Siyasette makamlar geçicidir, kurumlar kalıcıdır.
İsimler değişir, görevler değişir, siyasi dengeler değişir.
Ama siyasi partiler, kişilerden ibaret değildir.
Hele söz konusu Cumhuriyet Halk Partisi ise…
Hiç kimse kusura bakmasın:
Ne Mansur Yavaş, ne başka bir belediye başkanı, ne bir milletvekili, ne bir genel başkan yardımcısı, ne de herhangi bir siyasi aktör CHP’nin üzerinde değildir!
Bu gerçeği hatırlatmak bile aslında başlı başına üzücüdür.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliği, herhangi bir kişinin siyasi kariyerinden, kişisel hesabından veya geleceğe ilişkin beklentisinden çok daha büyüktür.
Son günlerde CHP Parti Sözcüsü ve Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Müslim Sarı ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş arasında yaşanan tartışmaya da bu pencereden bakmak gerekir.
Müslim Sarı, MYK ve Parti Meclisi toplantısının ardından kamuoyuna partinin gündemine ilişkin açıklamalarda bulunuyor.
Bir gazeteci de kendisine Mansur Yavaş’ın siyasi konumunu soruyor.
Sarı’nın verdiği cevap son derece açık:
Mansur Yavaş’ın Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyaseti, siyasal kimliği ve kurumsal kimliği içerisinde siyaset yapmaya karar verdiğini ifade ediyor.
Peki bunda ne var?
Bir parti sözcüsünün, partisinin kimliğini taşıyan bir belediye başkanı hakkında kendisine yöneltilen soruya cevap vermesi neden polemik konusu yapılır?
Dahası Sarı, Mansur Yavaş’la kendisinin görüştüğünü, Genel Başkan’ın görüştüğünü, MYK’daki diğer yöneticilerin görüştüğünü ve sürekli istişare halinde olduklarını söylüyor.
Yani parti yönetimi ile Mansur Yavaş arasında iletişim kanalları açık.
Sorun yok deniliyor.
Problem yok deniliyor.
İstişare var deniliyor.
Bütün bunlara rağmen neden kamuoyunun önünde “Benim ağzımdan duymadığınız hiçbir açıklamayı dikkate almayın” anlamına gelecek bir karşı açıklama yapılır?
Bu yaklaşımın siyasi karşılığı nedir?
***
CHP’de Tek Kişilik Cumhuriyet mi Var?
Kimse kusura bakmasın ama siyasi partiler tek kişilik yapılar değildir.
CHP’nin bir genel başkanı vardır.
Merkez Yönetim Kurulu vardır.
Parti Meclisi vardır.
Parti Sözcüsü vardır.
İl ve ilçe örgütleri vardır.
Üyeleri vardır.
Milyonlarca seçmeni vardır.
Ve bütün bunların üzerinde, yüz yılı aşan bir Cumhuriyet Halk Partisi kurumsal kimliği vardır.
Bir belediye başkanı elbette kendi adına açıklama yapabilir.
Kendi siyasi geleceğine ilişkin kararları kendisi verebilir.
Buna kimsenin itirazı yoktur.
Ama kişi kendi siyasi kararını verme hakkına sahip diye, partisinin yetkili organlarının açıklamalarını yok sayma veya parti sözcüsünün açıklamasını kamuoyu önünde tartışmalı hale getirme hakkına da sahip değildir.
Çünkü burada mesele artık yalnızca Mansur Yavaş’ın şahsi tutumu değildir.
Burada mesele parti disiplini, kurumsal siyaset ve siyasi sorumluluk meselesidir.
***
“Ben Söylersem Doğrudur” Siyaseti Olmaz
“Gerek gördüğümde açıklamayı bizzat benden duyarsınız.”
Elbette duyabiliriz.
Herkes kendi ağzından konuşabilir.
Ama siyaset, “Ben ne dersem o” anlayışıyla yürütülemez.
Bir siyasi partinin mensubuysanız, o partinin kurumsal yapısının da bir parçasısınızdır.
Parti adına açıklama yapma yetkisi bulunan kişiler konuştuğunda, bunu kişisel bir saldırı gibi algılamak yerine kurumsal siyaset çerçevesinde değerlendirmek gerekir.
Üstelik Müslim Sarı’nın açıklamasında Mansur Yavaş’ın CHP’den ayrıldığına, partiyle yollarını ayırdığına veya başka bir siyasi oluşuma geçtiğine ilişkin herhangi bir ifade yoktur.
Tam tersine Sarı, Yavaş’ın CHP içerisinde siyaset yaptığını söylüyor.
O halde ortada büyütülecek ne var?
Yoksa mesele açıklamanın içeriği değil de açıklamayı kimin yaptığı mı?
Eğer mesele buysa, bu çok daha ciddi bir problemdir.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi’nde hiçbir makam, hiçbir isim ve hiçbir kişisel siyasi ağırlık, partinin kurumsal kimliğinin üzerinde değildir.
***
Muhalefetin İhtiyacı Polemik Değil, Birliktir
Bugün Türkiye’nin siyasi gündemi ortadadır.
Muhalefetin önünde iktidar mücadelesi vardır.
Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmaları vardır.
Adaylık tartışmaları vardır.
Halkın ekonomik, sosyal ve demokratik talepleri vardır.
Böylesine kritik bir süreçte muhalefetin enerjisini kişisel polemiklere harcaması kabul edilebilir değildir.
Hele ki muhalefetin tek bir isim üzerinde uzlaşarak iktidarın adayıyla yarışma ihtimalinin konuşulduğu bir dönemde…
Kimin daha büyük olduğu tartışmasını bırakmak gerekir.
Çünkü sandık geldiğinde yarışacak olan kişiler elbette önemlidir.
Ama o yarışın arkasındaki siyasi irade daha önemlidir.
Bugün muhalefetin ihtiyacı, “Ben kimim?” tartışması değildir.
İhtiyacı olan şey:
“Biz ne yapacağız?” sorusunun cevabıdır.
***
Kimse Kendini Bulunmaz Hint Kumaşı Sanmasın
Siyasette hiçbir isim vazgeçilmez değildir.
Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.
Dün çok güçlü görünen isimler bugün siyasetin dışında kalabilir.
Dün adı hiç duyulmayan isimler yarın ülkenin kaderini belirleyebilir.
Bu nedenle hiçbir siyasetçinin kendisini “bulunmaz Hint kumaşı” olarak görmesi doğru değildir.
Hele ki bir siyasi partinin kurumsal kimliğiyle seçilmişseniz…
O kimlikten bağımsız bir siyasi güç olduğunuzu düşünmek, siyasetin doğasına aykırıdır.
Mansur Yavaş’ın siyasi ağırlığı olabilir.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı gibi önemli bir makamı vardır.
Elbette kamuoyunda karşılığı vardır.
Bunların hiçbirine itirazımız yok.
Ama bütün bunlar bir gerçeği değiştirmez:
Mansur Yavaş, CHP’den büyük değildir.
Tıpkı CHP’deki hiçbir başka isim gibi…
***
Parti Kimliği Üzerinden Siyaset Yapıp Parti Kimliğini Tartışmaya Açmak Olmaz
İşin en ironik tarafı da budur.
Bir siyasi partinin kimliğiyle seçileceksiniz.
O partinin örgütünün desteğini alacaksınız.
O partinin seçmeninin oylarıyla belediye başkanı olacaksınız.
Sonra da aynı partinin kurumsal açıklamalarını kendi adınıza yapılmış bir siyasi müdahale gibi değerlendireceksiniz.
Bu doğru değildir.
Partili olmak, yalnızca seçimden seçime rozet takmak değildir.
Partili olmak, gerektiğinde kurumun kararlarını ve kurumsal işleyişini de kabullenmektir.
Eleştiri elbette olacaktır.
Farklı görüşler elbette olacaktır.
Ancak her farklılığın kamuoyu önünde kişisel bir güç gösterisine dönüştürülmesi, partiye de muhalefete de zarar verir.
Son Söz
Mansur Yavaş kendi siyasi geleceği hakkında elbette karar verebilir.
Başka herkes de verebilir.
Ancak CHP’nin kurumsal kimliği üzerinden siyaset yapan hiç kimse, kendisini CHP’nin üzerinde göremez.
Bu kadar basit.
Bu kadar açık.
Bu kadar tartışmasız.
Ne Mansur Yavaş, ne başka bir belediye başkanı, ne bir milletvekili, ne bir genel başkan yardımcısı, ne de başka herhangi bir isim CHP’nin üzerinde değildir.
Çünkü CHP kişilerden büyük bir siyasi harekettir.
Ve bugün asıl yapılması gereken, kişisel egoları büyütmek değil, ortak mücadeleyi büyütmektir.
Muhalefetin önünde tarihi bir sınav vardır.
Bu sınavı kişisel hesaplarla, makam tartışmalarıyla, “ben” siyasetiyle geçmek mümkün değildir.
Artık herkes şunu anlamalıdır:
Kişiler gelip geçer.
Makamlar gelip geçer.
Siyasi kariyerler gelip geçer.
Ama Cumhuriyet Halk Partisi kalır.
Ve hiç kimse, ama hiç kimse…
CHP’nin üzerinde değildir.
Mansur Yavaş, kendini bulunmaz “HİNT” kuması zannetmesin.



