ABD film endüstrisinden biliriz: Washington’un klasik yönetim stratejisinde, hedeflere yürürken uygulanacak yol ve yöntemler önce sinema sahnelerinde prova edilir. Bu filmlerde ABD müesses nizamının kudreti asla yenilgiye uğramaz. Amaç, hem iç kamuoyunu hem de dünya halklarını bu hegemonik üstünlüğe razı etmektir.
Bu psikolojik harp taktikleri, Trump’ın ilk versiyonu sayılabilecek Ronald Reagan döneminde de sınırları zorlamıştı. Ancak hiçbir ABD Başkanı, Donald Trump kadar işi gemi korsanlığına, mafya diline ve pervasız haydutluğa vardırmamıştı.
Gerçekler ortada.
Kapitalizmin amiral gemisi ABD’de, başta petrol olmak üzere enerji ve hammadde kaynakları daralıyor. Ortadoğu’da el koydukları da yetmiyor. Venezuela ise hem coğrafi olarak yakın hem de dünyanın en ağır ve kaliteli petrol rezervlerine, nadir elementlere sahip. Bu, emperyal iştah için fazlasıyla cazip bir tablo.
Öte yandan, Venezuela gerçeğinin bir başka yüzü daha var.
Yetersiz, apolitik ve lümpen bir yönetim tarzı sergileyen Nicolás Maduro, ülkesinin sahip olduğu onca zenginliğe rağmen halkına sosyalizm adına bir sefalet modeli dayattı. Kamu kaynaklarını dar bir çevreye ve hantal bir askerî-bürokratik yapıya aktararak hem halk desteğini hem de meşruiyetini yitirdi. Böylece yalnızca ülkesine değil, sola ve sosyalizme de ağır bir zarar verdi.
Ama…
Kardeşim, ey dünya!
Bütün bunlara rağmen, egemen bir ülkenin –daha dün seçilmiş bir devlet başkanının– başkanlık konutundan zorla alınarak ülkesinden kaçırılması, dünya ölçeğinde tarif edilemez derecede vahim bir gelişme değil midir?
Bu haydutluk karşısında artık hangi ülkenin cumhurbaşkanının, başbakanının ya da liderinin güvenliğinden söz edilebilir?
Hani “dünya beşten büyüktü”?
Demek ki dünya, aslında birden bile büyük değilmiş.
Lafı dolandırmaya gerek yok.
Bütün dünya halkları, ülkeleri, liderleri ve ortak vicdan merkezleri; insanlık onurunun daha fazla örselenmemesi için bu cürete karşı ses yükseltmek zorundadır. Artık bir “avare kasnağa” dönüşen Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, tüm uluslararası mekanizmalar yeniden tanımlanmalı ve yapılandırılmalıdır.
Aksi hâlde, bugün “çok iyi iş çıkardılar” diye sırtı sıvazlanan özel birliklerin, yarın hangi karanlık geceye hazırlandığını kimse bilemez.
Unutulmamalıdır ki;
Susulan her anti-demokratik müdahale, daha yıkıcı olanın önünü açar.
Tam da bu noktada, Türkiye Cumhuriyeti’nin haysiyeti ve vicdanı adına bir soru kaçınılmazdır:
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yıllar önce tarihe düştüğü “Dünya beşten büyüktür” notunu hatırlayarak, bu haydutluğa karşı “dur” diyecek midir?
Bizce demelidir.
Çağrımız; yalnızca bir kişiye değil, tüm dünyaya, ülkemizin kurumlarına, demokrasi güçlerine ve halkımızadır.
Çünkü haydutluk normalleşirse, yarın sıra hepimize gelir.
Semra SARAL




Tüm bu iğrenç ötesi gelişmelere rağmen ibrenin dünya ölçeğinde iyiden yana döndüğünü düşünüyorum. Zaten sözde covid salgını ile başlatılıp devam ettirilmeye çalışılan süreç,kötünün sanki her geçen gün biraz daha güç yitiminden kaynaklanıyor. Trump ve benzeri çapsız ve sığ aptallar için son yaklaşıyor bence.58 yaşındayım ve bu değişikliğe tanık olacağıma da neredeyse eminim.İyilik kazanacak, kazanmalı😊💪