Bir markete giriyorsunuz… Aradığınız ne varsa raflarda; ne güzel! Ekmek, süt, peynir, et, sebze, meyve…
Bir markete giriyorsunuz… Aradığınız ne varsa raflarda; ne güzel! Ekmek, süt, peynir, et, sebze, meyve… Biraz ileride kırtasiye ürünleri, mutfak gereçleri, temizlik malzemeleri, oyuncak, giysi… Sanki bakkal, kasap, manav, kırtasiye, züccaciye, pastane hepsi aynı çatı altında toplanmış. İnsan ister istemez “yok yok!” diyor. Üniversiteyi bitiren gençler de kasada… Bu bolluğun dışında kalanlar da var: Kapısına kilit vurulan işyerleri, yıllarca aynı sokakta olan sonra işini yitiren esnaf… Onlar da ‘yok yok’!
Alışverişin kolaylaştığını yadsıyacak değilim. Birkaç adımda pek çok ürüne ulaşmak, fiyatları karşılaştırmak, indirim kovalamak yurttaşın işine de gelmiyor değil! Hele geçim koşullarının her gün biraz daha ağırlaştığı bir dönemde ucuz olanı aramak, kovalamak… Yurttaşa “mahalle bakkalından alışveriş yap” diye öğüt de veriliyor biliyorsunuz… Göz önünde tutulmayanşu; ay sonunu getiremeyen dargelirli emekçinin sıkıştığında koşacağı yer, cebinde parası olmasa bile sığınacağı yer “mahalle bakkalı”…Bugün sistemin “kolaylık” algısıyla beslediği düzenin, gelecekte nasıl bir çarşı, nasıl bir mahalle bırakacağını düşünen var mı?
***
Anımsayan vardır; bakkal yalnızca alışveriş yapılan yer değildi. Mahallenin sesiydi, belleğiydi, güven odağıydı… Kimin evinde ne eksik, kimin çocuğu okuldan dönmedi, hangi yaşlı komşunun kapısı çalınmalı; bilirdi. Kasap, müşterisinin alışkanlığını tanırdı. Kırtasiyeci, okul açılırken hangi ailenin defter kalem hesabı yaptığını görürdü… Bunları romantik bir geçmiş özlemiyle anlatmıyorum. Küçük işletmelerin ekonomik yaşamın yanı sıra toplumsal ilişkilerde de bir yeri olduğunu anımsatıyorum. Bir mahalle bakkalının kapanmasının mahallede neleri eksilteceğinden söz ediyorum.
Elbette her kapanışı zincir marketlere bağlayamayız… Kira artışı, elektrik gideri, vergi, borç, alım gücündeki düşüş… Küçük esnafın sırtında zaten ağır bir yük var. Büyük işletmelerin toplu alım gücü, geniş dağıtım ağı, fiyat belirleme üstünlüğü karşısında küçük işyerlerinin ayakta kalması kolay değil. Üstelik aynı ürünün onlarca çeşidini tek yerde sunan bir yapı, tüketiciyi kendine çekiyor da olabilir… Burada sorun bir marketin çok ürün satması değil de; piyasanın giderek az sayıda büyük oyuncunun elinde toplanması, tekelleşme eğilimi… Burada uygulanan sistemin “market” anlayışının yaygınlaşmasında, aranır olmasında etken olduğunu, emekçiyi “açlık sınırına” dayalı kazançla geçime zorladığını da gözden kaçırmamak gerek.
***
En yakınınızdaki markete girdiğinizde “yok yok” dediğinizi, aklınıza gelebilen her şeyi bulduğunuza sevindiğinizi biliyorum! “Gününü” yaşayan toplumlar, “günlük” sevinirler; bunun altını çizelim! Birgün sonrası, bir ay sonrası, bir yıl sonrası, çocukların geleceği gibi konular içinde yer almaz! Markette kaç kişi çalışıyor; üç, bilemediniz dört! Bugünkü ürün çeşitlerinin çok daha az olduğu zamanlarda da marketlerde çalışan sayısı aşağı yukarı aynıydı!Çeşit çoğaldıkça çalışan sayısı artmıyor, özellikle markette satılan her “çeşit ürün” dışarıda bazılarını “işsiz” bırakıyor!
Bir başka sorun da üreticinin pazarlık gücü… Ürününü satmak isteyen küçük üretici, büyük alıcılar karşısında nasıl yalnızlaştığını yer yer duyuyoruz… Tarlada ürünü hasada hazırlamak için yaşadığı zorluklar bir yandan, tefeci gibi fiyat kıran alıcılar bir yandan, üretim aşamasında günü sayılı borçlarını ödemek zorunda olması bir yandan, ucuza alınan ürünün rafta katlanarak satılması bir yandan…Sonunda kazanan marketler…Yitiren, emeğinin karşılığını alamayan üretici, ürüne daha çok bedel ödeyen tüketici…
***
“Yok yok market” diyoruz… Gerçekten de yok yok! Üretici, ürününü maliyetinin altında bir fiyata satmak zorunda kalırken tüketici aynı ürünü rafta daha pahalıya alıyor. Bu düzenin iki ucunda da yitiren var: Emeğinin karşılığını alamayan üretici, alım gücü giderek eriyen tüketici… Nereye gidiliyor biliyor musunuz? Üretici içinden çıkılmaz duruma gelecek, tüketici temel gereksinimlerini karşılamakta zorlanacak, sıra kazanan marketlere gelecek!
Üretim gerileyecek, birçok üründe dışalımın payı artacak, yerli üreticinin iç pazarda tutunması daha da zorlaşacak… Yurttaş temel tüketim ürünlerine biraz daha uzaklaşacak, işsizlik büyüyecek… Bugün küçük esnafı zorlayan bu düzen, yarın zincir marketlerin de satışlarını, kazançlarını olumsuz etkileyecek… “Yok yok” demeyin! 021126



