Sanatla hayat arasında ikili bir ilişki vardır. Hayat, sanat ve edebiyatın yaratıcı kaynağı, sanat ve edebiyat ise insan yetisinde somutlaşmış hayatın çoğaltıcı gücü, yeni anlamlara, ufuklara açılma olanağıdır.
“İmgelem gücü, bilimden daha önemlidir” demişti Einstein. İmgelem gücü olmadan bilim gelişemez, değişemez…
Bir haftalık Hollanda etkinlikler dizisini tamamladıktan sonra Türkiye’ye, güzel ülkemize dönüyoruz. Yarın Ankara’da “Goethe’den Yaşar Kemal’e Yazınsal Deha Ve Eleştirel Bağnazlık” üzerine konuşacağım. Karşılaştırmalı edebiyat ve edebiyat karşısında eleştirinin durumu beni kendisine çeken bitmez tükenmez bir burgaç gibi işleyip durur. Bu alanda birikimler, diyalektik düşünsel çaba kendisini sınar, bulduklarıyla kendisini deneyimlemiş, başka ufuklara geçmiş olur.
İnsanlık kültürü bir ve büyük bir birikimdir. Edward Said, “Kültür ve Emperyalizm” adlı yapıtında C. I. R. James’den şu alıntıyı yapar: “Beethoven Almanlara ait olduğu kadar Batı Hint Adaları yerlilerine de aittir.” (Kültür ve Emperyalizm, s 30) Türkiye Cumhuriyeti devrimci Maarif Vekili Hasan Âli Yücel, 3 Temmuz 1941 tarihinde kurucusu olduğu Ankara Devlet Konservatuvarı’nın ilk mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada başka ülkelerden sanatçılara ait yapıtların Ankara’da seslendirilmelerine değinmektedir. “Fakat o sözleri ve sesleri canlandıran biziz. Onun için Devlet Konservatuvarı’nın temsil ettiği piyesler, oynadığı operalar bizimdir, Türk’tür ve millîdir” (…) Ben Doğu ve Batı diye bir fark görmüyorum. İnsan eseri, insan ruhunun iştiyakları, kaygıları, korkuları zaman ve zemine göre değişse de özünde bir ayrılık varsa o, tutulan yol ve usüldendir. Garplı kafasının metoduyla duymasak şarklıda bu özü bulamazdık. Meselâ Mevlâna’nın Fîhi mâ fîhi kitabını Goethe’nin Eckerman’la Konuşmalar’ı gibi okuyorum. İkinciyi okumaya alışmasam, kim bilir birinciyi şimdikinden daha az başarı ile söktürebilirim” demektedir Yücel.
Bir yanda da emperyalizmin kuramcısı Samuel P. Huntington’un yeryüzündeki kimi kültürel ayrılıkları bitip tükenmek bilmeyen bir aykırılıklar kaynağı yapmaya çalışan “Medeniyetler Çatışması” tezi var. Batı’nın egemenleri ve Doğu’nun bu egemenliğe çanak tutan dogma savunucuları, bu, savaşlar, yıkımlar kaynağı teze çanak tutuyorlar; insanlığı kana ve ateşe sürüklüyorlar. Batı’nın Şarkiyatçı kültürel çabalarıyla kışkırttığı Şark bağnazlığı, Doğu’nun “liberal” geçinen şaşkın aydınları ve bağnaz cemaat-tarikat / politika cambazları ile buluşuyor. Bağnazlık eleştiri alanına kadar uzanabiliyor. Sanat ve edebiyatın anlam derinliğini yok etmeye, o alanı da yavanlaştırmaya çalışıyor.
Ayağımızın tozuyla Ankaralı edebiyatçılarla, sanatseverlerle buluşmak, on yıllardır sürdürdüğüm eleştirel çabamı paylaşmak üzere yola çıkmaya hazırlanıyorum.
Gününüz aydın olsun değerli dostlar…
09 Nisan 2026, Alper Akçam



