1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Burhanettin YILMAZ
  4. Bir Partiden Toplu Ayrılmalar, İhanet ve Hainliktir!
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bir Partiden Toplu Ayrılmalar, İhanet ve Hainliktir!

Siyasette ayrılık kaçınılmazdır. İnsanlar düşüncelerini değiştirebilir, partiler politikalarını değiştirebilir, siyasetçiler farklı bir yol tercih edebilir.

featured
Advert

Siyasette ayrılık kaçınılmazdır. İnsanlar düşüncelerini değiştirebilir, partiler politikalarını değiştirebilir, siyasetçiler farklı bir yol tercih edebilir. Demokratik siyasetin doğasında bunlar vardır. Bir siyasi partiden istifa etmek de tek başına ne suçtur ne de ayıptır.

Ancak mesele yalnızca istifa etmek değildir.

Asıl mesele, insanın yıllarca içinde bulunduğu, kendisine siyasi kimlik kazandıran, seçilmesini sağlayan, örgütüyle birlikte büyüdüğü bir siyasal hareketten ayrılırken nasıl bir tutum aldığıdır.

Çünkü siyasette ayrılmak başka, sırtını dönmek başka; eleştirmek başka, geçmişini inkâr etmek başka; yeni bir yol açmak başka, eski yolun birikimini kendi siyasi hesabına taşımak başkadır.

Bugün tartışılması gereken esas konu da budur.

***

SİYASET KİŞİSEL KARİYER BASAMAĞI DEĞİLDİR

Bir insan yıllarca bir siyasi partinin içerisinde görev yapabilir. İlçe başkanlığı yapabilir, il başkanlığı yapabilir, milletvekili olabilir, grup yöneticiliği yapabilir, belediye başkanı seçilebilir.

Bütün bunlar yalnızca kişinin kişisel başarısıyla gerçekleşmez.

Arkasında bir örgüt vardır.

Sandığa giden milyonlarca insan vardır.

Gece gündüz çalışan gönüllüler, afiş asan gençler, kapı kapı dolaşan kadınlar, seçim dönemlerinde kendi cebinden harcama yapan emekçiler vardır.

Ve hepsinden önemlisi, o siyasi hareketin yıllar içerisinde oluşturduğu bir toplumsal güven vardır.

Bu nedenle siyasetçinin elde ettiği makamı yalnızca kendi kişisel başarısı gibi görmesi, siyasetin kolektif karakterini yok saymaktır.

Soldan bakıldığında ise mesele daha da açıktır:

Siyaset bir kariyer planı değil, toplumsal mücadele alanıdır.

Bir makamdan diğerine geçmek, bir partiden diğerine savrulmak ya da yeni bir siyasi yapı kurmak, eğer yalnızca kişisel ikbal hesabının sonucuysa bunun adına değişim demek mümkün değildir.

***

ÖRGÜTÜN EMEĞİ KİMSENİN TAPUSU DEĞİLDİR

Türkiye’de siyaset uzun yıllardır liderler ve makamlar üzerinden okunuyor.

Oysa özellikle sol siyasetin temelinde örgüt vardır.

Bir siyasi partinin başarısı yalnızca genel başkanın, milletvekilinin ya da belediye başkanının başarısı değildir. O başarı, görünmeyen binlerce insanın ortak emeğidir.

Bu nedenle bir siyasetçi yıllarca o örgütün desteğiyle yükseldikten sonra, ayrılırken bütün geçmişini değersizleştiriyor ve o geçmişin siyasi mirasını kendi yeni projesine taşıyorsa burada ciddi bir siyasi etik sorunu ve ahlaksızlık ortaya çıkar.

Çünkü örgütlerin biriktirdiği tarih, kişilerin kişisel mülkü değildir.

Bir partinin logosu, tarihi, seçmeni, örgütü ve mücadele birikimi bir siyasetçinin kariyer basamağı olarak kullanılamaz.

***

CHP SADECE BİR SEÇİM MAKİNESİ DEĞİLDİR

Cumhuriyet Halk Partisi söz konusu olduğunda mesele daha da farklı bir anlam kazanıyor.

CHP, Türkiye’nin en eski siyasi kurumlarından biridir. Cumhuriyet’in kuruluş süreciyle iç içe geçmiş, farklı dönemlerden geçerek bugünlere ulaşmış tarihsel bir siyasal gelenektir.

Bu nedenle CHP’den ayrılmak yalnızca bir parti kartını bırakmak anlamına gelmez.

Burada önemli olan, ayrılan kişinin CHP’nin tarihsel mirasına nasıl baktığıdır.

CHP’nin içinde siyaset yaparken onun örgütünden, seçmeninden ve tarihinden güç alanların, ayrıldıktan sonra aynı tarihi yalnızca kendi siyasi projelerine meşruiyet sağlayacak bir araç olarak kullanmaları ciddi biçimde sorgulanmalıdır.

Çünkü miras almak başka, mirasa sahip çıkmak başka şeydir.

                                   ***

“DEĞİŞİM” HER ZAMAN İLERLEME DEMEK DEĞİLDİR

Son yıllarda siyasette “değişim”, “yeni siyaset”, “yeni merkez” ve “yeni başlangıç” gibi kavramları çok daha fazla duyuyoruz.

Değişim elbette gereklidir.

Sol, değişime kapalı olamaz.

Ancak sol açısından değişimin ölçüsü, kimlerin makam sahibi olacağı değil; hangi sınıfın, hangi toplumsal kesimlerin ve hangi değerlerin siyasetin merkezine taşınacağıdır.

İşçinin ücretinden, emeklinin geçim sıkıntısından, çiftçinin borcundan, gençlerin geleceksizliğinden, kadınların eşitlik mücadelesinden, taşeron işçinin güvencesizliğinden, halkın barınma sorunundan söz etmeyen bir değişimin adı ne olursa olsun, bunun toplumsal ilerleme olduğunu söylemek zordur.

Yeni bir parti kurmak kolaydır.

Yeni bir tabela asmak kolaydır.

Yeni sloganlar bulmak da kolaydır.

Zor olan, halkın gerçek sorunlarına dayanan, emek eksenli, özgürlükçü ve eşitlikçi bir siyasal program ortaya koymaktır.

                                   ***

SOLDA “BEN” DEĞİL, “BİZ” VARDIR

Sol siyasetin en temel itirazlarından biri zaten bireysel iktidar anlayışınadır.

Kapitalist düzen insana sürekli “kendini kurtar” der.

Sol ise “hep birlikte değiştirelim” der.

Bu nedenle sol hareket içerisinde kişisel kariyer hesaplarının, makam mücadelelerinin ve dar grup çıkarlarının belirleyici hale gelmesi yalnızca bir örgütsel sorun değildir; aynı zamanda ideolojik bir sorundur.

Bir insan partisiyle anlaşamayabilir.

Yönetimi eleştirebilir.

Politikalarını yanlış bulabilir.

Hatta bütün bunları kamuoyunun önünde açıkça söyleyerek partisinden ayrılabilir.

Bunda hiçbir sorun yoktur.

Fakat ayrılırken yıllarca birlikte yürüdüğü insanları, örgütü, seçmeni ve mücadele geçmişini yok sayıyorsa, mesele artık yalnızca bir siyasi tercih olmaktan çıkar.

Siyasi ahlak tartışmasına dönüşür.

                                   ***

“İHANET” KAVRAMI NASIL ANLAŞILMALI?

Burada “ihanet” ve “hainlik” kavramlarını da doğru yere koymak gerekir.

Her istifaya “ihanet” demek, demokratik siyasetin doğasına aykırıdır.

Her farklı düşünceyi hainlikle suçlamak ise solun özgürlükçü karakteriyle bağdaşmaz.

Ancak yıllarca bir hareketin olanaklarından yararlanıp, o hareketin örgütsel emeğini ve seçmen desteğini kendi siyasi kariyerinin sermayesine dönüştürdükten sonra, ayrıldığı yapıyı yalnızca kendi yükselişinin önündeki engel olarak görmeye başlamak elbette ağır bir siyasi eleştiriyi hak eder.

Buradaki “ihanet”, bir düşünceden farklı düşünmek değildir.

İhanet; ortak mücadeleye, örgütün emeğine ve halkın verdiği siyasi desteğe sırt çevirmeyi ifade eden siyasi bir tutumdur.

“Hainlik” ise daha ağır bir kavramdır ve herkes için kolayca kullanılmamalıdır.

Çünkü sol siyasetin en büyük hatalarından biri, kendi içindeki farklılıkları düşmanlık diline çevirmektir.

Bizim itirazımız kişilere değil, siyasetin kişiselleştirilmesine olmalıdır.

***

ASIL İHANET HALKA KARŞI OLUR

Belki de tartışmanın en önemli noktası burasıdır.

Bir siyasetçinin bir partiden ayrılması değil, kendisini seçen insanların beklentilerine sırt çevirmesi sorgulanmalıdır.

Seçmen bir kişiye değil, aynı zamanda bir programa, bir siyasi çizgiye ve bir umuda oy verir.

Eğer seçilmiş bir siyasetçi, kendisini o partinin adayı olarak destekleyen milyonların iradesini yok sayarak başka bir siyasi yapıya geçiyorsa, burada yalnızca bireysel bir tercih değil, seçmen iradesi açısından da ciddi bir tartışma ortaya çıkar.

Çünkü oy, siyasetçinin kişisel malı değildir.

Sandıktan çıkan yetki, kişiye ait bir mülk değil, halka ait bir emanettir.

***

TARİH KİŞİLERİ DEĞİL, TERCİHLERİ YARGILAR

Bugün yaşanan siyasi ayrılıkların gerçek anlamını bugünden kesin biçimde söylemek mümkün olmayabilir.

Siyaset hareketlidir.

İttifaklar değişir.

Partiler bölünür.

Yeni yapılar ortaya çıkar.

Ancak zaman geçtikçe insanların hangi koşullarda ne yaptığı daha açık görülür.

Kim zor zamanda örgütün yanında kaldı?

Kim makamını değil, mücadeleyi tercih etti?

Kim eleştirdi ama örgütünü terk etmedi?

Kim ayrılırken geçmişine saygı gösterdi?

Kim yıllarca birlikte yürüdüğü insanları bir anda değersizleştirdi?

Kim halkın sorunlarını siyasetinin merkezine koydu?

İşte tarih bunları yazacaktır.

***

YENİ BİR SAYFA AÇMAK GEÇMİŞİ YAKMAK DEĞİLDİR

Siyasette yeni bir sayfa açmak isteyen herkes bunu yapabilir.

Ancak gerçek bir yeni başlangıç, eski arkadaşlarını düşman ilan ederek yapılmaz.

Yıllarca  siyasette var olduğu partinin içini boşaltma çağrısı yaparak olmaz.

Geçmişini inkâr ederek hiç yapılmaz.

İnsan, dününü reddederek geleceğini kuramaz.

Hele ki bir siyasi hareketin yıllarca taşıdığı değerlerden, örgütünden ve seçmeninden güç almışsa, ayrılırken o mirasa karşı sorumluluğu vardır.

Gerçek bir beyaz sayfa, geçmişi karalayarak değil, geçmişin hakkını teslim ederek açılır.

                                   ***

SON SÖZ

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı yeni makam savaşları değil, yeni bir toplumsal mücadele anlayışıdır.

Emekçinin, çiftçinin, emeklinin, gençlerin, kadınların, yoksulların ve geleceği ellerinden alınan milyonların sözünü büyütecek bir siyasete ihtiyaç vardır.

Solun görevi, kişilerin siyasi kariyerlerini büyütmek değil; halkın örgütlü gücünü büyütmektir.

Bu nedenle mesele yalnızca birilerinin CHP’den ayrılıp ayrılmaması değildir.

Asıl mesele şudur:

Siyaseti kişisel ikbalin aracı olmaktan çıkarıp yeniden halkın mücadelesinin aracı haline getirebilecek miyiz?

Çünkü biz soldan bakıyoruz.

Bizim için siyaset makam değil mücadeledir.

Koltuk değil örgüttür.

Kişisel gelecek değil, toplumun geleceğidir.

Ve unutulmamalıdır:

Bir partiden ayrılmak demokratik bir haktır. Ancak yıllarca birlikte yürüdüğünüz insanların emeğini, örgütünüzün birikimini ve size verilen halk desteğini kendi siyasi kariyerinizin basamağına dönüştürmek, yalnızca bir ayrılık değildir. Bunun adı, siyasi ahlaksızlıktır, ihanettir ve Hainliktir.

Tarih, günü kurtaranları değil; zor zamanlarda ilkelerine, örgütüne ve halkına sadık kalanları yazar.

 

Bir Partiden Toplu Ayrılmalar, İhanet ve Hainliktir!
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!