Dursun Akçam’ın yaşamı üzerinden kaleme aldığım, Ankara’da Çankaya ve Mamak Belediyeleri için ikişer kez sahnelediğimiz, yönetmenimiz sevgili Kımız Bozkır’ın önerisiyle benim de oyuncu olarak katıldığım, Köy Enstitülerini canlandıran “Köyün Enisdosu” adlı oyun 26. Direklerarası Seyirci Ödülü’ne değer bulundu. Benim için de oyun yönetmeni için de tümü de amatör olan çok değerli oyuncularımız için de büyük bir onur bu.
Ödül töreni benim Ardahan’da olduğum Haziran ayı içinde İstanbul’da gerçekleştirildi. Benim katılamadığım törene Dursun Akçam’ın vefakâr öğrencisi Emekli Başkomiser Cevdet Şentürk’ün kızı, Vakfımızın üyesi, sosyal demokrat politika içinde mücadeleci kadın kişiliğiyle ve birikimiyle tanınan kızı Derya Şentürk benim yerime katılıp bana ayrılan plaketi aldı. Kendisine tekrar teşekkür ederim. Nasıl olsa, İstanbul’a bir etkinliğe katılır, plaketimi alır, okurlarıma da öyle duyururum diyordum ama belki de demokrat belediyelerin içinde bulunduğu olağanüstü zor koşullar ve üzerlerinde “Demokles’in Kılıcı” gibi dolaşan yargı tehditleri nedeniyle bugüne kadar böyle bir çağrı gelmedi. Ben de daha zaman geçirmeden çok onur duyduğum bu ödül haberini paylaşayım istedim.
Kamu parasını etek dolusu harcayarak büyük istismarlar yapmış, kendi partisinin kurucu ve yöneticileri tarafından da Ankara’yı birilerine “parsel parsel satmış” olmakla suçlanmış, hakkında onlarca yolsuzluk dosyasıyla suç duyurusunda bulunulmuş Melih Gökçek, ancak çok yıllar sonra randevuyla ve lütfen ifade vermeye çağrılırken, şafak baskınlarıyla, polis zoruyla gözaltına alınıp tutuklanan, elleri kelepçeli yüzlerce kilometrelik yollara çıkarılan kadın yerel yönetim görevlileri, yüzlerinden insanlık akan ve çoğunun masum olduğuna inandığım, parti değiştirmeye direnerek zindanda yatmayı göze alan belediye başkanlarımız ve yanlarındaki ekipler, tüm yurtsever, dürüst insanlar gibi benim de içimi parçalıyor. Burası çok ayrı ve şimdilik arkası bitmeyecek gibi gelen acı bir hikâye. Adalet ve özgürlük için direnen politikacılarımız, bu doğrultuda saf tutan, meydanları dolduran halkımız da gurur kaynağımız…
“Köyün Enisdosu” deyimini babama Cılavuz’da böyle bir “enisdo” kurulduğunu muştulayan ve onun yaşamında yeni bir ufuk açan köylümüz “Kat İso”dan aldık. Kat İso (yattığı toprak incitmesin) babamın “Kafdağı’nın Ardı” kitabında, bir küçük kardeşi, 1954 Cılavuz İlköğretmen Okulu çıkışlı akçam Durmuş Akçam’ın (11 doğum yapıp altısını yaşatabilmiş Nenem Seyhat ölmesinler diye adlarını Dursun ve Durmuş koymuş) “Antep Tırpancıları” adlı, kendi bastırdığı kitapta anlattıkları, iki gece üç gün omuzda tırpan, azık torbalarıyla yol yürüyerek Muş Ovası’nda ağa topraklarında okul harçlığı çıkarabilmek uğruna güneşin altında bulgur pilavı ve ayran dışında bir şey yiyip içmeden akşama kadar tırpan çektikleri o inanılmaz günleri ben de Munise adlı romanımda kurguya katmıştım.
Dursun Akçam’ın sonsuzluğa uğurlanışı 19 Eylül’de 23. Yıldönümü’ne varacak. Onun yaşamı ve Köy Enstitüleri anıtsal geçmişi benim kültür ve edebiyat dünyamı zenginleştiren, bana mücadele gücü veren tükenmeyen bir öyküdür. Onlarla ilgili yazdıkça, “Köyün Enisdosu” adlı oyuna oyuncu olarak katıldıkça, onları yeniden yaşıyor gibi oluyorum. Eviyle çok ilgili olmadığı için eşinden hep serzenişle söz etmiş ama vefatından sonra bir yoldaş gibi onun adına verdiğimiz mücadeleye katılmış Annem Perihan Akçam’dan öğrendiklerimi de kattım oyuna. Arkadaşı Mehlika’nın Cılavuz’daki o dramatik intiharı, eşi Ölçek Köyü Başöğretmeni Dursun’un köyde çoban olmadığı günlerde, her sabah şafakta koşarak gittiği Pikalluk’ta hayvan otlatmak için aileleri tarafından görevlendirilmiş çocukların önlerindeki hayvanları birbirine katıp çocukların çoğunu okula getirmesi, çok önemli “epifani” anları olarak oyunu eşsiz bir düzeye çıkarıyor.
Bir bugünkü eğitim sistemine bakıyorum; “benim görevim derse girip anlatmaktır, alan alır, gerisi umurumda bile değil” diyen öğretmenlerimizi, bir de o günlerin eğitim inancını, özverisini ve ateşini yan yana koyuyorum. “Milli Eğitim”, parası olanın özel okullarda ateş pahasına okuyabildiği, diğer yoksul kesimin “ümmet eğitimi” almaya yönlendirildiği bir anlayışa, bir piyasa ve ticaret malına dönüştürüldü.
Yapılacak ne çok işimiz var daha, değiştirilmesi gereken ne çok zihniyet…
Dursun Akçam adı Vakıf üyelerimizin de katkısıyla Ardahan’da Dursun Akçam Kültürevi’nde, “Köyün Enisdosu”nda ve diğer etkinliklerimizde yaşıyor, yaşayacak. Ben de inanın yirmi üç yıldır neredeyse bir an bile babamın anılarından ve bizlere bıraktığı o ışıklı yoldan kopmadım. Bazı tereddüt anlarımda ne yapacağımı ona soruyor gibiyim; ondan öğüt ve güç almayı sürdürüyorum sanki…
Gününüz aydın, “Köyün Enisdosu”nun yolu açık olsun.
3 Eylül 2026, Alper Akçam



