CHP İstanbul'da şimdi mesele koltuk değil, vefa ve sorumluluktur
CHP İstanbul’da şimdi mesele koltuk değil, vefa ve sorumluluktur
Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Örgütü, yaklaşık bir yıldır kolay bir dönemden geçmedi.
Mahkeme kararıyla İstanbul İl Başkanlığı yönetiminin görevden uzaklaştırılmasının ardından Gürsel Tekin başkanlığında oluşturulan geçici heyet, Zeki Şen ve Erkan Narsap’ın da aralarında bulunduğu isimlerle birlikte son derece tartışmalı ve gergin bir dönemin sorumluluğunu üstlendi. Mahkeme, Şubat ve Temmuz 2026’da heyetin görevine devam etmesine karar vermiş, 17 Eylül 2026’da ise tedbir kararlarını kaldırarak mahkemece verilen geçici görevi sona erdirmiştir.
Bu süreçte asıl tartışılması gereken, kimin hangi koltuğa oturacağı değildir.
Asıl soru şudur:
Bu zor dönemde İstanbul örgütünü ayakta tutmak için sorumluluk alan insanlara bugün nasıl davranılacaktır?
Gürsel Tekin ve arkadaşlarının yaklaşık bir yıl boyunca karşı karşıya kaldıkları baskılar, protestolar, tartışmalar ve siyasi gerilimler kamuoyunun gözü önünde yaşandı. Tekin görevi kabul ederken de partisinin adliye koridorlarından kurtarılması ve kongreye götürülmesi gerektiğini söylemişti.
Elbette herkesin o süreçte yaşananlara ilişkin farklı değerlendirmeleri olabilir.
Fakat bir gerçek de göz ardı edilmemelidir:
Zor zamanda sorumluluk almak ile işler yoluna girdikten sonra göreve talip olmak aynı şey değildir.
Şimdi mahkeme sürecindeki görev sona erdi.
Önümüzde ise çok daha önemli bir süreç var.
Örgütlerin yeniden şekilleneceği, ilçe ve il kongrelerinin yapılacağı kısa bir dönemden söz ediyoruz. Böyle bir dönemde İstanbul gibi Türkiye siyasetinin merkezlerinden biri olan bir il örgütünün yeniden bir tartışmanın içine çekilmesi, parti açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur.
Anadolu’da çok anlamlı bir söz vardır:
“Dereyi geçerken at değiştirilmez.”
Bu söz yalnızca bir geleneksel öğüt değildir.
Siyasette de karşılığı vardır.
Bir mücadele döneminin en zor aşamalarında görev alan, örgütün başında duran, bütün tartışmaların ve baskıların içerisinde sorumluluk üstlenen kadroların, işin en kritik noktası geride kaldıktan sonra bir kenara itilmesi parti vicdanında yeni tartışmalar yaratabilir.
Burada mesele Gürsel Tekin’in şahsı da değildir.
Mesele siyasi vefadır.
Mesele örgütsel hafızadır.
Mesele parti içi dayanışmadır.
Ve en önemlisi, CHP’nin zaten ağır bir tartışma döneminden geçtiği bir süreçte yeni kırılmaların önüne geçebilmektir.
Hazıra konmak kolaydır, bedel ödemek başka
Bugün bazı çevrelerde yeni bir ismin İstanbul İl Başkanlığı’na getirilebileceği yönündeki kulis değerlendirmeleri konuşuluyor.
Bunların doğruluğu ayrıca Genel Merkez tarafından açıklanmadıkça kesin bir bilgi olarak kabul edilmemelidir.
Ancak böyle bir görevlendirme gündeme geldiğinde sorulması gereken çok temel bir soru vardır:
Bu görevi bugün isteyenler, İstanbul İl Başkanlığı’nın en zor günlerinde neredeydi?
Çünkü siyasi mücadelede yalnızca sonuçtan yararlanmak değil, zor zamanda sorumluluk almak da önemlidir.
Birileri mücadele ederken uzakta durup, mücadele sonuç verdikten sonra ortaya çıkmak parti kültürü açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.
CHP’nin ihtiyacı, yeni bir görev kavgası değildir.
CHP’nin ihtiyacı, örgütün bütün unsurlarını birbirine düşürmeden kongre sürecine yürüyebilmektir.
“Kullanılır ve atılır” siyaseti CHP’ye yakışmaz
Son dönemde parti içinde kullanılan bazı ifadeler ve siyasi mesajlar da dikkatle değerlendirilmelidir.
Zeynel Emre’ye atfedilen “Gün gelir birileri kullanılır, atılır” şeklindeki sözlerin gerçekten hangi bağlamda söylendiği ve kimi hedeflediği açık biçimde ortaya konulmadan, bu sözlere kesin bir anlam yüklemek doğru olmaz.
Fakat CHP açısından daha geniş bir ilke üzerinde düşünmek gerekir:
İnsanları mücadele döneminde kullanıp, ihtiyaç ortadan kalktığında kenara koyan bir siyaset anlayışı parti kültürünü yıpratır.
Bugün Gürsel Tekin ve arkadaşları hakkında verilecek karar da bu açıdan önemlidir.
Çünkü mesele yalnızca bir il başkanlığı görevlendirmesi değildir.
Verilecek karar, parti içinde şu mesajın da karşılığı olacaktır:
“Zor günlerde yanımızda duranların emeğini unutuyor muyuz, yoksa parti hafızasında yaşatıyor muyuz?”
Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözleri unutulmamalı
Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2023 Kurultayı sonrasında “Beni sırtımdan hançerlediler” ifadesini kullandığı kamuoyuna yansımıştı.
Bu sözün üzerinden yıllar geçti.
Ancak CHP açısından bundan çıkarılması gereken daha genel bir ders vardır:
Parti içinde kimsenin kendisini kullanılmış, dışlanmış veya yalnız bırakılmış hissetmeyeceği bir siyaset kültürü oluşturmak gerekir.
Bir genel başkanın yaşadığı kırgınlıklar nasıl parti hafızasında yer ediyorsa, zor dönemlerde görev üstlenen insanların yaşadıkları da aynı şekilde dikkate alınmalıdır.
Bu nedenle Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçmişte dile getirdiği “hançerlenme” duygusunun CHP içinde yeni bir siyasi kırgınlıklar zincirine dönüşmemesi gerekir.
Kimse kimseyi sırtından hançerlememeli.
Ne eski genel başkanlar…
Ne il başkanları…
Ne örgüt emekçileri…
Ne de zor günlerde partisinin kapısında duran insanlar.
Şimdi Genel Merkez’in önünde bir sorumluluk var
CHP Genel Merkezi’nin önünde önemli bir tercih ve sorumluluk bulunmaktadır.
İstanbul İl Başkanlığı’nda yeni bir görevlendirme yapılırken yalnızca bugünün siyasi dengelerine değil, son bir yılın bütün muhasebesine bakılmalıdır.
Kim ne zaman görev aldı?
Kim zor zamanda sorumluluk üstlendi?
Kim örgütün başında kaldı?
Kim bütün baskılara rağmen parti hukukunu ve örgütsel bütünlüğü korumaya çalıştı?
Ve en önemlisi:
Bundan sonra İstanbul örgütü nasıl daha az tartışma, daha fazla dayanışma içerisinde kongreye götürülebilir?
Bütün bu sorular birlikte değerlendirilmelidir.
Çünkü birkaç ay sonra zaten ilçe ve il kongreleri yapılacaktır.
Kongre sandığı kurulacak ve CHP örgütleri kendi iradeleriyle yeni yönetimlerini belirleyecektir.
O halde bugün yapılması gereken, birkaç aylık geçiş dönemini yeni bir güç mücadelesine çevirmek değil; örgütü mümkün olan en geniş uzlaşmayla kongreye taşımaktır.
CHP’nin ihtiyacı yeni bir kavga değil, vefadır
Gürsel Tekin ve arkadaşlarının yaklaşık bir yıl boyunca yürüttüğü görevin nasıl değerlendirileceği elbette parti yönetiminin takdirindedir.
Fakat siyasi ahlak açısından bir ilke üzerinde herkes düşünmelidir:
Zor zamanda görev alanın emeği, kolay zamanda unutulmamalıdır.
CHP’nin bugün ihtiyacı birbirini tasfiye eden kadrolar değil, birbirinin emeğini tanıyan bir siyaset anlayışıdır.
İstanbul İl Başkanlığı gibi kritik bir örgütün birkaç aylık geçiş döneminde yeni bir tartışmanın merkezine taşınması yerine, mevcut deneyimin ve örgütsel devamlılığın nasıl korunacağı üzerinde düşünülmelidir.
Çünkü kongreler gelecektir.
Delegeler karar verecektir.
Örgütler kendi yöneticilerini seçecektir.
Ama bugün alınacak kararların parti hafızasında bırakacağı iz de uzun süre yaşayacaktır.
Dereyi geçerken at değiştirilmez.
Hele ki dere artık geçilmek üzereyse…
Yeni bir tartışma yaratmanın değil, yolu birlikte tamamlamanın zamanı olmalıdır.
CHP’nin ihtiyacı;
vefa,
demokrasi,
örgütsel dayanışma
ve
kimseyi yarı yolda bırakmayan bir parti kültürüdür.
Bugün verilecek karar, yalnızca İstanbul İl Başkanlığı’nın geleceğini değil, CHP’nin kendi insanına nasıl davrandığını da gösterecektir.



