Özgür Özel'in açıklamasında dikkat çeken nokta, Kılıçdaroğlu'nun genel nitelikteki dokunulmazlık çağrısını gelecekte Yeni Parti kadrolarına uygulanabilecek bir tehdit olarak yorumlamasıdır.
Özgür Özel’in açıklamasında dikkat çeken nokta, Kılıçdaroğlu’nun genel nitelikteki dokunulmazlık çağrısını gelecekte Yeni Parti kadrolarına uygulanabilecek bir tehdit olarak yorumlamasıdır.
Oysa Kılıçdaroğlu’nun 3 Kasım’daki açıklamasında doğrudan Yeni Parti milletvekillerini hedef alan bir ifade bulunmuyor. Bu bağlantıyı kuran ve geleceğe yönelik böyle bir sonuç çıkaran kişi Özgür Özel.
Öyleyse şu soruları sormak gerekiyor:
Yolsuzluk yapan siyasetçilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması çağrısı, bütün siyasi partiler için geçerli olması gereken genel bir hukuk ilkesi değil midir?
Bu ilke Yeni Parti için de, CHP için de, AKP için de, diğer siyasi partiler için de geçerli değil midir?
Eğer bir siyasetçi hakkında yolsuzluk iddiası varsa, bunun araştırılmasından neden rahatsızlık duyulsun?
Suçsuz olanın kendisini hukuk önünde savunmasından daha doğal ne olabilir?
Burada tartışılması gereken, dokunulmazlıkların kişilere göre uygulanıp uygulanmayacağı değil, herkes için eşit ve adil bir hukuk düzeninin nasıl kurulacağıdır.
ERDOĞAN’IN YENİDEN ADAYLIĞI MESELESİ DE AYRI BİR TARTIŞMA
Özgür Özel’in açıklamasında Kılıçdaroğlu’na yönelttiği bir diğer eleştiri de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi için anayasa değişikliğine destek vereceği iddiasıydı.
Ancak Kılıçdaroğlu’nun 9 Ekim 2026 tarihli aynı televizyon programındaki açıklamaları bu iddiayla ilgili de önemli bir karşılaştırma imkânı sunuyor.
Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi için anayasal engelin bulunduğunu belirterek, bir kişinin yeniden aday olabilmesi amacıyla anayasanın değiştirilmesini doğru bulmadığını ifade etti.
Hatta konuşmasında, iktidara gelenlerin iktidarda kalmak için yasaları kendilerine göre değiştirmelerini eleştirdi.
Bu nedenle Özel’in Kılıçdaroğlu’na yönelik sözleri ile Kılıçdaroğlu’nun kamuya açık açıklamalarını birbirinden ayırmak gerekiyor. Bir siyasetçinin diğerinin niyetine ilişkin yorumunu, doğrudan verilmiş bir söz gibi değerlendirmek doğru değildir.
ASIL KORKULMASI GEREKEN DOKUNULMAZLIKLAR MI, HUKUKUN YOKLUĞU MU?
Türkiye’nin temel sorunlarından biri, siyasetin zaman zaman hukuk üzerinden yürütülen karşılıklı suçlamalara dönüşmesidir.
Oysa demokratik bir ülkede milletvekilliği, belediye başkanlığı veya parti yöneticiliği kimseye hukukun üzerinde bir konum sağlamamalıdır.
Dokunulmazlık, milletvekilinin halk adına özgürce konuşabilmesini ve görevini baskı altında kalmadan yerine getirmesini güvence altına almak içindir. Yolsuzluk iddialarının üzerini örtmek için kullanılabilecek bir ayrıcalık olarak görülmemelidir.
Aynı şekilde, dokunulmazlıkların kaldırılması da iktidarın veya siyasi çoğunluğun muhalefeti susturabileceği bir araca dönüşmemelidir.
Bu nedenle Türkiye’nin ihtiyacı, kişiye ve partiye göre değişen uygulamalar değil; herkes için geçerli, bağımsız yargıya dayanan, eşit ve adil bir hukuk düzenidir.
ÖZGÜR ÖZEL’E SORUYORUZ: BU TEPKİNİN NEDENİ NE?
Kılıçdaroğlu’nun geçmişteki dokunulmazlık kararını eleştirmek elbette Özgür Özel’in siyasi hakkıdır. 2016’daki kararın sonuçları da tartışılmaya devam edebilir.
Ancak bugün yolsuzluk yapan siyasetçilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması gerektiğini söyleyen bir açıklamaya karşı çıkarken, meselenin özünden uzaklaşıp bunu doğrudan kendi siyasi kadrolarına yönelik bir tehdit olarak yorumlamak, cevaplanması gereken yeni soruları beraberinde getiriyor.
Özgür Özel’in 2016’daki anayasa değişikliğine ilişkin eleştirilerinde haklı bulduğu noktalar olabilir. Ancak aynı hassasiyetin bugün bütün siyasi partiler için geçerli bir hukuk ilkesi olarak savunulması gerekmez mi?
Bizim sorguladığımız nokta tam da budur.
Sayın Özel, yolsuzluk yapan siyasetçilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması çağrısı neden sizi bu kadar rahatsız etti?
Bu çağrı gerçekten Yeni Parti kadrolarına yönelik bir tehdit mi, yoksa herkes için geçerli olması gereken bir hukuk ilkesinin savunulması mı?
Korkulması gereken, yolsuzluk yapanların hesap vermesi değil; suçlamaların siyasi kimliğe göre değerlendirilmesi ve hukukun kişilere göre uygulanmasıdır.
Siyasetçilerin görevi dokunulmazlık zırhını savunmak değil, halkın kendilerine emanet ettiği yetkinin hesabını verebilecekleri bir düzen kurmaktır.
ÖZGÜR ÖZEL’İN TEPKİSİNDEKİ ASIL MESELE NE?
Özgür Özel’in açıklamasında dikkat çeken nokta, Kılıçdaroğlu’nun genel nitelikteki dokunulmazlık çağrısını gelecekte Yeni Parti kadrolarına uygulanabilecek bir tehdit olarak yorumlamasıdır.
Oysa Kılıçdaroğlu’nun 3 Kasım’daki açıklamasında doğrudan Yeni Parti milletvekillerini hedef alan bir ifade bulunmuyor. Bu bağlantıyı kuran ve geleceğe yönelik böyle bir sonuç çıkaran kişi Özgür Özel.
Öyleyse şu soruları sormak gerekiyor:
Yolsuzluk yapan siyasetçilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması çağrısı, bütün siyasi partiler için geçerli olması gereken genel bir hukuk ilkesi değil midir?
Bu ilke Yeni Parti için de, CHP için de, AKP için de, diğer siyasi partiler için de geçerli değil midir?
Eğer bir siyasetçi hakkında yolsuzluk iddiası varsa, bunun araştırılmasından neden rahatsızlık duyulsun?
Suçsuz olanın kendisini hukuk önünde savunmasından daha doğal ne olabilir?
Burada tartışılması gereken, dokunulmazlıkların kişilere göre uygulanıp uygulanmayacağı değil, herkes için eşit ve adil bir hukuk düzeninin nasıl kurulacağıdır.
ERDOĞAN’IN YENİDEN ADAYLIĞI MESELESİ DE AYRI BİR TARTIŞMA
Özgür Özel’in açıklamasında Kılıçdaroğlu’na yönelttiği bir diğer eleştiri de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi için anayasa değişikliğine destek vereceği iddiasıydı.
Ancak Kılıçdaroğlu’nun 9 Ekim 2026 tarihli aynı televizyon programındaki açıklamaları bu iddiayla ilgili de önemli bir karşılaştırma imkânı sunuyor.
Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi için anayasal engelin bulunduğunu belirterek, bir kişinin yeniden aday olabilmesi amacıyla anayasanın değiştirilmesini doğru bulmadığını ifade etti.
Hatta konuşmasında, iktidara gelenlerin iktidarda kalmak için yasaları kendilerine göre değiştirmelerini eleştirdi.
Bu nedenle Özel’in Kılıçdaroğlu’na yönelik sözleri ile Kılıçdaroğlu’nun kamuya açık açıklamalarını birbirinden ayırmak gerekiyor. Bir siyasetçinin diğerinin niyetine ilişkin yorumunu, doğrudan verilmiş bir söz gibi değerlendirmek doğru değildir.
ASIL KORKULMASI GEREKEN DOKUNULMAZLIKLAR MI, HUKUKUN YOKLUĞU MU?
Türkiye’nin temel sorunlarından biri, siyasetin zaman zaman hukuk üzerinden yürütülen karşılıklı suçlamalara dönüşmesidir.
Oysa demokratik bir ülkede milletvekilliği, belediye başkanlığı veya parti yöneticiliği kimseye hukukun üzerinde bir konum sağlamamalıdır.
Dokunulmazlık, milletvekilinin halk adına özgürce konuşabilmesini ve görevini baskı altında kalmadan yerine getirmesini güvence altına almak içindir. Yolsuzluk iddialarının üzerini örtmek için kullanılabilecek bir ayrıcalık olarak görülmemelidir.
Aynı şekilde, dokunulmazlıkların kaldırılması da iktidarın veya siyasi çoğunluğun muhalefeti susturabileceği bir araca dönüşmemelidir.
Bu nedenle Türkiye’nin ihtiyacı, kişiye ve partiye göre değişen uygulamalar değil; herkes için geçerli, bağımsız yargıya dayanan, eşit ve adil bir hukuk düzenidir.
ÖZGÜR ÖZEL’E SORUYORUZ: BU TEPKİNİN NEDENİ NE?
Kılıçdaroğlu’nun geçmişteki dokunulmazlık kararını eleştirmek elbette Özgür Özel’in siyasi hakkıdır. 2016’daki kararın sonuçları da tartışılmaya devam edebilir.
Ancak bugün yolsuzluk yapan siyasetçilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması gerektiğini söyleyen bir açıklamaya karşı çıkarken, meselenin özünden uzaklaşıp bunu doğrudan kendi siyasi kadrolarına yönelik bir tehdit olarak yorumlamak, cevaplanması gereken yeni soruları beraberinde getiriyor.
Özgür Özel’in 2016’daki anayasa değişikliğine ilişkin eleştirilerinde haklı bulduğu noktalar olabilir. Ancak aynı hassasiyetin bugün bütün siyasi partiler için geçerli bir hukuk ilkesi olarak savunulması gerekmez mi?
Bizim sorguladığımız nokta tam da budur.
Sayın Özel, yolsuzluk yapan siyasetçilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması çağrısı neden sizi bu kadar rahatsız etti?
Bu çağrı gerçekten Yeni Parti kadrolarına yönelik bir tehdit mi, yoksa herkes için geçerli olması gereken bir hukuk ilkesinin savunulması mı?
Korkulması gereken, yolsuzluk yapanların hesap vermesi değil; suçlamaların siyasi kimliğe göre değerlendirilmesi ve hukukun kişilere göre uygulanmasıdır.
Siyasetçilerin görevi dokunulmazlık zırhını savunmak değil, halkın kendilerine emanet ettiği yetkinin hesabını verebilecekleri bir düzen kurmaktır.
Kaynak ve arşiv dayanakları:
- Cumhuriyet – Kılıçdaroğlu’nun 3 Kasım 2026 tarihli açıklaması
- T24 – Özgür Özel’in Kılıçdaroğlu’na yanıtı
- Anadolu Ajansı – 14 Nisan 2016 dokunulmazlık açıklaması
- DW – 2016 dokunulmazlık değişikliğinin Meclis süreci
- CHP’nin yayımladığı 9 Ekim 2026 KRT TV röportajı



