Türkiye’nin içinden geçtiği bu zorlu dönemde, siyasal tartışmaların merkezine kişileri değil ilkeleri koymak zorundayız. Çünkü Cumhuriyet’i kuran irade, hiçbir zaman tek tek bireylerin değil; ortak aklın, kurumsal yapının ve halk egemenliğinin gücüne dayanmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk, ardında iki büyük eser bıraktığını söylemiştir: Cumhuriyet ve Cumhuriyet Halk Partisi.
Bu iki eser birbirinden ayrı düşünülemez. Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinin siyasal alandaki taşıyıcısıdır. Cumhuriyet ise CHP’nin varlık nedenidir. Bu nedenle bu iki eseri korumak, yalnızca bir partiye ya da bir siyasi görüşe sahip çıkmak değil; Türkiye’nin çağdaşlaşma, özgürleşme ve demokratikleşme mücadelesine sahip çıkmaktır.
Bugün ne yazık ki siyaset, ilkelerden çok kişiler üzerinden yürütülmektedir. Sosyal medya çağının yarattığı kutuplaşma, örgütlü mücadeleyi geri plana itmekte; liderlere bağlılık, çoğu zaman kurumsal aidiyetin önüne geçmektedir. Oysa Cumhuriyet’i de, CHP’yi de ayakta tutacak olan şey kişiler değil, onların dayandığı değerlerdir.
Hiç kimse Cumhuriyet’ten, demokrasiden ve halkın örgütlü gücünden daha büyük değildir.
Bugün yaşanan tartışmaların tarafları kendi tezlerini savunabilir. Ancak hangi görüşten olursak olalım şu gerçeği görmek zorundayız: Parti içi gerilimlerin derinleşmesi, örgütün parçalanması ve emek veren insanların birbirine düşman hale gelmesi ne CHP’ye ne de Türkiye’nin demokrasi mücadelesine kazanç sağlamaktadır.
Tam da bu nedenle, Atatürk’ün iki eserine sahip çıkmanın yolu; taraflardan birinin koşulsuz savunuculuğunu yapmak değil, Cumhuriyet’in temel değerlerine ve CHP’nin kurumsal kimliğine sahip çıkmaktır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni kamplar oluşturmak değil, yeni bir demokratik anlayış geliştirmektir. Kamucu, özgürlükçü, halkçı, laik ve sosyal adaletçi bir anlayışla yeniden buluşabilmektir.
Bu anlayış;
- Kamu kaynaklarının halk yararına kullanılmasını savunmalıdır.
- Yolsuzlukla ve rant düzeniyle tavizsiz mücadele etmelidir.
- Emekçinin, emeklinin, işsizin ve gençlerin sorunlarını siyasetin merkezine koymalıdır.
- Laikliği tüm yurttaşların özgürce yaşayabilmesinin güvencesi olarak görmelidir.
- Toplumsal barışı güçlendirmeli, ayrıştırıcı dili reddetmelidir.
- Demokrasi kültürünü kişilere bağlılık üzerine değil, kurumlara ve kurallara bağlılık üzerine inşa etmelidir.
Atatürk’ün mirası, birbirimizi düşmanlaştırmak değil; ortak hedeflerde birleşebilmektir. Çünkü Cumhuriyet ancak birlik içinde güçlenebilir. CHP ancak kurumsal kimliğine sahip çıktığında tarihsel misyonunu sürdürebilir.
Bugün hepimize düşen görev, kişiler etrafında saf tutmak değil; Atatürk’ün iki büyük eserine sahip çıkmaktır. Cumhuriyet’e sahip çıkmak, CHP’nin kurumsal kimliğine sahip çıkmaktır. CHP’nin kurumsal kimliğine sahip çıkmak ise Cumhuriyet’in geleceğine sahip çıkmaktır.
Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla kavga değil, daha fazla demokrasi; daha fazla kutuplaşma değil, daha fazla dayanışma; daha fazla lider tartışması değil, daha güçlü kurumlar ve daha güçlü bir Cumhuriyet’tir.
Çünkü günü kurtaran siyasetçiler gelir geçer; fakat Cumhuriyet kalır. Genel başkanlar değişir; fakat Cumhuriyet Halk Partisi kalır. Bizlere düşen görev de Atatürk’ün emanet ettiği bu iki büyük eseri, kişisel hesapların ve geçici çekişmelerin üzerinde tutarak geleceğe taşımaktır.



