Ortadoğu coğrafyasında Türkiye’nin modernleşme deneyimi bu açıdan önemli bir örnek oluşturur.
Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde gerçekleştirilen reformlar kadınların eğitim, hukuk ve siyasal temsil alanlarında önemli haklar kazanmasını sağlamıştır. Bu reformların mimarı olan Mustafa Kemal Atatürk kadınların toplumsal rolünü şu sözlerle ifade etmiştir:
“Bir toplum, cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gereklerini elde etmesiyle yetinirse o toplum yarı yarıya zayıflamış olur.”
Bu söz aslında modern toplumların temel gerçeğini anlatır. Kadınların potansiyelini dışlayan bir toplum kendi gücünün yarısından vazgeçmiş demektir.
Yeni Yüzyılın En Büyük Reformu
Bugün dünya yapay zekâdan biyoteknolojiye kadar büyük bir bilimsel dönüşüm yaşıyor. Bu yeni çağda toplumların en önemli gücü insan yeteneğidir.
Kadınların eğitimden, bilimden, üretimden ve siyasetten dışlandığı toplumlar bu potansiyelin yarısını kullanamaz.
Bu nedenle kadınların özgürleşmesi yalnızca bir hak mücadelesi değil, aynı zamanda toplumların geleceğini belirleyen stratejik bir meseledir.
Kadınların özgür olduğu toplumlarda yalnızca ekonomi değil, toplumsal dayanışma ve barış kültürü de güçlenir.
Barışın Toplumsal Temeli
Bugün dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu şey barıştır. Ancak barış yalnızca devletler arasında imzalanan anlaşmalarla sağlanamaz.
Gerçek barış toplumların içinde kurulur.
Eşitlik duygusunun zayıf olduğu, adaletin hissedilmediği ve kadınların ikinci planda kaldığı toplumlarda kalıcı barışın kurulması olanaklı değildir.
Bu nedenle kadınların toplumsal hayata güçlü biçimde katılması aynı zamanda barış kültürünün de güçlenmesi anlamına gelir.
8 Mart’ın Hatırlattığı Gerçek
8 Mart bize yalnızca geçmişte verilen mücadeleleri hatırlatmaz. Aynı zamanda geleceğe dair önemli bir sorumluluk da yükler.
Daha adil, daha özgür, daha barışçıl ve dayanışmacı bir dünya kurmak istiyorsak bunun yolu açıktır.
Kadınların hayatın her alanında eşit yurttaşlar olarak yer aldığı bir toplumsal düzen kurmak.



