Bugün bir salondaydım.
Bir anma değildi yalnızca.
Bir hatırlatma,
bir iddia,
bir sınav gibiydi.
Ali Dinçer’in adıyla düzenlenen
bir kentsel sempozyum.
Salonda akademisyenler vardı.
Belediyeciler vardı.
Yılların birikimini taşıyan insanlar vardı.
Anlatılanlar yabancı değildi.
Katılımcı demokrasi…
Sosyal adalet…
Yerel kalkınma…
Hepsi doğruydu.
Hepsi gerekliydi.
Ama ben başka bir şey dinledim.
Söylenenlerden çok,
söylenemeyenleri.
Bir yazıyı,
bir konuşmayı,
bir sempozyumu anlamak için
yalnızca kürsüye bakılmaz.
Salona bakılır.
Orada bir çelişki vardı.
Sözle gerçek arasında.
Ali Dinçer’in adı anılıyordu.
Ama onun belediyeciliği…
bir anlatı olarak kalıyordu.
Oysa Ali Dinçer’in temsil ettiği şey:
Bir kavramlar bütünü değildi.
Bir sorumluluktu.
Onun belediyeciliğinde:
halk vardı
temas vardı
eşitlik vardı
En önemlisi:
mesafe yoktu.
Bugün ise mesafe var.
Üstelik her gün büyüyen bir mesafe.
Benim ait olduğum sosyal demokrat anlayış şunu kabul etmez:
Belediyecilik…
insanın hayatına dokunmuyorsa,
bir anlam taşımaz.
Bir çocuk spor tesisine gidemiyorsa…
Bir aile kamusal hizmete ulaşamıyorsa…
Bir kentte insanlar yaşam alanını kaybediyorsa…
anlatılan hiçbir kavram
yerine ulaşamaz.
Bugün salonda anlatılanlarla
sokakta yaşananlar arasında
ciddi bir açıklık var.
Bir tarafta katılım anlatılıyor.
Diğer tarafta insanlar sistemin dışında kalıyor.
Bir tarafta eşitlik savunuluyor.
Diğer tarafta eşitsizlik büyüyor.
Bir tarafta kamuculuk vurgulanıyor.
Diğer tarafta hizmet erişilemez hale geliyor.
Bu bir teknik sorun değil.
Bu bir tercih.
Ya belediyecilik bir hak üretir…
ya da bir anlatı üretir.
Bugün ağırlıkla görülen şey:
anlatı.
Gerçek değil.
Bu nedenle bu sempozyumu
sadece bir anma olarak görmüyorum.
Bir ölçü olarak görüyorum.
Ali Dinçer’in adı anılıyor.
Asıl mesele şu:
Onun anlayışı gerçekten uygulanıyor mu?
Bir ismi yaşatmak kolaydır.
Bir anlayışı yaşatmak zordur.
Bu zorlukla yüzleşmeden
hiçbir şey değişmez.
Bu yazı bir başlangıç.
O salonda yalnızca anlatılanlar değil,
anlatı ile gerçek arasındaki mesafe görüldü.
Ali Dinçer’in adıyla konuşulanlarla,
bugünün gerçekliği arasındaki mesafeye
bakmaya devam edeceğiz.



