Toplumsal düzenin belirli biçimleri vardır;
Kimi zaman görünürde açık, gerçekte ise daraltılmış alanlar üzerine kurulur.
Bu tür yapılarda kamusal yaşam bütünüyle ortadan kaldırılmaz.
Aksine, sınırları çizilmiş bir alan bırakılır ki kontrol altında tutulan aktörler aracılığıyla bir tür meşruiyet görüntüsü üretilebilsin.
Bu düzen, farklı araçlarla kendini yeniden üretir.
Ancak bugün dikkatle incelenmesi gereken en tehlikeli yöntemlerden biri, siyasetin içinin sistemli biçimde boşaltılmasıdır.
Son dönemde sıkça karşılaşılan ani ve ilkesiz yön değişiklikleri,
sadece bireysel tercihler olarak okunamaz;
Daha derin bir dönüşümün işaretidir.
Siyaset sahnesinde yaşanan bu savrulmalar, kamusal faaliyetlerin değerini aşındıran bir algıyı da beraberinde getiriyor.
Zamanla, nitelikli ve donanımlı bireylerin bu alanlardan uzaklaşmasına yol açan bir atmosfer oluşuyor.
Özellikle genç kuşakların aidiyet duygusu zayıflıyor, inanç yerini mesafeye bırakıyor.
Gelinen noktada, siyasal yapılar yalnızca makam ve unvan üzerinden değil; Düşünce, ilke ve toplumsal fayda üzerinden kendini yeniden tanımlamak zorunda.
Siyaset kurumlarını emekli kulüplerine çevirmeden;
Gençleri ve yetkin bireyleri sürece dahil edecek bir dil ve yöntem geliştirilmeden, kalıcı bir değişim beklentisi gerçekçi görünmüyor.
Kısa vadeli hesaplarla, güç dengelerini gözeterek ya da dar çevrelerde etkili olmayı yeterli sayarak yürütülen siyaset anlayışı, toplumsal dönüşüm üretmekten uzaktır. İçinde bulunduğumuz süreç, bu gerçeği daha görünür kılıyor.
Belki de tüm bu yaşananlar;
Siyasetin simsarlarının,
Çakma/çıkma kurucu liderlerin,
gerçek mesleği kumarhane işletmeciliği olan kumarbazların,
gizli/açık kayyımların,
asıl amaç ve hedeflerinin ne olduğunu anlamak açısından yeni bir siyasal yaklaşımın gerekliliğini anlamak için önemli bir eşik olacaktır.
Bir duruş sergilemek adına;
Bu eşikten geçip geçemeyeceğimiz ise, neyi değiştirmek istediğimiz kadar, nasıl değiştirmek istediğimizi de belirleyecektir.




