Türkiye siyasetinde bugün yaşananları yalnızca AKP'nin muhalefet belediyelerine yönelik operasyonlarıyla açıklamak, gerçeğin önemli bir bölümünü görmemek olur.
Türkiye siyasetinde bugün yaşananları yalnızca AKP’nin muhalefet belediyelerine yönelik operasyonlarıyla açıklamak, gerçeğin önemli bir bölümünü görmemek olur.
Evet…
Seçimle kazanamadığı belediyeleri siyasi ve hukuki baskılarla etkisizleştirmeye çalışan bir iktidar anlayışı demokrasi açısından ciddi bir sorundur.
Evet…
Seçilmiş belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması, tutuklanması veya seçmen iradesinin başka yollarla etkisiz hale getirilmesi kabul edilemez.
Fakat bugün CHP’nin geldiği noktayı yalnızca AKP’nin baskılarıyla açıklamak da doğru değildir.
Çünkü ortada başka ve çok daha can yakıcı bir soru vardır:
CHP’yi bugünkü noktaya kim getirdi?
Ve daha önemlisi:
CHP’yi yönetenler, partiyi bu noktaya getirdikten sonra neden şimdi partinin dışında?
İşte asıl tartışmamız gereken mesele budur.
***
Bir zamanlar CHP’nin başında olanlar bugün CHP’nin dışında
Özgür Özel, 2023 kurultayında CHP Genel Başkanı oldu.
Ekrem İmamoğlu ise CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adaylığı etrafında şekillenen siyasi projenin merkezindeki isim haline geldi.
2024 yerel seçimlerinde CHP büyük bir başarı elde etti.
Bu başarı küçümsenemez.
Ancak siyasi başarı yalnızca seçim sandığında alınan sonuçla ölçülmez.
Bir partinin gerçek başarısı, kazandığı seçimden sonra kurduğu siyasi yapıyla ölçülür.
Bugün geldiğimiz noktada ise tablo son derece ağırdır.
CHP’de büyük bir yönetim ve liderlik krizi yaşandı.
Kurultay tartışmaları mahkemelere taşındı.
Özgür Özel genel başkanlık görevinden uzaklaştırıldı.
Özel’in ardından yeni bir siyasi oluşum ortaya çıktı.
Ve Ekrem İmamoğlu da 17 yıllık CHP üyeliğinden istifa ederek bu yeni siyasi yapıya yöneldi.
Şimdi sormak hakkımızdır:
103 yıllık CHP, neden böyle bir siyasi parçalanmanın içine sürüklendi?
***
AKP’nin yaptıklarını eleştirelim; ama CHP’nin sorumluluğunu da unutmayalım
Bugün CHP’li belediyelere yönelik operasyonları eleştirmek doğrudur.
Nitekim 31 Mart 2024 seçimlerinden sonra çok sayıda CHP’li belediyeye yönelik operasyonlar gerçekleştirildi ve çok sayıda belediye başkanı hakkında adli süreçler yürütüldü.
Bunların hukuk devleti açısından ayrıca tartışılması gerekir.
Ama AKP’nin yanlışları, CHP’nin yanlışlarını ortadan kaldırmaz.
İktidarın demokrasiye verdiği zararı anlatırken kendi partimizin içindeki yanlışları görmezden gelmek, demokrasi savunuculuğu değildir.
Gerçek demokrasi, insanın kendi mahallesine de ayna tutabilmesidir.
CHP’nin bugün geldiği noktada Özgür Özel’in ve Ekrem İmamoğlu’nun siyasi sorumluluğu tam da burada tartışılmalıdır.
***
Önce CHP’yi yönettiniz, sonra CHP’den ayrıldınız
Burada mesele kişisel olarak Özgür Özel’i veya Ekrem İmamoğlu’nu sevmek ya da sevmemek değildir.
Mesele siyasi sorumluluktur.
Bir siyasi partinin yönetiminde bulunan insanların, aldıkları kararların sonuçlarını üstlenmeleri gerekir.
Özgür Özel CHP’nin genel başkanı olduğu dönemde partinin siyasi çizgisinin belirlenmesinde en önemli aktörlerden biriydi.
Ekrem İmamoğlu ise özellikle Cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarıyla CHP’nin siyasi gündeminin merkezinde yer aldı.
Bugün ise ikisi de CHP’nin dışında.
O halde şu soruyu sormak zorundayız:
CHP’yi hangi siyasi anlayışla yönettiniz ki sonunda kendiniz de o partinin dışında kaldınız?
Bu sorunun cevabı verilmeden “AKP bizi bölüyor” demek kolaycılıktır.
Çünkü bir partiyi dışarıdan bölmeye çalışanlar olabilir.
Ama bir partinin içeriden zayıflamasının, parçalanmasının ve kadrolarının başka siyasi yapılara savrulmasının nedenlerini de kendi içinde aramak gerekir.
***
İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı hedefi CHP’nin önüne geçirildi mi?
Bence tartışmanın en önemli noktası burasıdır.
Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı olmak istemesi elbette demokratik siyasetin içinde meşru bir hedeftir.
Hiç kimse bir siyasetçinin Cumhurbaşkanlığına aday olma arzusunu eleştirdiği için demokrasi karşıtı sayılamaz.
Ancak bir kişinin Cumhurbaşkanlığı hedefi ile 103 yıllık bir siyasi partinin kurumsal geleceği birbirinden ayrılmalıdır.
CHP, bir kişinin Cumhurbaşkanlığı projesinin siyasi kampanya merkezi değildir.
CHP, bir kişinin siyasi kariyerinin basamağı değildir.
CHP, herhangi bir liderin kişisel projesinden çok daha büyük bir kurumdur.
Bugün geriye dönüp baktığımızda şu soruyu sormak gerekiyor:
CHP’nin bütün siyasi enerjisi, kadro yapısı ve örgütsel dengeleri bir kişinin Cumhurbaşkanlığı adaylığı etrafında fazla mı şekillendirildi?
Eğer böyle olduysa, bunun hesabını vermek gerekir.
Çünkü Atatürk’ün kurduğu 103 yıllık parti, hiç kimsenin kişisel siyasi kariyer planının aparatı olamaz.
***
Özgür Özel’in de siyasi sorumluluğu var
Özgür Özel bugün CHP’nin başında değildir.
Bu nedenle bugünkü CHP yönetiminin bütün sorumluluğunu ona yüklemek doğru olmaz.
Fakat geçmiş dönemin sorumluluğu da ortadan kalkmaz.
Tam tersine, şimdi daha rahat sorabiliriz:
Genel başkan olduğunuz dönemde hangi kadroları hazırladınız?
Hangi adayları desteklediniz?
Hangi belediye başkanlarını seçmenin karşısına çıkardınız?
Partinin geleceğini hangi siyasi strateji üzerine kurdunuz?
İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı ile CHP’nin kurumsal yapısı arasındaki dengeyi koruyabildiniz mi?
Ve nihayet:
CHP’yi bu noktaya getiren siyasi tercihlerin hesabını kim verecek?
Bu soruların hiçbirisi kişisel düşmanlık değildir.
Bunlar siyasetçinin hesap verme zorunluluğudur.
***
Peki CHP’den seçilip AKP’ye geçenler?
Bir başka büyük sorun da burada.
CHP’den aday olup seçilen bir belediye başkanı daha sonra AKP’ye geçiyorsa, elbette önce kendisine şu soru sorulmalıdır:
Sana oy veren seçmenin iradesini ne yaptın?
O oylar senin kişisel malın değildi.
CHP’nin adayı olarak seçildin.
CHP’nin seçmeni sana güvendi.
Şimdi siyasi adresini değiştirdiğinde, o seçmene açıklama yapmak zorundasın.
“Ben istediğim partiye geçerim” demek hukuken mümkün olabilir.
Ama siyasette yalnızca hukuk yoktur.
Siyasi ahlak da vardır.
Seçmen sana bir emanet vermiştir.
O emaneti taşıyamıyorsan, bunun hesabını vermelisin.
***
Ama burada CHP yönetimine de bir soru var
Asıl mesele bundan sonra başlıyor.
Bu insanları kim aday yaptı?
Seçim kazanma ihtimali yüksek olduğu için mi?
Kişisel popülerliği nedeniyle mi?
Yerel güç dengeleri nedeniyle mi?
Yoksa gerçekten CHP’nin siyasi değerlerine bağlı, liyakatli ve zor zamanlarda partisinin yanında durabilecek insanlar oldukları için mi?
Bir siyasi parti aday belirlerken yalnızca sandık hesabı yapamaz.
Çünkü adayın karakteri de siyasi program kadar önemlidir.
Bugün ilk baskıda saf değiştiren bir belediye başkanı varsa, elbette o kişinin siyasi karakterini sorgularız.
Ama onu adaylaştıranların siyasi sorumluluğunu da sorgularız.
***
İmamın kayığına binip demagoji yapmakla lider olunmaz
Türkiye’nin en büyük siyasi hastalıklarından biri budur.
Herkes başkasını suçluyor.
İktidar muhalefeti suçluyor.
Muhalefet iktidarı suçluyor.
Partiler birbirini suçluyor.
Ama çok az insan çıkıp:
“Ben nerede hata yaptım?”
diyor.
Oysa gerçek liderlik budur.
Kendi yanlışını kabul edebilmek.
Kendi kadrosunun yanlışını görebilmek.
Kendi siyasi hesabının partinin önüne geçmesine izin vermemek.
Ve gerektiğinde kendi koltuğunu değil, kurumun geleceğini savunmak.
İmamın kayığına binip demagoji yapmakla lider olunmaz.
Liderlik, zor zamanda ortaya çıkar.
***
CHP’nin 103 yıllık tarihi birkaç kişinin siyasi kariyerinden büyüktür
Bugün CHP’nin karşı karşıya bulunduğu en büyük tehlikelerden biri, partinin kişiler üzerinden tarif edilmesidir.
Oysa CHP, ne Özgür Özel’dir.
Ne Ekrem İmamoğlu’dur.
Ne Kemal Kılıçdaroğlu’dur.
Ne de gelecekte gelecek başka bir genel başkandır.
CHP, bütün bu isimlerden daha büyüktür.
Bir siyasi parti, liderler gelip geçerken ayakta kalabiliyorsa kurumdur.
Lider değişince dağılıyorsa kurumlaşamamıştır.
İşte bugün CHP’nin önündeki asıl sınav budur.
***
Şimdi CHP’nin yapması gereken
CHP artık geçmişte yaşananları yalnızca AKP’nin baskıları üzerinden anlatmamalıdır.
Kendi iç muhasebesini de yapmalıdır.
Aday belirleme sistemi yeniden değerlendirilmelidir.
Parti örgütlerinin sesi güçlendirilmelidir.
Liyakat esas alınmalıdır.
Kişisel siyasi projelerin parti politikalarının önüne geçmesine izin verilmemelidir.
Ve en önemlisi:
Hiçbir siyasetçi CHP’den büyük görülmemelidir.
Çünkü CHP’nin geleceği bir kişinin Cumhurbaşkanlığı hesabından daha değerlidir.
***
Son söz
AKP’nin seçmen iradesine müdahale eden her uygulamasına karşı çıkalım.
Seçilmiş belediye başkanlarına yönelik hukuksuzluk varsa sonuna kadar mücadele edelim.
Ama aynı zamanda CHP’nin kendi hatalarını da konuşalım.
CHP’den seçilip başka partilere geçenleri de sorgulayalım.
Onları adaylaştıranları da sorgulayalım.
CHP’yi kişisel siyasi projelerin merkezine koyan anlayışı da sorgulayalım.
Ve bugün CHP’nin dışında bulunan Özgür Özel ile Ekrem İmamoğlu’na şu soruyu açıkça soralım:
103 yıllık CHP’yi hangi siyasi anlayışla bu noktaya getirdiniz?
Neden partinin başındayken aldığınız kararların sonuçları bugün partinin parçalanmasına kadar uzandı?
Neden CHP’nin kurumsal geleceği, kişisel siyasi hedeflerin gölgesinde kaldı?
Ve en önemlisi:
CHP’yi bu noktaya getirdikten sonra neden şimdi CHP’nin dışındasınız?
Bu sorulara cevap vermeden Türkiye’de yeni bir demokrasi sayfası açmak mümkün değildir.
Çünkü demokrasi yalnızca iktidara hesap sormak değildir.
Kendine de hesap sorabilmektir.
Ve unutmayalım:
103 yıllık CHP, hiçbir kişinin malı değildir.
Ne iktidarın, ne muhalefetin, ne genel başkanların, ne belediye başkanlarının…
CHP, Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi tarihinin bir parçasıdır.
Kişiler gelir, kişiler gider.
Kurumlar kalır.
Asıl mesele de budur.



