Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Azerbaycan halkı, Türk-Oğuz köklerine, kendine özgü bir dile, kültüre ve tarihsel deneyime sahip bağımsız bir halktır. Azerbaycan kimliğini yalnızca din, mezhep veya Türkiye ile soydaşlık üzerinden açıklamak mümkün değildir. Bu kimlik; Güney Kafkasya'nın tarihsel birikimi, devlet geleneği, Sovyet dönemi ve bağımsızlık mücadelesi içinde şekillenmiştir.

featured

AZERBAYCAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ

Tarihsel birikim, siyasal bağımsızlık ve bölgesel barış üzerine

Cezmi Doğaner

Azerbaycan halkının tarihsel kimliği

Azerbaycan halkı, Türk-Oğuz köklerine, kendine özgü bir dile, kültüre ve tarihsel deneyime sahip bağımsız bir halktır. Azerbaycan kimliğini yalnızca din, mezhep veya Türkiye ile soydaşlık üzerinden açıklamak mümkün değildir. Bu kimlik; Güney Kafkasya’nın tarihsel birikimi, devlet geleneği, Sovyet dönemi ve bağımsızlık mücadelesi içinde şekillenmiştir.

28 Mayıs 1918’de ilan edilen Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti, parlamenter ve laik devlet geleneğinin önemli bir örneğidir. Kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınması, dönemi açısından ileri bir demokratik gelişmeydi. Ancak cumhuriyetin ömrü kısa sürdü ve 1920’de Sovyet yönetimi kuruldu. Azerbaycan, 18 Ekim 1991’de bağımsızlığını yeniden ilan ederek kendi siyasal geleceğini belirleme yolunda önemli bir adım attı.

1980’lerin sonunda güçlenen bağımsızlık hareketi, Azerbaycan halkının özgürlük ve egemenlik talebini açık biçimde ortaya koydu. 19-20 Ocak 1990’da Sovyet askerlerinin Bakü’ye müdahalesi sırasında çok sayıda sivil hayatını kaybetti. Kara Ocak olarak anılan bu olaylar, Azerbaycan toplumunun tarihsel hafızasında derin izler bıraktı. Yaşanan baskılar, bağımsızlık arzusunu ortadan kaldırmak yerine daha da güçlendirdi.

Sovyetler Birliği döneminde Azerbaycan dili ve kültürü, Rusçanın yönetim, bilim ve akademik yaşamda sahip olduğu üstün konumun etkisi altında kaldı. Alfabe değişiklikleri ve dil politikaları da bu tarihsel sürecin bir parçasıydı. Yaklaşık yetmiş yıllık Sovyet deneyimi, Azerbaycan halkına kolektif ekonomi ve sosyal devlet uygulamalarının yanı sıra merkezî bürokrasinin, siyasal baskının ve halkın karar süreçlerinden uzaklaştırılmasının yarattığı sorunları da yaşattı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra piyasa ekonomisine geçiş ise yeni ekonomik ve toplumsal sorunları beraberinde getirdi. Bütün bu deneyimler, Azerbaycan’ın bugünkü kimliğini ve bağımsızlık anlayışını değerlendirmek açısından önemlidir.

Türkiye-Azerbaycan ilişkileri: Soydaşlık mı, eşitlik mi?

Azerbaycan halkı, kendi tarihsel deneyimlerine, siyasal iradesine ve toplumsal birikimine sahip bağımsız bir halktır. Türkiye’nin Azerbaycan’a yaklaşımı bu gerçeğin bilinciyle şekillenmelidir. Türkiye’nin kendisini Azerbaycan’ın üzerinde konumlandırması veya ona nasıl bir siyasal ve toplumsal düzen benimsemesi gerektiğini anlatması kabul edilemez.

Azerbaycan halkının Türkiye’den öğrenebileceği şeyler olduğu gibi Türkiye toplumunun da Azerbaycan’ın tarihinden, laiklik deneyiminden ve bağımsızlık mücadelesinden öğrenebileceği çok şey vardır. İki ülke arasındaki ilişki, bir tarafın diğerine yol gösterdiği hiyerarşik bir ilişki değil, eşit iki toplumun karşılıklı deneyimlerinden yararlandığı bir dayanışma ilişkisi olmalıdır.

Ortak tarih, dil ve kültür bağları kuşkusuz önemli bir yakınlık yaratmaktadır. Ancak soydaşlık ve din kardeşliği, ekonomik çıkarların veya siyasal nüfuz arayışlarının gerekçesi haline getirilmemelidir. Azerbaycan’ın bağımsızlığına saygı, yalnızca sınırlarını ve devlet egemenliğini tanımakla sınırlı değildir. Halkın kendi siyasal, kültürel ve toplumsal tercihlerini özgürce belirleme hakkını da kabul etmeyi gerektirir.

Laiklik ve inancın siyasal amaçlarla kullanılması

Azerbaycan’ın önemli tarihsel ve toplumsal özelliklerinden biri de laikliktir. Laiklik, yalnızca devletin din karşısındaki konumunu belirleyen bir ilke değildir; farklı inançlara ve mezheplere mensup insanların eşit yurttaşlar olarak yaşamasını güvence altına alan demokratik bir anlayıştır.

Dinî inançların siyasal iktidar elde etmek, toplumu tek bir mezhep anlayışı doğrultusunda biçimlendirmek veya demokratik kurumları zayıflatmak amacıyla kullanılması ciddi bir sorundur. İnanç özgürlüğünü savunmak, inancın siyasal baskı aracına dönüştürülmesine karşı çıkmayı da gerektirir. Bununla birlikte, herhangi bir kıyafetin bütün kadınlar ve kız çocukları için zorunlu bir siyasal veya dinsel kimlik göstergesi hâline getirilmesine de karşı çıkılmalıdır.

Asıl mesele, bireyin inanç ve kıyafet özgürlüğünü korurken dinin siyasal baskı aracına dönüştürülmesini önlemektir. Laik devlet ne inançsızlığı dayatmalı ne de belirli bir dinî yorumun topluma zorla benimsetilmesine izin vermelidir. Devletin görevi, yurttaşların özgürlüğünü, eşitliğini ve haklarını korumaktır.

Türkiye’nin Azerbaycan’a yönelik politikası da bu anlayışa dayanmalıdır. Türkiye’deki herhangi bir siyasi iktidarın Azerbaycan toplumunu belirli bir mezhep veya dinî anlayış doğrultusunda yönlendirmeye çalışması, bağımsızlık ve karşılıklı saygı ilkeleriyle bağdaşmaz. Her toplum kendi laiklik anlayışını ve toplumsal geleceğini belirleme hakkına sahiptir.

Azerbaycan ve Güney Kafkasya

Türkiye’nin öncelikleri arasında Azerbaycan’ın bağımsızlığına ve egemenliğine saygı gösterilmesi, Nahçıvan’ın güvenliğinin gözetilmesi, kalıcı barışın desteklenmesi ve bölgesel ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi bulunmalıdır.

Nahçıvan’ın coğrafi konumu, Azerbaycan ve Türkiye açısından özel bir önem taşımaktadır. Bu bölgenin güvenliği ve Azerbaycan’ın ana topraklarıyla ulaşım bağlantıları, ilgili devletlerin egemenlik hakları ve uluslararası hukuk çerçevesinde ele alınmalıdır. Tek taraflı girişimler yerine karşılıklı anlaşmalar ve diplomatik çözümler esas alınmalıdır.

Azerbaycan’ın kalkınması da yalnızca petrol ve doğal gaz gelirleri üzerinden değerlendirilmemelidir. Doğal kaynaklar ekonomik olanaklar yaratabilir; ancak toplumsal refahı kendiliğinden sağlayamaz. Demokratik kurumlar, hukukun üstünlüğü, eğitim, insan hakları, sosyal devlet ve gelir dağılımında adalet sürdürülebilir kalkınmanın temel koşullarıdır. Büyüyen ve gelişen bir ekonomik güce sahip.

Güney Kafkasya’da kalıcı barışın temeli güvenlik, diplomasi, uluslararası hukuk, ekonomik işbirliği ve toplumsal uzlaşmadır. Türkiye’nin bölgedeki etkinliği askerî güç gösterileriyle değil, diyalog kanallarını açık tutabilme ve taraflar arasında güven oluşturabilme kapasitesiyle ölçülmelidir.

Sonuç: Bağımsızlığa saygı, barışa bağlılık

Azerbaycan halkının bağımsızlık mücadelesi, kendi geleceğini belirleme hakkının tarihsel bir örneğidir. Türkiye’nin Azerbaycan politikası, soydaşlık ve din kardeşliği söyleminin ötesine geçerek bağımsızlık, laiklik, demokrasi ve karşılıklı saygı ilkelerine dayanmalıdır.

Azerbaycan halkı kendi siyasal tercihlerini yapma hakkına sahiptir. Türkiye’nin görevi bu tercihleri yönlendirmek veya kendi iç siyasal anlayışını Azerbaycan’a taşımak değil, Azerbaycan’ın bağımsızlığına ve egemenliğine saygı göstermektir.

Dostluk, bir halkın diğerini yönetme hakkı değildir. Kardeşlik, karşılıklı bağımlılık yaratmak değil, eşitliği ve özgürlüğü savunmaktır. Gerçek dayanışma, ekonomik çıkarların ve siyasal beklentilerin ötesine geçebildiği ölçüde anlam kazanır.

Bu nedenle Azerbaycan’a yaklaşımımızın temel ilkesi açık olmalıdır: Bağımsızlığa saygı, laikliğin korunması, demokratik değerlerin güçlendirilmesi ve bölgesel barışın savunulması.

Siyasal iktidarlar değişebilir, ekonomik çıkarlar farklılaşabilir ve dış politika öncelikleri yeniden belirlenebilir. Ancak halkların kendi geleceklerini belirleme hakkı, demokratik bir siyasal anlayışın vazgeçilmez ilkesi olarak kalmalıdır.

Can Azerbaycan! Bağımsızlığına saygı, halkına özgürlük, geleceğine barış!

Cezmi Doğaner
Öğretim Üyesi
Avrupa Sosyal Demokrat Hareketi Başkanı





Abonelik

Sol Medya'ya destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!