Seçmenin İradesine El Uzatmak Demokrasi Değil, Siyasi Gasp Girişimidir!
Türkiye artık çok tehlikeli bir eşiğin üzerinde duruyor.
Sandıkta kazanamayan iktidarın, rakiplerini sandık dışında etkisizleştiren yöntemlere başvurduğu yönündeki tartışmalar, demokrasinin geleceği açısından alarm zillerini çaldırıyor.
Üsküdar’da yaşanan son gelişmeler bunun çarpıcı örneklerinden biridir.
Seçilmiş belediye başkanı görevden uzaklaştırılıyor.
Ardından belediye meclisinde başkanvekilliği seçimi yapılıyor.
Bir sonuç ortaya çıkıyor.
Sonra seçim yargı sürecine taşınıyor.
Seçimin yenilenmesine karar veriliyor.
Ve tam yeni seçim öncesinde oy kullanacak bazı meclis üyeleri gözaltına alınıyor.
Şimdi sormayalım mı?
Bu nasıl bir demokrasi anlayışıdır?
***
SANDIKTA YENEMEDİĞİNİ BAŞKA YOLLARLA DEĞİŞTİRMEK Mİ DEMOKRASİ?
İktidara açıkça sesleniyoruz:
Sandık sizin mülkünüz değildir!
Seçmen sizin istediğiniz sonucu vermediğinde değiştirebileceğiniz bir tablo değildir.
Halk oyunu kullanır.
Kimi isterse seçer.
Demokrasinin gereği, iktidarın da bu iradeye saygı göstermesidir.
Seçim kazanmak kadar seçim kaybetmeyi de bilmek demokrat olmanın temel şartıdır.
Eğer bir iktidar, sandıkta kaybettiği siyasi mevzileri hukuk, idare, soruşturma veya başka devlet mekanizmaları üzerinden yeniden şekillendirmeye çalışıyorsa, burada artık yalnızca bir seçim tartışması yoktur.
Devlet gücünün siyasi rekabet üzerindeki etkisi tartışılıyor demektir.
İşte Türkiye’nin bugün yüzleşmesi gereken gerçek budur.
***
HUKUK İKTİDARIN SOPASI OLAMAZ!
Kimse hukuka karşı değildir.
Suç varsa soruşturulsun.
Delil varsa yargılama yapılsın.
Kim suç işlemişse hukuk önünde hesabını versin.
Ama hukuk devletinin en temel ilkesi şudur:
Hukuk herkese aynı mesafede durmalıdır.
Siyasi sonuç doğuracak biçimde hukukun işletildiği yönünde toplumda güçlü bir kanaat oluşuyorsa, iktidarın yapması gereken “Bunlar manipülasyondur” demek değil, kamuoyunun şüphelerini ortadan kaldıracak şeffaflığı sağlamaktır.
Çünkü demokrasi yalnızca “hukuk uygulandı” demekle korunmaz.
Hukukun adil uygulandığına toplumun inanması da gerekir.
Devletin gücü, siyasi rakibi susturmak için değil, yurttaşın hakkını korumak için vardır.
***
BUGÜN ÜSKÜDAR’DA YAŞANAN, YARIN TÜRKİYE’NİN HER YERİNDE YAŞANABİLİR
İktidar bugün kendisine muhalif gördüğü belediyelere, siyasetçilere veya meclis üyelerine yönelik uygulamaları normalleştirirse, yarın bunun sonuçlarından kendisi de kaçamaz.
Çünkü devlet mekanizması bir siyasi partinin tapulu malı değildir.
Devlet başka, iktidar başkadır.
Bu ayrım kaybolduğu anda demokrasi de kaybolmaya başlar.
İktidarlar değişir.
Partiler değişir.
Başkanlar değişir.
Ama devlet kurumları kalır.
Eğer devlet kurumları siyasi mücadelede tarafsızlığını kaybederse, bugün kazanan yarın kaybedebilir; fakat kaybeden yalnızca bir parti olmaz.
Kaybeden Türkiye olur.
***
12 EYLÜL’ÜN BASKI İKLİMİNİ HATIRLAMAK YETMEZ Mİ?
Türkiye 12 Eylül’ü yaşadı.
Darbeyi yaşadı.
Yasakları yaşadı.
Gözaltıları yaşadı.
Tutuklamaları yaşadı.
Siyasetin baskı altında tutulduğu dönemleri yaşadı.
Bugün hiç kimse “12 Eylül’ün aynısı yaşanıyor” diyerek tarihsel farklılıkları yok saymamalıdır.
Ama çok daha önemli bir şey söylemek zorundayız:
12 Eylül’ün demokrasi dışı yöntemlerine karşı mücadele etmiş bir toplum, aynı baskıcı reflekslerin farklı biçimlerde yeniden normalleştirilmesine sessiz kalmamalıdır.
Seçilmişlerin görevden uzaklaştırılması…
Siyasi rekabetin yargı süreçleriyle iç içe geçmesi…
Seçim öncesinde oy kullanacak isimlerin gözaltına alınması…
Muhalefetin sürekli soruşturma, operasyon ve baskı tartışmalarıyla karşı karşıya kalması…
Bunların tamamı toplumun demokrasi duygusunu yaralar.
Ve demokrasi bir kez yara aldığında, onu iyileştirmek yıllar sürer.
***
İKTİDAR ŞUNU UNUTMASIN!
Sandıkta alınan oy, iktidarın lütfu değildir.
Seçmenin hakkıdır.
Muhalefetin kazandığı belediye, iktidarın “izin verdiği” bir belediye değildir.
Seçmenin verdiği oyun sonucudur.
Muhalefet belediye başkanını seçtiyse, o başkanın meşruiyeti iktidardan değil, seçmenden gelir.
İktidarın görevi, rakibinin kazandığı seçimi nasıl etkisizleştireceğini düşünmek değil; bir sonraki seçimde halka kendisini yeniden anlatmaktır.
Sandıkta kaybettiyseniz, sandıkta kazanın!
Devlet gücüyle değil.
İdari hamlelerle değil.
Yargı kararlarının siyasi sonuç üretmesi üzerinden değil.
Baskıyla hiç değil.
***
ÇÜNKÜ BU ÜLKENİN SAHİBİ SİYASİ PARTİLER DEĞİL, HALKTIR!
Bugün iktidara yöneltilen en ağır eleştiri budur:
Halkın iradesine güvenin!
Eğer halk sizi istiyorsa, zaten kazanırsınız.
Eğer halk sizi istemiyorsa, bunun hesabını yine halka sorarsınız.
Ama halkın sandıkta verdiği kararı başka yollarla değiştirmeye çalışmak, hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın, demokrasinin ruhuna aykırıdır.
Faşizan bir uygulamadır.
Türkiye’nin artık siyasi partilerin birbirine karşı üstünlük mücadelesinden daha büyük bir sorunu vardır:
Sandığın gerçekten hüküm sahibi olup olmadığı.
Ve biz Solmedya olarak buradan açıkça ilan ediyoruz:
İktidarlar gelir, iktidarlar gider.
Ama halkın iradesi kalır.
Devlet kurumları geçici siyasi hesapların aracı hâline getirilemez.
Yargı siyasetin sopası olamaz.
Seçilmişler masa başında değiştirilemez.
Ve sandıkta kaybedilen seçim, başka yollarla yeniden kazanılmaya çalışılamaz.
İktidarın gücü halkın iradesinin üzerinde değildir!
Hiçbir iktidar sandığın sahibi değildir!
Hiçbir siyasi hesap, seçmenin oyundan daha değerli değildir!
Bugün Üsküdar’da yaşananları yalnızca Üsküdar’ın meselesi sananlar yanılıyor.
Mesele bir belediye başkanvekilliği seçimi değildir.
Mesele şudur:
TÜRKİYE’DE SON SÖZÜ SANDIK MI SÖYLEYECEK, YOKSA İKTİDARIN GÜCÜ MÜ?
Bizim buna cevabımız nettir:
SON SÖZ HALKIN OLMALIDIR!
Çünkü halkın iradesi gasp edilirse, ortada demokrasi değil, yalnızca demokrasinin tabelası kalır.



