1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Burhanettin YILMAZ
  4. 6. Filo Gitti, Emperyalizm Kaldı! F-35 Değil, Tam Bağımsız Türkiye!
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

6. Filo Gitti, Emperyalizm Kaldı! F-35 Değil, Tam Bağımsız Türkiye!

Türkiye yine aynı kavşağa getiriliyor...

featured
Advert

Türkiye yine aynı kavşağa getiriliyor…

Dün Marshall yardımlarıyla, bugün F-35 vaatleriyle…

Dün NATO şemsiyesi denilerek…

Bugün stratejik ortaklık masalları anlatılarak…

Türkiye’ye yeniden aynı reçete sunuluyor:

“Güvenliğiniz bizim elimizde olsun.”

Biz ise bu filmi ilk kez izlemiyoruz.

Çünkü bu ülkenin hafızası vardır.

Ve o hafızanın adı 1968 Kuşağıdır.

&&

1968 yalnızca gençlik hareketi değildi.

1968, emperyalizme karşı ayağa kalkmış bir millet vicdanıydı.

Amerikan 6. Filosu Dolmabahçe’ye demirlediğinde mesele yalnızca birkaç savaş gemisi değildi.

Mesele, Türk topraklarında emperyalizmin gövde gösterisiydi.

Karşısına çıkan gençler yalnızca slogan atmıyordu.

Onlar bir ülkenin onurunu savunuyordu.

“Yankee Go Home!”

sloganı yalnızca Amerika’ya söylenmiş bir söz değildi.

O söz, bağımsız yaşamak isteyen bütün milletlerin ortak haykırışıydı.

Bugün isimler değişmiş olabilir.

Ama yöntem değişmedi.

Dün limana savaş gemisi yanaşıyordu.

Bugün yazılım kilitli savaş uçakları getiriliyor.

Dün asker gönderiliyordu.

Bugün algoritmalar gönderiliyor.

Dün üs kuruluyordu.

Bugün dijital bağımlılık kuruluyor.

Emperyalizm çağ değiştiriyor…

Ama karakter değiştirmiyor.

&&

Türkiye’ye yeniden F-35 pazarlanıyor.

Sanki bu uçaklar gökyüzünden bağımsızlık yağdıracakmış gibi…

Oysa gerçek tam tersidir.

Silahın sahibi siz değilseniz…

Yazılımın sahibi siz değilseniz…

Şifrenin sahibi siz değilseniz…

O uçak sizin değildir.

Kasasında Türk bayrağı taşıması onu milli yapmaz.

Asıl soru şudur:

Bir düğmeye başka bir başkent karar veriyorsa, o silah gerçekten kimin silahıdır?

Bağımlılık yalnızca ekonomik olmaz.

Askerî bağımlılık da en az ekonomik bağımlılık kadar tehlikelidir.

Çünkü emperyalizm önce silah verir.

Sonra o silahın nasıl kullanılacağını öğretir.

Daha sonra ne zaman kullanılacağına karar vermek ister.

En sonunda da dış politikanızı belirlemeye kalkar.

İşte emperyalizmin gerçek zinciri budur.

&&

Bugün NATO hâlâ “vazgeçilmez güvenlik şemsiyesi” olarak sunuluyor.

Oysa Türkiye’nin son elli yılına bakıldığında şu soru hâlâ cevapsızdır:

NATO, Türkiye’nin güvenliği söz konusu olduğunda gerçekten kimin yanında durmuştur?

Doğu Akdeniz’de…

Ege’de…

Kıbrıs’ta…

Türkiye ile başka NATO üyeleri arasında yaşanan krizlerde Ankara’nın kaygıları çoğu zaman yeterince karşılık bulmamış, müttefiklik söylemi ise siyasi gerilimleri bütünüyle ortadan kaldırmamıştır.

Demek ki mesele ittifak tabelası değildir.

Mesele ulusal çıkarlardır.

Uluslararası ilişkilerde kalıcı dostluklar değil…

Kalıcı çıkarlar vardır.

Bu gerçeği en iyi bilen de emperyalist devletlerin kendisidir.

&&

Bugün bazı kalemler hâlâ Washington’dan gelecek bir telefonun Türkiye’yi kurtaracağını yazıyor.

Oysa kurtuluş hiçbir zaman Beyaz Saray’dan gelmedi.

Bu millet Çanakkale’yi Pentagon’un planlarıyla kazanmadı.

Bu Cumhuriyet NATO karargâhında kurulmadı.

Bu bayrak ABD Kongresi’nin onayıyla dalgalanmadı.

Bu ülke, emperyalizme karşı verilen Milli Mücadele ile kuruldu.

Cumhuriyet’in mayasında bağımsızlık vardır.

Teslimiyet değil.

&&

Bugün yeniden aynı tercih önümüzde duruyor.

Ya Atlantik’in güvenlik zincirine biraz daha bağlanacağız…

Ya da kendi mühendisimize, kendi işçimize, kendi bilim insanımıza güveneceğiz.

Gerçek savunma sanayi, yalnızca fabrika kurmak değildir.

Kararı Ankara’da alınan…

Yazılımı Türkiye’de yazılan…

Şifresi Türkiye’de bulunan…

Bakımı Türkiye’de yapılan…

Hiç kimsenin iznine ihtiyaç duymayan sistemler kurabilmektir.

İşte tam bağımsız savunma budur.

&&

1968 Kuşağı bize yalnızca direnmeyi öğretmedi.

Onlar bize bir milletin onurunun satılık olmadığını öğretti.

Deniz Gezmiş’in, Yusuf Aslan’ın, Hüseyin İnan’ın darağacına yürürken söyledikleri sözler yalnızca bir dönemin sloganı değildir.

Bugün de aynı soruyu önümüze koymaktadır:

Türkiye gerçekten bağımsız mı olacaktır, yoksa emperyalizmin güvenlik mimarisine daha fazla eklemlenen bir ülke mi?

Bu sorunun cevabı, alınacak bir savaş uçağından çok daha büyüktür.

Çünkü mesele yalnızca savunma değildir.

Mesele Cumhuriyet’in kuruluş felsefesidir.

Bugün emperyalizm artık yalnızca asker göndermiyor.

Banka gönderiyor.

Fon gönderiyor.

Yaptırım gönderiyor.

Kredi notu gönderiyor.

Algoritma gönderiyor.

Yazılım gönderiyor.

Silah gönderiyor.

Ve bütün bunların adına da “müttefiklik” diyor.

İşte bu yüzden anti-emperyalizm dün olduğu kadar bugün de günceldir.

Bugün de Deniz Gezmiş’in idam sehpasındaki haykırışı, Türkiye’nin önündeki pusuladır:

“Yaşasın tam bağımsız Türkiye!
Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi!
Kahrolsun emperyalizm!
Yaşasın işçiler, köylüler!”

Aradan yarım asır geçti.

  1. Filo’nun gemileri limanlardan ayrıldı.

Ama emperyalizm gitmedi.

Yöntemini değiştirdi.

Maskesini değiştirdi.

Silahını değiştirdi.

Dilini değiştirdi.

Bugün adı F-35 olabilir…

Yarın başka bir proje olur…

Fakat değişmeyen tek gerçek şudur:

Tam bağımsız olmayan hiçbir ülke gerçekten özgür değildir.

Ve Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Türkiye’nin yeniden ihtiyacı olan şey, ithal savaş uçakları değil;

Mustafa Kemal’in tam bağımsızlık iradesi, 1968 gençliğinin anti-emperyalist cesareti ve Deniz Gezmiş’in darağacında bile eğilmeyen onurudur.

Çünkü bu topraklarda hâlâ en büyük slogan şudur:

Kahrolsun emperyalizm!

Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!

 

6. Filo Gitti, Emperyalizm Kaldı! F-35 Değil, Tam Bağımsız Türkiye!
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!