Atilla YÜCEAK
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Güvenparkta gözükmek istemeyenler!..

Güvenparkta gözükmek istemeyenler!..

  Özgür Özel'in Güvenparkı'ndan başlatıp Anıtkabir'e yürümesi ile verilen mesaj bize neyi anlatıyor!

featured
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Advert

 

Özgür Özel’in Güvenparkı’ndan başlatıp Anıtkabir’e yürümesi ile verilen mesaj bize neyi anlatıyor!

 

Tarihte ilkleri yaşatmakta Özgür Özel.

Gerçek bir lider pozisyonunu kazanırken, çaresizlik içerisinde olsa bile bize yansıtmadan direniş bayrağını yükseltiyor.

 

Kırıntıları kalan cumhuriyetin değerlerine sahip çıkmak için bayrak elde en önde yürüyor. Peki,

siz neden kıyılara, köşelere, bahanelere sığınmaktasınız?

 

Bu yürüyüş sıradan basit bir yürüyüş değildi, hiç mi öngörünüz yok.

Bu yürüyüş, bir siyasal refleks değil, bir tarihsel duruşun, bir varoluş mücadelesinin açık ilanıdır.

Bu yürüyüş; suskunluğa karşı bir haykırış, edilgenliğe karşı bir başkaldırı, teslimiyete karşı dimdik ayakta kalma iradesidir.

En önemlisi de bu yürüyüş, “Ben de buradayım” diyen milyonların iradesinin Ankara sokaklarına kazınmış halidir.

 

Keşke birilerinin söylediği gibi bu sorun parti içi tartışma olsa.

Kayyımlarla yönetilen ülkemizde bu sorun CHP’nin iç sorunu değildir.

Özgür Özel, Kılıçdaroğlu sorunu değildir, birilerinin küçümsemek için söylediği gibi sıradan bir bayramlaşma meselesi de değildir.

Ankara Anıtkabir yürüyüşü bir kez daha gösterdi ki bu sorun, açık ve nettir:

Bu sorun ülke sorunudur.

Bu sorun, halkın iradesinin gasp edilip edilmemesi sorunudur.

Bu sorun, siyasetin birkaç koltuk hesabına mı sıkışacağı yoksa halkın gerçek sorunlarına mı yaslanacağı sorunudur.

 

Bu sorun iktidarı yeni ortaklarıyla birlikte elinde tutan ile milletin önemli bir sorunudur.

Bir tarafta ele geçirilmiş ülke, işgal edilmiş binalar, bir tarafta partisine ülkesine sahip çıkan milyonları temsilen yollara düşüp Güvenpark’ta saraya ve tüm dünyaya partinin gerçek sahiplerinin gücünü ve de direngenliğini gösteren bir hesap günü var”

 

Millet Kurultay çağrısı yaparken siz nerede Bayram kutluyordunuz?

Bu soru yalnızca bir sitem değil, aynı zamanda bir hesaplaşma çağrısıdır.

Çünkü tarih susanları değil, konuşanları;

Saklananları değil, meydanlara çıkanları yazar.

O gün orada olmayanlar, yarın bu mücadelenin sahibiymiş gibi konuşamaz.

O gün susanlar, bugün söz söyleme hakkını kendilerinde göremez.

Özel nedenleri ve insani gerekçeleri olan halktan insanların katılmayışlarına saygı göstermek gerekir.

Ancak koltuk adayı olup beklenti içerisinde olanlar ve koltuk sahibi olup sorumluluk taşımayanların mazereti olmaz.

Halkın mazereti olur, yöneticinin olmaz.

Halk yorulur, ama temsilcisi yorulamaz.

Halk geri çekilebilir, ama öne çıkması gerekenler geri duramaz.

Hem siyasete yön verdiğinizi söyleyeceksiniz hem siyasetten besleneceksiniz hem siyaset yoluyla Cumhuriyet Halk partisi’nin olanaklarıyla makamlar mevkiler elde edeceksiniz ya da elde etme uğraşı içerisinde olacaksınız ama kıyıda, köşede, saklanacaksın bu hiç samimi bir tavır değil.

Bu yalnızca samimiyetsizlik değildir; bu aynı zamanda siyasetin ruhuna ihanettir.

 

Siyaset risk almaktır, bedel ödemektir, gerektiğinde yalnız kalmayı göze almaktır. Siyaset, kalabalıkta görünmek değil, zor zamanda görünür olmaktır.

“Türkiye siyasal tarihine bir kara leke olarak yazılan mutlak butlan kararı kimseye meşruiyet vermez, mazbatasız genel başkan olmaz, yakışmaz, oturamaz. Derhal bir kurultay yapın, partiyi seçilmiş genel başkana kavuşturun diyen 200 bine yakın insanı hafife hiç kimsenin almaya ne gücü yeter ne de haddidir.

herkes ne söylediğinin nereye varacağını bilmesi gerekir.

 

Bu sözler yalnızca bir eleştiri değil, bir uyarıdır.

Siyaset, ölçüsüzlüğü kaldırmaz. Söylenen her söz, atılan her adım tarihe not düşer.

Bugün kurulan cümleler yarın yargı olur.

“Diplomasız Erdoğan, mazbatasız Kılıçdaroğlu”  ifadelerini kullan halkı, iktidara taşıyacak olan kadroların kendini iyi ölçüp biçmesi gerekir.

Bu tür söylemler, halkın umudunu büyütmek yerine küçültür.

Mücadele ciddiyet ister, dil sorumluluk ister.

Bu ülkenin insanı artık slogana değil, sahici duruşa bakmaktadır.

 

Kocaeli kentinden örnek verecek olursak siyasetten nemalanan belli makamları ele geçirmiş olan gerek yönetimlerde gerekse seçim zamanları delege olmak için yönetici olmak, belediye meclisi üyesi olmak için elli türlü filim çevirenlerin günümüzde böylesi zamanlarda kıyıda köşede pusuya yatmaları siyaseten en hafif deyimle saygısızlıktır. Bu insanların,

sizin için ailesinden zaman çalıp cebinden para harcayıp yollara düşen bu yoksul halkın emeğine saygısızlıktır.

Bu tablo, siyasetin en acı fotoğraflarından biridir.

 

Mücadele zamanında ortada olmayanlar, kazanım zamanında ilk sıraya girenlerdir.

İşte bu yüzden halk artık sadece konuşanları değil, yürüyenleri hatırlıyor.

Yürüyüş esnasında sokak TV olarak yüzlerce insanın görüşlerini düşüncelerini mikrofondan yansıtmaya çalıştık tepkilerini gözlerinin içindeki o çakmak çakmak bakışı en yakından gören insanlardan biriyiz.

Siz de izleyin o videolarda halkın ne hissettiğini göreceksiniz o halkın içinde ama siz yoksunuz peki siz kimsiniz o zaman?

 

Hiç mi bunlardan ders çıkarmak yok oturduğunuz yerden kentin siyasetini yönetmeye kalkıyorsunuz oturduğunuz yerden Cumhuriyet Halk partisi’ni yönetiyormuşsunuz gibi davranıyorsunuz kilometrelerce yürüyen il başkanından,

ilçe başkanlarından,

Körfez ilçe başkanından Kartepe ilçe başkanından hiç mi ders almazsınız.

O gözlerde öfke vardı, umut vardı, inat vardı.

En önemlisi o gözlerde terk edilmemiş bir mücadele vardı. Ama siz o gözlere bakmadınız.

Çünkü bakmak, sorumluluk almayı gerektirir.

Olmayan yöneticilere sormak gerekir daha önemli ne işiniz vardı?

Bugün yoksanız hangi gün varsınız?

Bu soru tarihe kalacak bir sorudur.

Neden mi, yokluk bazen bir tercih, bazen de bir tavırdır.

7-8 kez milletvekili yapmış bir vatandaş mikrofona “Ne konuşacağız” diyerek korkuyla bakıyor, bu nasıl bir anlayıştır? Bu parti seni buraya kadar taşımış, sen bu parti için verecekcesaretin, söyleyecek bir gram sözün yok mu?

Tamam anladık;

Mahmut Talay, Gökhan Ercan, Vedat Küçük yürek yemiş de siz ne yediniz?

Bu cümleler serttir, evet.

Kimi zaman gerçekler sert olmak zorundadır.

Yumuşak sözler artık kimseyi uyandırmıyor.

 

Güven parkta ne olduğuna gelince;

Özel, konuşmasının ardından binlerce vatandaşlarla son sürat birlikte Anıtkabir’e yürüdü.

Bir sonraki yürüyüşün nereye olacağının meşalesini yakmış gibiydi.

Atatürk mozolesinin olduğu alana Özel ve dar bir ekip girdi. Özel’i takip edenler ise dışarıda bekledi.

Planlanmış ve resmî bir tören olmadığından çelenk, üzerindeki “Özgür Özel-CHP Genel Başkanı” yazısı çıkarılarak içeri alındı.

Ancak Özel, çelenk mozoleye yerleştirildiği sırada yazıyı cebinden çıkardı ve çelengin tekrar üzerine koydu. Özgür Özel, İsmet İnönü’nün mezarını da ziyaret ettikten sonra Anıtkabir’den ayrıldı.

 

İşte bu detay, bu yürüyüşün ruhunu anlatır.

O yazının cebinden çıkarılıp tekrar yerine konulması; Yalnızca bir isim sorunu değil, bir irade sorunudur.

Bir unvanın değil, bir meşruiyetin, bir direncin, bir kararlılığın sembolüdür.

Bu hareket, “Ben buradayım” demenin ötesinde, “Biz buradayız ve buradan gitmeyeceğiz” demektir.

 Bu mesaj yalnızca orada bulunanlara değil, görmezden gelenlere, susanlara, bekleyenlere ve hesap yapanlara verilmiştir.

 

Özcesi ülkeye verilen mesaj çok açıktır:

Ya bu yürüyüşün parçası olacaksınız ya da bu yürüyüşün gerisinde kalacaksınız.

Tarih, ortada duranları değil, safını belli edenleri yazacak.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya köşe yazarları tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Sol Medya’nın  editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Güvenparkta gözükmek istemeyenler!..
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!