Şunu söylememi hoş görün; bir şeyi eleştirmek demek, “daha iyisini yaparım” demek değil, “yaptığınız iş yanlış” demektir! İyi futbol oynayamayabilirsiniz, iyi koşamıyor olabilirsiniz, iyi dövüşemiyor olabilirsiniz; ancak kimin kötü top oynadığını, kimin koşamadığını ya da kimin iyi dövüşemediğini gerekçelerini belirterek söyleyebilirsiniz… Siyaseti sevmiyor, siyasetçiler gibi bellek yitimi yaşamıyor olsanız da yaşadıklarınızı öne sürerek “iyi yönetilmediğinizi” söyleyebilirsiniz!
Ne herkes ekonomiden, ne herkes eğitimden, ne herkes spordan, ne herkes hukuktan, ne de herkes dış ilişkilerden anlamak zorunda! Herkes yaşamının eksiklerini bilecek, bunları “iktidardan” isteyecek… Buna çözüm yolları bulacak olan, o “işin” bilenleridir, uzmanlarıdır! Yaşanan herhangi bir hukuksuzluktan dolayı anayasada yer alan yasaların ilgili bölümlerini ortaya koyarak olayın anlaşılmasını sağlar; eksiklikleri/ gerekçeleri anlaşılır biçimde anlatır. Bunun dışında yapılanlar, algı yaratmaktan öte bir anlam taşımaz!
***
Bizde “medya” uyuşturucu/ koşullayıcı üzerine kurgulu… Yaşanan olaylara ilişkin “açıklayıcı” bilgi vermekten daha çok, potansiyel izleyicisinin “kendisi gibi” düşünmesi için uğraş veriyor! Ekonomiden anlamayan ekonomi, hukuktan anlamayan hukuk konusunda “bilgiye” değil “algıya” dayanarak düşüncelerini dile getiriyor! Bunun adına “eleştiri” ya da “yol gösterici” demek akıl dışı!
Yaşananları biliyorsunuz… Bir asgari ücretlinin ya da emeklinin aldığı ücretle yaşama tutunmasının olanaksızlığını söylemek, “iktidarın” ekonomi politikasını “eleştirmek” anlamına gelir. Aynı düşüncede olduğunuzu biliyorum! Çünkü kazancın “alım gücüne” ilişkin gerçeği en iyi bilen yurttaştır! Pazarı biliyor, marketlerin önlenemeyen fahiş fiyatları arasında dönüp duruyor! Bu böyleyken salt “iktidarı” beceriksiz göstermemek için, kendini “ekonomist” yerine koyanlar “uyuşturucu/ koşullayıcı” algılarını sergilemekten uzak durmuyorlar! Bunlar “eleştirilere” yanıt olmaktan öte, akıl yoruculuk…
***
Gelelim madalyonun öbür yüzüne; algıların yalnızca ekonomiyle sınırlı kalmayıp, adaletin, siyasetin can damarlarına nasıl akıtıldığına… Son dönemde yargı eliyle önümüze konulan “kesin geçersizlik/ mutlak butlan” kararlarını, parti kurultaylarının iptallerini, siyasi partiler yasasının arkasından dolanma çabalarını hep birlikte izliyoruz. Bu yaşananlar, tam da ilk başta sözünü ettiğim o “uzmanlık, işin özü” tartışmasının koptuğu yerdir. Hukukçu olmayan, anayasanın, yasaların koruyucu özünden uzak olanlar için bu kararlar yalnızca “iç hesaplaşma” ya da “temizlik” algısıyla sunuluyor. Medyadaki uyuşturucu/ koşullandırıcı dil, olayın özündeki sistem zorbalığını gizlemek için işe koyuluyor.
İşin özü böyle mi acaba? Seçme/ seçilme hakkına, delege istencine, siyasi partilerin kendi iç işleyişine yasa dışı kararlarla el uzatmak, demokrasinin üzerine indirilmiş karabasandır! Yargı, toplumsal düzeni sağlamak için değil, siyasi alanı istenildiği gibi tasarlamak adına bir güç olarak kullanıldığında, orada ne hukuk kalır ne de adalet. Gücü elinde bulunduranların dayattığı bu sistem zorbalığı, yasal kılıflarla olağanmış gibi sunulsa da halkın vicdanını yaralamaktan başka işe yaramaz. Tüm bu karmaşanın içinde, sorumluların attığı adımlara izleyici olmak da bir başka akıl yoruculuktur.
***
Bu yurdun, bu yurdun yurttaşının başka sorunu yokmuş gibi “kesin geçersizlik/ mutlak butlan” konuşuluyor! Günlerdir yapılan konuşmalardan hoşnut olan, içi rahatlayan var mı bilmiyorum; onlardan olmadığımı biliyorum! Sözün özü; medyanın oluşturduğu algı dalgasına karşı en büyük güç, bilinçli eleştiri ile tepki değil midir? Uzmanlığı/ bilimi dışlayan, hukukçu olmayanların dilinden“kesin geçersizlik/ mutlak butlan” ne denli anlayabiliriz? Dayatılan bu uyuşturucu/koşullandırıcı anlayışa boyun eğmek, adaletsizliği onaylamaktır. Toplum, kendi istencine vurulan bu zincirleri ancak işin uzmanlarının aydınlatıcı açıklamalarıyla, sarsılmaz bir bilinçle kırabilir.
Benzer o denli örnek verilebilir ki… Futbolu bilmeyen birinden “teknik” konuları öğrenmek nasıl olası değilse, hukukçu olmayan birinden de ne “kesin geçersizlik/ mutlak butlan” ne de “siyasi partiler yasası” konusunda “eleştiri” alabilirsiniz, ancak “nasıl” olması gerektiği konusunda “doğru” bilgi edinemezsiniz! Gerçek eleştiri, çözümü uzmanına bırakarak yapılan bu haksızlıkları haykırmaktır. Emeğe, geleceğe, haklara sahip çıkarak bu karabasanı dağıtmak, toplumun kendi ellerindedir. 110626
*Bu içerik serbest gazeteci veya köşe yazarları tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Sol Medya’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.



