Advert
Sezin Semra SARAL
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Uluslararası Sistemin Sınavı: Hamas ve Meşruiyet Tartışması

Uluslararası Sistemin Sınavı: Hamas ve Meşruiyet Tartışması

Ortadoğu’da hiçbir denklem tek başına okunamaz. Bölgede yaşanan her gerilim, yalnızca Gazze’yi, Tel Aviv’i ya da Tahran’ı ilgilendiren dar bir güvenlik başlığı değildir. Washington’dan Brüksel’e, Moskova’dan Pekin’e uzanan geniş bir jeopolitik satranç tahtasının parçası olarak şekillenir.

featured
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Advert

S. Semra SARAL

Ortadoğu’da hiçbir denklem tek başına okunamaz. Bölgede yaşanan her gerilim, yalnızca Gazze’yi, Tel Aviv’i ya da Tahran’ı ilgilendiren dar bir güvenlik başlığı değildir. Washington’dan Brüksel’e, Moskova’dan Pekin’e uzanan geniş bir jeopolitik satranç tahtasının parçası olarak şekillenir. Bu nedenle bölgedeki her kriz, küresel güç mimarisinin yeniden düzenlenmesiyle doğrudan bağlantılıdır.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail açısından mesele yalnızca bir güvenlik sorunu değil; aynı zamanda bölgesel güç dengelerinin yeniden tasarlanmasıdır. İran dosyasının seyri, Lübnan’daki Hizbullah faktörü, Suriye sahasındaki gelişmeler ve Körfez ülkeleriyle kurulan yeni ittifak mimarisi bu büyük resmin parçalarıdır. Enerji hatları, savunma anlaşmaları ve diplomatik normalleşme adımları da bu stratejik çerçevenin tamamlayıcı unsurlarıdır.

Ancak bu geniş denklemin merkezinde kritik bir başlık durmaktadır: Hamas meselesi.

Eğer İran bağlamında süreç Washington ve Tel Aviv’in öngördüğü doğrultuda ilerlerse, sıradaki tartışma başlıklarından biri Hamas olacaktır. Bu yalnızca askeri bir konu değil; hukuki, diplomatik ve ahlaki bir sınavdır. Uluslararası sistemin kendi normlarını ne ölçüde tutarlı uygulayabildiği bu dosya üzerinden test edilecektir.

Bugün Hamas, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından terör örgütü olarak tanımlanmaktadır. Buna karşılık uluslararası sistem içinde bu tanımı kabul etmeyen, farklı siyasi gerekçelerle mesafeli duran ya da açık destek veren aktörler de bulunmaktadır. Tam da bu noktada mesele, bir dış politika tercihi olmaktan çıkar; uluslararası meşruiyet tartışmasına dönüşür.

Uluslararası ilişkiler romantik söylemlerle değil, normlar ve güç dengeleriyle yürür. Bir devlet, silahlı bir yapıyı destekliyorsa bunun diplomatik, ekonomik ve siyasi sonuçlarına katlanmak durumundadır. Sivillere yönelik saldırıları “direniş” adı altında meşrulaştıran yaklaşımlar, yalnızca karşı tarafın değil, uluslararası sistemin bütünlüğünü de zedeler. Çünkü evrensel hukuk iddiası, ancak tutarlılıkla anlam kazanır.

Buradaki temel soru şudur:
Şiddeti araç olarak benimseyen bir yapı, hangi koşullarda uluslararası siyasetin meşru bir aktörü sayılabilir?

Eğer bir ülke Hamas’ı terör listesine almıyorsa, bu tercihini hukuki ve siyasi zeminde açık biçimde savunmak zorundadır. “Stratejik denge”, “bölgesel hassasiyet” ya da “iç kamuoyu” gerekçeleri, sivillerin hedef alındığı eylemleri aklamaya yetmez. Çifte standart, uluslararası sistemi aşındırır; normların keyfi uygulanması ise küresel düzeni zayıflatır.

Bir diğer kritik başlık, din üzerinden siyaset üretme meselesidir. İnanç temelli mobilizasyon kısa vadede siyasi fayda sağlayabilir; ancak uzun vadede ülkeleri yalnızlaştırır ve kutuplaşmayı derinleştirir. Din, kutsal bir alan olarak korunması gerekirken jeopolitik bir araç haline getirildiğinde, bölgesel yangınların büyümesine zemin hazırlar.

Uluslararası yaptırımların yalnızca silahlı aktörlere değil, şiddeti meşrulaştıran siyasal söylemlere yönelmesi gerektiği yönündeki tartışmalar da bu bağlamda önem kazanmaktadır. Çünkü güvenlik mimarisi yalnızca askeri önlemlerle kurulamaz; zihniyet dönüşümü olmadan kalıcı istikrar sağlanamaz.

Önümüzdeki dönemde Ortadoğu’nun en önemli sınavı şudur:
Devletler ilkeler üzerinden mi pozisyon alacak, yoksa konjonktürel çıkarlar üzerinden mi?

Hamas meselesi, bir örgüt tartışmasından çok daha fazlasıdır. Bu, uluslararası sistemin kendi değerleriyle yüzleşme anıdır. Eğer şiddet, kim tarafından uygulanırsa uygulansın aynı normla değerlendirilmezse, ortada evrensel hukuk değil; seçici siyaset vardır.

Ve seçici siyaset, eninde sonunda herkesi zayıflatır.

Turnusol kâğıdı masada duruyor.
Renk değişimini hep birlikte izleyeceğiz.

Uluslararası Sistemin Sınavı: Hamas ve Meşruiyet Tartışması
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!