Özelde öyle söylüyordu ya; birini üzülürken görsem ben de üzülürüm…
Özelde öyle söylüyordu ya; birini üzülürken görsem ben de üzülürüm… Öyle ama… Birini “savunmasız” yakalamak hiç aklımdan geçmez örneğin, ya da daha iyi “şeyler” yapıyor diye “bir adım” ileriden gidiyorsa da kıskanmam! “Nasıl daha iyisini yapabilirim” diye düşünürüm! Bir de elbette, insanın “kaldıracağı ağırlığı” da bilmesi gerek, altında ezilmemesi için! Örneğin Maradona gibi futbol oynayamayacağımı, Muhammed Ali gibi dövüşemeyeceğimi bilmem, yapacağım “iyi şeye” çalışmam gerekir öncelikle…
Şunu açıkça belirteyim; hırsızlık, dolandırıcılık, haksız kazanç gibi şeyler yapmak da bana oldukça uzak! O yapının içinden geldik çünkü! Hak ettiğimizi almayı, hak edene hakkını vermeyi “ödev” saydık kendimize… Birbuçuk yıldır Silivri’de tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu çalmış/ haksız kazanç elde etmiş midir, ya da denildiği gibi eski Aile/ Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya üç/ beş ay içerisinde yatırdıklarını on/ onbeş kat artırmışlar mıdır, üstelik bunu yaparken “konumlarını” kullanmışlar mıdır? Suçlularsa inanın, bedelinin ödetilmesini isterim!
***
Ekrem İmamoğlu suçlu mudur, suçsuz mudur; bunu söyleyecek ben olmadığım gibi, hiç kimse değildir! Bir insanın suçlu olup olmadığını hukuk, mahkeme, kanıtlar üzerinde ortaya kor! Bugün bildiğimiz, İmamoğlu’na ilişkinağır suçlamalar bulunduğu, bu suçlamalar nedeniyle yargılamaların sürdüğü, kendisinin tutuklu bulunduğu da olsa, davanın siyasal tartışmaların tam ortasında yürüdüğü de açık!Kimler yok ki içinde, kimi tutuklu, kimi tutuksuz…Bir bırakıp “iktidar” partisine geçenler kurtuluyor; yüzlerce sanık yargılanıyor, İmamoğlu için ağır yaptırımların olacağı belirtiliyor! Bunlar öne sürülen suçlamaların muhalefete yaşattıkları, üstelik birbuçuk yıldır hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmamasına karşın…
Öyleyse bir insanı, özellikle de yargılama sürerken, her fırsatta “suçlu” diye anmak ne anlama geliyor? Hele bunu “iktidar” kanadının sözcüleri yapıyorsa… Daha mahkeme kararını vermemişken bir insanı toplumun önünde “suçlu” diye göstermek, yalnız o insanın değil, adalet duygusunun da üstüne basmak değil midir? Suçlamanın ağırlığı ne olursa olsun, insanı “suçlu” yapan şey başkalarının sözü değil, kanıtlar olmalı… Çok mu zor bunu yapabilmek? Suçluysa hesabını versin; suçsuzsa kimse onu “suçlu” diye damgalamasın… Açık net!
***
Aynı ölçüyü Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya için de tutacak mıyız peki? Tutmalıyız! İmamoğlu için “suçlu demeyin, mahkeme söylesin” diyorsam, Kaya çifti için de aynısını söylemeliyim. Şimdi haklarında bir soruşturma yürütülüyor; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, tüm mal varlıklarının dondurulması için ilgili kurumlara yazı gönderdi. Öne sürülenlere göre anapara piyasasındaki bazı işlemlerden çok büyük kazanç sağlanmış; işin içinde “gizli bilgi kullanma” gibi ağır bir suç bulunup bulunmadığı araştırılıyor. Peki suçlu mudurlar? Kanıtlar ortaya çıksın, hukuk söylesin, mahkeme karar versin!
Ama burada bir soru çıkıyor karşımıza;“iktidar” çevresinden birinin adı bir soruşturmada geçtiğinde neden ‘suçlu’ dememek gerektiği anımsatılıyor da, İmamoğlu’nun birbuçuk yıldır Silivri’de tutuklu olduğu unutuluyor? Kanıtsız kimsenin suçlu sayılmasını istemiyorum, “adalete” uyulması gerektiğini söylüyorum. Suç varsa ortaya çıksın, hakları çalınan yurttaşın hesabı sorulsun! Hukuk dediğimiz şey biraz da bu değil mi; aynı tartaç, kimin karşısında durduğuna bakılmadan doğru tartmalı…
***
Adaletin ölçüsü, kimin karşısında durduğuna bakılmadan doğru tartmasıdır… Toplum ancak o zaman rahat bir soluk alır! Yurttaşın aralarında konuşacağı, karar vereceği bir olgu değil bu! Ayrıca yurttaşın öyle çok sorunu var ki; kış ayları yaklaşmaya başlarken nasıl barınırım, doyarım, ısınırım sorularının yanıtını arıyor! Yalnız bunlar mı? Hayır, okula giden çocuğunun masrafları, mevsimsel giyecekler, yaşamın birikmiş sorunları…
Birini “muhalif” kimliği nedeniyle ağır yaptırımlarla karşı karşıya bırakıp diğerini korumak, yurttaşın vicdanında derin yaralar açıyor; bilin… “iktidarın” iddialara dayalı “suçlu” söyleminin toplumda savunulur duruma gelmesinin açtığı yarayı da unutmamak gerek! İmamoğlu, Kaya çifti, diğerleri; insan onuruna kuşku bulaştırmadan, hakça yargılanıp yaptıklarının karşılığını almalılar… Yaşamın anlamı da bu değil mi? 031026



