Bir insan kendini halkın gözünde daha da “kötü” kılabilmek için neden bu kadar uğraşır? Bu koltuk ve mevki hırsı kime ne kazandırıyor?
Dün öğlen sonu ben de on milyonlarca yurttaşım gibi bayramlaşma için iki ayrı toplantı yapan seçilmiş ve atanmış CHP liderlerinin kalabalıklarını izledim.
Özgür Özel gelmeden daha bir saat öncesinden Güvenpark hıncahınç doluydu. Konuşma sonrasında yürüyerek gidilen Anıtkabir de ilk kez böyle büyük, coşkulu ve inançlı bir kalabalık gördü.
Diğer tarafta, Kemal Kılıçdaroğlu elindeki kâğıtlardan okumaya çalışarak ruhsuz bir sesle, donuk, toplama bir kalabalığa bir şeyler gevelemeye çalıştı. Dün akşam adını anımsamadığım bir tv yorumcusu benim içimdekini söyledi, “Kemal Kılıçdaroğlu’nu izlerken bir ara Recep Tayyip Erdoğan konuşuyor sandım…” Atanmış Kemal, FETÖ gevelemeleri, arınma gibi yuvarlak şeyler dışında hemen hiçbir somut şey söylemedi. Bakalım orada verdiği “En kısa zamanda kurultay” sözünü yerine getirecek mi? Hemen arkasında da benzer hırslar içindeki, yüzsüz, bir şeylerin üstünü örtmeye çalışan hemşerim Gürsel Tekin’i gördüm.
Bir hekim olarak akşam ve gece boyunca Kılıçdaroğlu’nun içinde bulunduğu ruh durumu üzerine düşündüm. Bir insan daha da kötü anılmak için neden kendine bu kadar kötülük yapar? Nedir bu koltuk hırsının, bu atılan ters taklaların sırrı? AKP’ye oy vermiş olduğunu sandığım bir yakınım “Kılıçdaroğlu iyi kalabalık topladı” demiş eşime. Çünkü yalnız TRT, ATV, TGRT, CNN gibi kanalları izler. Bu kanallar Özgür Özel için toplanmış coşkulu Güvenpark ve oradan gidilen Anıtkabir kalabalıklarını haber bile yapmamıştır. Hâlâ yalnızca o ikiyüzlü, düzenbaz kanalları izleyen ve yalan bir rüyada yaşayan milyonlarca insan var bu ülkede. Öylesi işlerine geliyor, ya da öylesine koşullanmış, meraksız durumdalar…
Kılıçdaroğlu’nu genel cerrahlık yıllarından tanırım. Birkaç kez de yazdım. SSK Karabük Hastanesi’nde Genel Cerrahi Uzmanı olarak çalışırken Cumhuriyet Gazetesi’nde birkaç gün üst üste yayınlanan “SSK Himmet İstemiyor” adlı yazımdan sonra dönemin Çalışma Ve Sosyal Güvenlik Bakanı Aydın Güven Gürkan beni Mersin CHP İl Başkanı, Kırıkkale Lisesi Orta Kısım’dan sına arkadaşım Bora Yorulmaz (yatığı toprak incitmesin) aracılığıyla çağırtmış ve beni dinledikten sonra çok heyecanlanmış, Genel Müdür Kılıçdaroğlu’nu yanımıza çağırtmıştı. “Doktor bey çok önemli şeyler söylüyor, çok somut önerileri var, hemen yapabileceğimiz her şeyi bir an önce yerine getirelim” demişti. Meslek hastalıkları bildirimi verememek utancından kurtulabilmek için somut önerilerim vardı, çalışanlardan prim toplanmasından sağlık hizmeti sunumuna kadar her konuda örgütlü, demokratik, katılımcı bir yapılanmaya gidilmeliydi. Bir an önce de SSK hastaneleri içindeki poliklinik eczaneleri kapatılmalı, Türk Eczacılar Birliği ile yaptığım görüşmeler uyarınca SSK’lı hastaların ilaçlarını da özel eczaneler karşılamalı, hastanelerde uzayıp gidin kuyruklara bir an önce son verilmeliydi. Bu görüşmeden kısa bir süre sonra Aydın Güven Gürkan bakanlık görevinden ayrıldı ve Kılıçdaroğlu birkaç kez beni telefonla arayıp bir şeyler sorduktan sonra benim çalışan kesimler, emekliler ve SSK hastaneleri için büyük kolaylıklar getirecek önerilerim, eleştirilerim unutulup gitti. Benim önerdiklerim arasında olan, hastanelerin birleştirilmesi (ben askeri hastaneleri katmamıştım) gibi akla çok yatkın birkaç adımı AKP iktidara gelir gelmez gerçekleştirdi.
Yıllar sonra Kadıköy Belediyesi’nin düzenlediği bir etkinlikte ben konuşmacı olarak kürsüdeydim. Dinleyicilerin en önünde ve en ortasında oturan Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanı olarak beni tanımış olduğunu belirten bir gülümseme de gönderdi. Son görüşmemiz o oldu. Emperyalizmin ülkemizi sürüklediği Ortaçağ ve Orta Doğu bataklığından kurtulabilme umuduyla ona bel bağlamış milyonlarca insan gibi beni de çok üzdü Kılıçdaroğlu…
Bu son AKP yargı oyunu, hukuksuz “Butlan” davasına oyuncu olarak yazılması, hakkında kalmış en küçük sempatiyi bile yıkıp yok etti. O da bu ülke için, bu halk için emperyalizmin sürüklemeye çalıştığı bataklık tellallığı, hukuksuzluk, demokrasi karşıtlığı, hoşgörüsüzlük, hatta vicdansızlık oyuncuları arasına katıldı.
Yazıklar olsun makam hırsı ya da çıkar için bu ülkeye, bu halka kötülük edenlere. Yazıklar olsun hâlâ bu oyunu tepki vermeden izleyenlere, yazıklar olsun hayatın gerçeklerine sırtını dönenlere.
Selam olsun adalet için, özgürlük için, demokrasi için el ele, ses sese verenlere…
*Bu içerik serbest gazeteci veya köşe yazarları tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Sol Medya’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.




