Cumhuriyet Halk Partisi'ni yönetenlerin artık iki ellerini başlarının arasına alıp ciddi biçimde düşünmeleri gerekiyor: Partide yaşanan bu krizin gerçek nedenleri nelerdir?
Cumhuriyet Halk Partisi’ni yönetenlerin artık iki ellerini başlarının arasına alıp ciddi biçimde düşünmeleri gerekiyor:
Partide yaşanan bu krizin gerçek nedenleri nelerdir?
Partiden ayrılanları, başka partilere geçenleri ya da bağımsız kalanları suçlamadan önce, CHP yönetiminin kendi sorumluluğuna bakması gerekir. Çünkü bir parti, insanlarını kaybediyorsa önce “Kim gitti?” diye değil, “Neden gitti?” diye sormalıdır.
Bu soru sorulmadan yapılacak her tartışma, sorunun kendisini değil yalnızca sonucunu konuşmak olur.
CHP’nin bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şey, samimi bir özeleştiri ve örgütüne yeniden güven veren bir anlayıştır.
Yıllarca parti için çalışan, mahalle mahalle dolaşan, seçimden seçime değil her zaman örgütün içinde olan insanların emekleri görmezden gelinirken; başka siyasi geleneklerden gelen bazı isimlerin kısa sürede önemli görevlere ve adaylıklara taşınması, doğal olarak örgüt içinde kırgınlık ve güvensizlik yaratmaktadır.
Burada mesele, başka partilerden gelen herkesin yanlış olduğu iddiası değildir. Siyaset değişebilir, insanlar parti değiştirebilir, farklı siyasi çevrelerden insanlar CHP’ye katılabilir. Ancak partiye katılmak başka, yıllarca o partinin yükünü taşımak başka bir şeydir.
Gerçek parti emekçisi ile siyaseti yalnızca makam ve adaylık üzerinden değerlendiren anlayış arasındaki fark burada ortaya çıkar.
Gerçek CHP’li; aday gösterilmediğinde de, görev verilmediğinde de, bir makam elde edemediğinde de partisinin yanında durabilendir. Çünkü onun için makam geçicidir, parti kalıcıdır.
Bir insanın CHP’ye yıllarca emek vermesi, yalnızca seçim dönemlerinde ortaya çıkmaması; örgütün zor günlerinde de yanında olması çok değerlidir.
Parti yönetimleri bu emeği görmezden gelirse, örgütün aidiyet duygusu zayıflar.
***
İNSANLAR GELİR, İNSANLAR GİDER; CHP KALIR
Bugün CHP’nin en önemli meselelerinden biri de budur.
Hiçbir siyasetçi partinin kendisinden daha büyük değildir.
Hiçbir belediye başkanı, milletvekili, genel başkan ya da parti yöneticisi CHP’nin üzerinde değildir.
İnsanlar gelir, insanlar gider.
Görevler değişir.
Makamlar değişir.
Ama parti kalır.
Bu nedenle CHP’ye sahip çıkmak, belli kişilere sahip çıkmak anlamına gelmemelidir. Asıl sahip çıkılması gereken partinin örgütü, ilkeleri, tarihi ve kurumsal kimliğidir.
Çağrı heyeti de dahil olmak üzere CHP’nin bütün aktörlerinin önceliği kişisel hesaplar değil, partinin bütünlüğü ve geleceği olmalıdır.
Çünkü parti kişilerin etrafında şekillendiğinde örgüt zayıflar; örgüt zayıfladığında da parti kendi tabanından kopmaya başlar.
***
KÜÇÜK BİR KÖY HİKÂYESİNDEN BÜYÜK BİR DERS
Bununla ilgili yıllar önce dinlediğim bir köy hikâyesi vardır.
Bir ağanın koyunlarına kurtlar dadanır. Ağa çaresiz kalınca bir arkadaşına danışır. Arkadaşı ona üç köpek verir ve kurtların artık sürüye yaklaşamayacağını söyler.
Fakat aradan zaman geçer. Kurtlar yeniden sürüye saldırmaya başlar.
Ağa arkadaşına nedenini sorar.
Arkadaşı, “Sana söylediğim gibi kendi köpeklerinin tamamını öldürdün mü?” diye sorar.
Ağa, “Hepsini öldürdüm, bir küçük enik kaldı acıdım onu öldürmedim.” der.
Arkadaşı ise şöyle cevap verir:
İşte mesele tam da burada. O enik büyüdü; senin daha önce öldürdüğün köpeklerin soyundan geldiği için onların taşıdığı asaleti ve karakteri sürdürdü. Ancak sürüye sahip çıkmak yerine, kurtların koyunları telef etmesinden sonra harekete geçerek onları püskürttü; ardından telef olan koyunların etlerini yemeye başladı. Senden gelen diğer köpekler de zamanla ona uydu ve aynı davranışı sürdürdü. Kurtların yeniden sürüye yaklaşmasının nedeni de işte budur.
Bu hikâyenin CHP açısından da önemli bir anlamı vardır. Bir siyasi parti, kendi örgütüne, kendi insanına ve kendi yetiştirdiği kadrolara güvenmeyip sürekli dışarıdan isimler getirir, onları aday yapar ve seçilmelerini sağlarsa, gün gelir o kişiler de tıpkı hikâyedeki küçük enik gibi kendi geçmişlerine, geldikleri çevrelere ve eski bağlarına dönebilirler. Dahası, kendilerini yetiştirip siyasete kazandıran partiden uzaklaşarak hatta partiyi terk ederek başka yollar arayabilirler.
Oysa bir parti, kendi kadrolarını yetiştirmeli, onlara sorumluluk vermeli ve önlerini açmalıdır. Çünkü örgütün içinden yetişen kadrolar, partinin kültürünü, değerlerini ve mücadelesini daha iyi taşır. Dışarıdan getirilen isimlere güvenerek kazanılan her başarı, kalıcı bir örgüt gücü anlamına gelmez; asıl güç, kendi insanını yetiştirip ona güvenmekten geçer.
***
ADAYLIK ÖDÜL DEĞİL, SORUMLULUKTUR
Milletvekilliği, belediye başkanlığı veya başka bir siyasi görev, kişiye verilen bir ödül değildir.
Bunlar halka karşı üstlenilen sorumluluklardır.
Bu nedenle aday belirlenirken yalnızca tanınırlık, kamuoyu görüntüsü veya seçim kazanma hesabı değil; parti geçmişi, örgütle ilişkisi, halkla bağı, siyasi birikimi ve parti ilkelerine bağlılığı da dikkate alınmalıdır.
Yıllarca parti kapılarında bekleyen, seçim dönemlerinde çalışan, sandık başında görev yapan, mahalle örgütlerinde emek veren insanların önünün sürekli başkalarına açılması, örgütün motivasyonunu kırar.
Örgüt, “Ben ne zaman değer göreceğim?” sorusunu sormaya başladığında sorun artık yalnızca birkaç kişinin sorunu olmaktan çıkar; parti kültürünün sorunu haline gelir.
***
ÇÖZÜM: KENDİ KADROMUZU YETİŞTİRMEK
CHP’nin geleceği açısından önemli gördüğüm önerilerden biri de Halkçı Gençlik Vakfı gibi bir yapının oluşturulmasıdır.
Amaç; gençleri yalnızca seçim zamanı sahaya sürmek değil, onları uzun vadeli bir siyasi ve toplumsal eğitimden geçirmek olmalıdır.
Atatürk ilke ve devrimlerini, Cumhuriyetin temel değerlerini, sosyal demokrasiyi, halkçılığı, hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi ve parti tarihini bilen; aynı zamanda toplumun sorunlarını tanıyan genç kadrolar yetiştirilmelidir.
Bu gençler yıllar boyunca eğitim almalı, örgüt içinde görev yapmalı, halkla iç içe olmalı ve siyaseti bir makam arayışı değil, topluma hizmet sorumluluğu olarak öğrenmelidir.
Böyle bir anlayış kurulursa CHP, her seçim döneminde dışarıdan aday aramak zorunda kalmaz.
Kendi kadrosunu kendi yetiştirir.
Kendi geleceğini kendi kurar.
***
ARTIK “KİM GİTTİ?” DEĞİL, “NEDEN GİTTİ?” DİYELİM
CHP’nin bugün yapması gereken, ayrılan insanların arkasından konuşmak ya da onları suçlamak değildir.
Önce kendi içine bakmalıdır.
Neden insanlar küstü?
Neden parti emekçileri kendilerini değersiz hissetti?
Neden örgüt ile yönetim arasında mesafe oluştu?
Neden yıllarca çalışan insanlar yerine, sonradan gelen isimlere daha fazla fırsat verildi?
Bu soruların cevapları dürüstçe verilmeden yaşanan sorunların çözülmesi mümkün değildir.
Gerçek özeleştiri, suçlu aramak değildir.
Gerçek özeleştiri, aynaya bakabilmektir.
CHP’nin bugün ihtiyacı olan da tam olarak budur.
SON SÖZ
CHP’nin tarihi yalnızca yöneticilerin tarihi değildir.
Bu partiye yıllarca emek vermiş, kapı kapı dolaşmış, seçimlerde görev almış, sandık başında beklemiş, mahalle örgütlerinde çalışmış milyonlarca insanın emeği vardır.
O nedenle CHP’nin geleceği birkaç kişinin siyasi hesabına bırakılamaz.
Parti yönetimleri artık örgütün sesini duymalıdır.
Parti emekçilerine güvenmeli, kendi kadrolarını yetiştirmeli ve adaylık süreçlerinde liyakati, emeği ve parti aidiyetini yeniden önemsemelidir.
Çünkü insanlar gelir, insanlar gider; görevler değişir, makamlar değişir. Ama CHP kalır.
CHP’nin yeniden güçlenmesinin yolu da kendi örgütüne yeniden güvenmekten geçer.
Önce aynaya bakmak…
Sonra hataları kabul etmek…
Sonra örgütle yeniden kucaklaşmak…
Ve geleceğin kadrolarını bugünden yetiştirmek.
Örgütünü kaybeden parti, gücünü de kaybeder.



