1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Alper AKÇAM
  4. Kemal Sunal’a, Halkın Gülmece Ustasına Bin Selam…   
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kemal Sunal’a, Halkın Gülmece Ustasına Bin Selam…   

Kemal Sunal’ı toprağa vereli yirmi altı yıl oldu. Birçok televizyon kanalı onun filmlerini yayınlamayı sürdürüyor.

featured
Advert

 

Kemal Sunal’ı toprağa vereli yirmi altı yıl oldu. Birçok televizyon kanalı onun filmlerini yayınlamayı sürdürüyor. Sinemanın hiç eskimeyen, zamana, kötülüklere, karamsarlıklara inatla direnen bir halk kahramanıdır o; bir gülmece ustasıdır. Değil yirmi altı yıl, yirmi bin yıl geçse de onun filmlerini izlerken insanların içinde güneşler açacak, ağız dolusu gülecekler; yaşam sevinçleri tazelenecek…

Felsefe ve toplumbilim yaşadığımız olguların arka planında soyutlamalar yaparak bize kuramsal bilgi cephesini açar. Bu kuramsal anahtarları başka olgularda kullanır benzer düşünme mekanizmaları ile olayları daha kolay çözmeye başlarız; böylece yaşamın anlam boyutlarını çoğaltırız. Bilginin, bilincin ve toplumsal ilerlemenin kaynağında bu tür soyutlamalar yer alır.

Avrupa ve Batı dünyasında büyük sıçramalara yol açmış Batı Rönesansı ile halk kültürü arasındaki ilişkileri görünür kılan, bu alanda çok önemli çalışmaları olan Mihail Bahtin, Batı Rönesansı’nın temeline halk gülmece kültürünü ve grotesk imgeleri koyar. Halk gülmece kültürü, Ortaçağ’ın karanlık zamanlarına direnen bu güçtür. Bahtin’e göre, Ortaçağ’da ikili bir yaşam sürdürülür. Zamanın çoğunda, feodaller, ağalar, toprak beyleri, din, iman, cennet pazarlayıcısı papazlar, krallar, yoksul halk yığınlarının, serflerin, köylülerin hayatını zindana çevirirken karnaval zamanlarında farklı bir yaşam öne çıkar. Hiyerarşiler ortadan kalkar, beyle yoksul aynı düzeye iner, tuhaflıklar bir araya gelir, soytarı kral seçilip tahta çıkarılır, sonra tahttan indirilip kovalanır…

Çoksesli roman ve kültürde bir devrim olarak gördüğü Dostoyevski yapıtları ile ilgili çalışmalar da yapmış olan Bahtin’in karnaval zamanlarını ve “karnavalcılık”ı anlatırken ortaya koyduğu bir “karnaval dobralığı” kavramı vardır. Dostoyevski’nin “Budala”sındaki Prens Mişkin ona göre karnaval dobralığını temsil eden bir kahramandır.

Kemal Sunal, Dostoyevski’nin Prens Mişkin’inde canlandırılmış “karnaval dobralığı”nın bizim sinema tarihimizdeki temsicisi olmanın ötesinde, halk gülmece kürtürünün ve şenlikçi dobralığın hiç sönmeyecek bir yıldızıdır. Oradan bir adım geriye gittiğimizde, sinema öncesinin oyuncu insanlığında, gölge oyununun o büyük devrimcisi, Karagöz çıkar karşımıza. Karagöz, iktidar yaltıkçısı, ağzı ağdalı Hacivat’a karşı halk gülmece kültüründeki dobra kahraman olarak her şeye uluorta söver, bütün iktidar anlayışlarına çıkarcılıklara kıçıyla güler, yeri geldiğinde köteği de basar.

Kemal Sunal, oynadığı tüm filmlerde kendisine önceden biçilmiş, tanımlanmış rolün üzerinde bir oyunculukla homo ludens’i, “oyuncu insan”ı kişiliğinde taşımıştır. O kişilik, çocuksu, dobra, içtenlikli, iktidarlara, egemen yargılara değer vermeyen bir insanlık tarihi bütünleşmesi gibidir; kendisi dahil, hemen her şeyi ti’ye alarak (birçok filminde  „ben salağım de mi“ repliğini kullanır) kutsal sayılan birçok şeyi aşağılayarak eleştiren bir çoğulluk gösterimidir. Ölümünün üzerinden yıllar geçmiş olmasına karşın Kemal Sunal filmleri değerlerinden hiçbir şey yitirmemiş olmasının arka planında böylesi bir derinlik yer alır.

Şimdi ben de büyük edebiyatımızı neredeyse baştan sona taradıktan, Anadolu ve Urumeli’nin şenlikçi halk yapısını derin dip akıntılarıyla görüp edebiyata taşımış Köy Enstitülü edebiyatçıları, Hüseyin Rahmi Gürpınar gibi diyaloji ustalarını, bugünkü rakamlarla milyonlarca okura ulaşmayı başarmış Marko Paşa ve benzeri gülmece dergileri ekibinden yer alan Rıfat Ilgaz’ı, Aziz Nesin’i okuduktan sonra, bunların Kemal Sunal’ın oynadığı rollerle ölümsüzleşmiş filmlerini izledikten sonra diyorum ki, Kemal Sunal’ın “karnavalcı dobralığı” yanında Prens Mişkin’in esamesi bile zor okunur. Türk Romanında Karnaval, bu alanda çok boyutlu bir çalışma olarak yayınlandı.

Kemal Sunal, Rıfat Ilgaz’ın yazarı olduğu Hababam Sınıfı’nda, Hüseyin Rahmi’nin Gülyabani’sinden esinlenilmiş Süt Kardeşler’de,  Aziz Nesin’in Zübük’ünde, Köy Enstitülü Osman Şahin’in Kırmızı Yel adlı öyküsünden yola çıkılarak filme alınmış Kibar Feyzo’da sanatının doruklarına çıkar. Onun oyunculuğu, onlarca filmde edebiyatımızın ve kültürümüzün en güzel damarlarını ölümsüz kılmayı başarmıştır.

Her gün bir kez daha, hiç bıkmadan, hiç usanmadan izliyoruz onu. O ağız dolusu sövdükçe, biz de sövüyoruz hayatımızı karartanlara, o ağalara, patronlara, devlet olanaklarını kullanan madrabazlara karşı güle güle mücadele ettikçe biz derin bir nefes alıyor, yaşam azmimizi, inadımızı, adalet duygularımızı çoğaltıyoruz.

Kemal Sunal ölmedi, ölmeyecek. O bizim halk damarımız, o bizim ölümsüz dobralığımız…

Anısına saygıyla…

 

04 Temmuz 2024, Alper Akçam

Kemal Sunal’a, Halkın Gülmece Ustasına Bin Selam…   
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!