siyasi çizgi bu dönüşümle ne kadar örtüşmektedir?

İşte cevaplanması gereken sorular bunlardır.

 

ABD VE AB EKSENİ: TESADÜF MÜ?

Yeni Parti’nin siyasi yöneliminde NATO’ya bağlılık ve Avrupa Birliği perspektifi belirgin biçimde öne çıkıyor.

Peki bu tercih ne anlama geliyor?

Türkiye’nin dış politikasını Washington ve Brüksel merkezli güvenlik ve siyaset anlayışıyla daha fazla uyumlu hale getirmek…

NATO’nun güvenlik perspektifini merkeze almak…

Avrupa Birliği üyeliğini temel hedeflerden biri olarak görmek…

Bunlar tek başına bir siyasi partiyi “ABD projesi” yapmaz.

Ama şu soruyu sormamıza engel de değildir:

Yeni Parti neden Türkiye’nin bağımsızlıkçı ve kamucu CHP mirasından çok, Batı ittifakıyla uyumlu bir siyasi çizgiyi öne çıkarıyor?

İşte tartışmanın düğüm noktası buradadır.

Çünkü siyasi projeler yalnızca kurucularıyla değil, programları ve uluslararası yönelimleriyle de değerlendirilir.

 

CHP’NİN TARİHSEL YÜKLERİNDEN KURTULMAK MI?

Yeni Parti’nin önündeki en büyük problem CHP tabanıdır.

Çünkü CHP seçmeninin tamamını yeni bir partiye taşımak kolay değildir.

Atatürk’le bağı olan…

Cumhuriyet değerlerini savunan…

Kamucu politikaları önemseyen…

Tam bağımsızlığı önemseyen…

Emperyalizme karşı tarihsel mücadeleyi bilen milyonlarca insanın bir gecede başka bir siyasi yapıya yönelmesi beklenemez.

O halde ne yapılmalı?

Önce CHP ile tabanı arasındaki tarihsel bağ zayıflatılmalı.

Kılıçdaroğlu hedef haline getirilmeli.

Parti içi kavga büyütülmeli.

Sosyal medya üzerinden öfke siyaseti yaygınlaştırılmalı.

CHP’nin bütün geçmişi değersizleştirilmeli.

Sonra da:

“Yeni adres biziz”

denilmeli.

İşte bugün yaşananlara böyle bakıldığında, CHP’nin parçalanmasının yalnızca bir parti içi kavga olmadığı düşüncesi güçlenmektedir.

 

“MUTLAK BUTLAN” SÜRECİ: YENİ PROJENİN ÖNÜNÜ MÜ AÇTI?

Kurultay tartışmaları ve sonrasında gündeme gelen mutlak butlan kararı, CHP’deki siyasi krizi daha da derinleştirdi.

Bu süreç hukuki yönüyle ayrıca tartışılabilir.

Ancak siyasi sonuçları bakımından ortaya çıkan tablo açıktır:

CHP daha fazla bölündü.

Ve tam da bu ortamda yeni bir siyasi yapılanmanın önü açıldı.

Burada sorulması gereken soru şudur:

Bu kriz yalnızca CHP’yi zayıflatan bir sonuç mu doğuruyor, yoksa aynı zamanda yeni bir siyasi projenin ihtiyaç duyduğu toplumsal zemini mi hazırlıyor?

Tesadüf mü?

Siyasi mühendislik mi?

Yoksa yıllardır biriken ayrışmanın doğal sonucu mu?

Bunu zaman gösterecek.

Ama sorgulamaktan vazgeçmemek gerekir.

 

İKİ AYRI TÜRKİYE TASAVVURU

Bugün CHP ile Yeni Parti arasındaki ayrışma yalnızca liderlik üzerinden okunursa büyük hata yapılır.

Çünkü mesele program meselesidir.

Bir tarafta milli egemenlik, kamuculuk, üretim ekonomisi ve bağımsızlık vurgusu…

Diğer tarafta NATO, Avrupa Birliği ve Batı ittifakıyla daha güçlü bütünleşme arayışı…

Bu iki yaklaşım aynı değildir.

Ekonomide de farklar ortaya çıkmaktadır.

CHP içerisinde Atatürk döneminin kamucu anlayışına yönelik vurgular güçlenirken, Yeni Parti’nin ekonomi anlayışı neoliberal politikalarla ilişkisi bakımından sorgulanmaktadır.

Dolayısıyla mesele:

“Hangi lider daha iyi?”

değildir.

Mesele:

“Türkiye hangi yöne gidecek?”

sorusudur.

 

ATATÜRKÇÜLÜK SADECE ATATÜRK’ÜN ADINI KULLANMAK DEĞİLDİR

Yeni Parti’yi Atatürkçü sananlara açıkça sormak gerekiyor:

Atatürkçülük nedir?

NATO’ya bağlılık mı?

AB üyeliğini temel hedef haline getirmek mi?

Batı’nın güvenlik politikalarıyla bütünleşmek mi?

Yoksa…

Tam bağımsız Türkiye mi?

Milli egemenlik mi?

Kamucu ekonomi mi?

Üreten Türkiye mi?

Emperyalizme karşı bağımsız dış politika mı?

Atatürkçülük bir rozet değildir.

Bir seçim sloganı hiç değildir.

Atatürkçülük bir devlet ve toplum anlayışıdır.

Bu nedenle Yeni Parti’nin Atatürkçülük iddiası, söylemlerle değil programıyla ve uygulayacağı politikalarla sınanmalıdır.

 

ABD-AB PROJESİ İDDİASI BELGELERLE SINANMALIDIR

Burada önemli bir ayrım yapmak zorundayız.

“Yeni Parti kesin olarak ABD ve AB tarafından kurulmuştur” demek için somut belgeler gerekir.

Ancak:

Yeni Parti’nin Batı eksenli siyasi çizgisini eleştirmek, uluslararası bağlantılarını sorgulamak,

NATO ve AB politikalarını tartışmak,

Türkiye’nin bağımsızlığı açısından sonuçlarını değerlendirmek son derece meşrudur.

Hatta bugün yapılması gereken tam olarak budur.

Çünkü Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren bir siyasi yapılanma söz konusuysa, kamuoyunun şu sorulara cevap isteme hakkı vardır:

Kim finanse ediyor?

Kimlerle ilişki kuruyor?

Hangi uluslararası çevrelerden destek alıyor?

Hangi ekonomik modeli savunuyor?

Dış politikada kiminle aynı dili kullanıyor?

Türkiye’nin bağımsızlığı konusunda nerede duruyor?

Bu sorular cevaplanmadan kimse çıkıp:

“Yeni Parti, Atatürk’ün CHP’sinin devamıdır.” diyemez.

 

CHP’Yİ BÖLMEK, CHP’NİN TARİHİNİ BÖLMEKTİR

Bugün yaşananları yalnızca Özel, İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu arasındaki mücadele olarak görmek büyük resmi kaçırmaktır.

Ortada CHP’nin geleceğiyle ilgili daha büyük bir mücadele vardır.

CHP Cumhuriyet’in kuruluş kodlarına mı dönecek?

Yoksa…

Batı merkezli yeni bir siyasi anlayışa mı evrilecek?

Yeni Parti bu ikinci yolun taşıyıcısı olacaksa, bunun açıkça tartışılması gerekir.

Çünkü CHP’nin tarihsel mirası birkaç siyasetçinin kişisel projesi değildir.

 

UYANMAK İÇİN DAHA NEYİ BEKLİYORSUNUZ?

Yeni Parti’yi Atatürkçü sananlara son bir soru:

NATO’yu, AB’yi, Batı ittifakını ve neoliberal ekonomi anlayışını merkeze alan bir siyasi yapı hangi yönüyle Atatürk’ün CHP’sinin devamıdır?

Atatürk’ün CHP’si emperyalizme karşı savaşarak kuruldu.

Bugün ise CHP’nin içinden kopan yeni siyasi hareketin yönü Batı ittifakına doğru çevriliyor.

Bu çelişkiyi görmeden…

Bu siyasi dönüşümü sorgulamadan…

Sadece “CHP’nin yeni adresi” diyerek Yeni Parti’nin peşinden gitmek, tarihe karşı büyük bir yanılgı olabilir.

Yeni Parti CHP’nin devamı mı?

Yoksa CHP’nin tarihsel yüklerinden kurtulmak için tasarlanan, Batı’yla daha uyumlu yeni bir siyasi merkez mi?

ABD ve AB’nin doğrudan bir projesi olduğuna ilişkin iddialar varsa, bunlar belgeleriyle ortaya konulmalıdır.

Ama aynı zamanda şu da unutulmamalıdır:

Bir siyasi projenin kimin projesi olduğunu anlamanın en sağlam yolu, kimin söylediğine değil; hangi politikaları savunduğuna bakmaktır.

Ve bugün Yeni Parti’nin politikalarına bakıldığında sorulması gereken soru artık şudur:

ATATÜRK’ÜN CHP’Sİ Mİ, WASHINGTON-BRÜKSEL EKSENİ Mİ?

Türkiye bu iki yol arasındaki tercihle karşı karşıyadır.

Tarih önünde asıl sınav da budur.

 

Yeni Parti: CHP’nin Devamı Mı, ABD-AB Eksenli Yeni Bir Proje Mi?
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!