CHP’de kurultay süreci üzerinden yaşanan tartışmalar, artık yalnızca siyasi rekabetin değil; parti içi demokrasi, hukukun üstünlüğü ve ahlaki meşruiyetin de sorgulandığı bir noktaya ulaşmıştır. “Mahkeme Kararlarını Kaldıraç Yapmak” başlıklı yazıda mesele yalnızca siyasi hırslar üzerinden okunurken, dava dosyalarına giren iddialar ve kamuoyuna yansıyan beyanlar bilinçli şekilde görmezden gelinmektedir. Oysa hukukun devreye girmesi, keyfi değil; ciddi iddialar ve delillerin mahkemeye taşınmasının sonucudur. Parti içi demokrasiyi savunmak, hukuk denetimini yok saymak anlamına gelmez.
Son günlerde bazı kalemler, CHP kurultayıyla ilgili açılan davaları ve “mutlak butlan” tartışmalarını yalnızca siyasi rövanş arayışı gibi göstermeye çalışıyor. Ancak ortada basit bir siyasi çekişmeden çok daha ağır iddialar bulunmaktadır.
Mahkeme, durup dururken bir kurultayı tartışmaya açmaz. CHP eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş ve bazı kurultay delegeleri tarafından açılan davalarda; delegelere para dağıtıldığı, oy karşılığında menfaat sağlandığı, bazı kişilere iş vaat edildiği ve kurultay sürecinin siyasi etik sınırlarının dışına taşındığı yönünde ciddi iddialar bulunmaktadır. Kamuoyuna yansıyan anlatımlarda; bazı il başkanları ve delegeler üzerinden para trafiği kurulduğu, delegelere nakit dağıtıldığı ve oy tercihlerini belgelemelerinin istendiği öne sürülmektedir.
Eğer bu iddialar doğruysa mesele artık “siyasi rekabet” değil; doğrudan parti iradesinin şaibeli hale gelmesidir.
Burada dikkat çekici olan nokta şudur:
Bazı çevreler, “delege iradesi” söylemini sürekli tekrar ederken, o iradenin gerçekten özgür olup olmadığını sorgulamaktan özellikle kaçınmaktadır. Çünkü özgür irade; baskıdan, maddi menfaatten ve makam beklentisinden bağımsız olmalıdır. Delegelerin ekonomik veya siyasi vaatlerle yönlendirilmesi halinde ortaya çıkan sonuç demokratik meşruiyet değil, organize siyasi manipülasyondur.
Ayrıca kurultay divan sürecine ilişkin tartışmalar da hafife alınamaz. Divan başkanının süreç içerisinde görev alanını terk ettiği yönündeki iddialar, kurultayın usul yönünden de ciddi şekilde tartışılmasına neden olmuştur. Hukuk yalnızca sonuçla değil, yöntemin meşruiyetiyle de ilgilenir. Demokratik süreçler sadece sandık kurmakla değil; o sandığın adil, şeffaf ve eşit koşullarda işlemesiyle anlam kazanır.
Bugün yapılması gereken şey, mahkemeyi hedef göstermek ya da her hukuki denetimi “partiye operasyon” diye yaftalamak değildir. Asıl yapılması gereken; ortaya atılan iddiaların açıklığa kavuşmasını sağlamak ve parti içi siyaseti kişisel sadakat ilişkilerinden kurtarmaktır.
Hiç kimse, “biz kazandık, artık sorgulanamayız” anlayışıyla hareket edemez. Çünkü demokrasi yalnızca seçim kazanmak değil; hesap verebilir olmaktır.
CHP’nin geleceği, kişilere bağlı kör sadakatle değil; şeffaflık, hukuk ve ahlaki tutarlılıkla güçlenebilir. Parti içi demokrasiyi savunmak isteyen herkesin önce delegelerin gerçekten özgür iradesini savunması gerekir. Aksi halde “değişim” söylemi, yalnızca yeni bir güç paylaşımının üzerini örten siyasi slogana dönüşür. Sonuç olarak “mutlak butlan” kararı üyenin hukukunu koruyan bir karar olarak çıkmıştır. Artık hiçbir belediye başkabnı veya yönetici A101 kary dağıtarak, makam vaad ederek delege seçimlerinde diledikleri gibi at oynatamayacak.
Editör Notu
Siyasi partiler demokratik hayatın temel kurumlarıdır. Bu nedenle kurultay süreçleriyle ilgili her iddia ciddiyetle incelenmeli, hukuk süreci tamamlanmadan kimse peşinen suçlu ya da masum ilan edilmemelidir. Ancak demokrasi adına hukuki denetimi bütünüyle reddetmek de, parti içi etik tartışmalarını yok saymak da doğru değildir. Gerçek demokrasi; hem sandığı hem hukuku birlikte savunabilmektir.




