Devlet Bahçeli konuştu, Türkiye bir an durdu. MHP lideri, yıllardır “bölücülük” parantezine sıkıştırdığı isimler için bu kez bambaşka bir dil kullandı: Demirtaş “yuvasına dönmeli”, Öcalan’a “umut hakkı” tanınmalı, kayyım atanan belediye başkanları makamlarına iade edilmeli…
Peki gerçekten ne oluyor? MHP mi değişti, devlet mi yumuşadı, yoksa yine bildik bir siyasal oyun mu sahnede?
Bu bir vicdan muhasebesi değil
Önce şunu netleştirelim: Bu çıkış bir vicdan muhasebesi değil. MHP’nin geçmişi ortada. Çözüm sürecinde nasıl bir pozisyon aldığı, Demirtaş’a, HDP’ye, Kürt siyasetine hangi dili kullandığı hafızalarda. Dün “terörle yan yana” diye hedef gösterilen isimler, bugün birdenbire “huzur ve barışın anahtarı” ilan ediliyorsa, burada ilkesel bir dönüşümden değil, zorunlu bir stratejiden söz ederiz.
Bahçeli’nin siyaset tarzı sürprizlere açık olabilir ama çizgisi nettir: Devletin ihtiyaç duyduğu yerde pozisyon alır. Bugünkü ihtiyaç ise barış değil, çoğunluk.
Kürt oyları olmadan anayasa olmaz
İktidar bloğu bunu biliyor. Yeni anayasa hayali, Kürt oyları olmadan gerçekleşemez. AKP’nin halihazırda aldığı Kürt oyları yetmiyor. DEM Parti’yi tümüyle karşıya alarak da bu denklemi kurmak mümkün değil.
O yüzden yapılan şey açık: Umut dağıtmak.
Demirtaş ismi tesadüf değil. Kürt seçmen nezdinde sembolik gücü yüksek, vicdanlarda karşılığı olan bir figür. “Yuvasına dönsün” cümlesi hukuki değil, psikolojik bir çağrıdır. Beklenti yaratır, zihinleri yumuşatır, mesafeyi azaltır.
Ama sorulması gereken soru şu: Bu umut neyin karşılığında?
Geçmiş tecrübeler neden kuşku yaratıyor?
Bu ülkede Kürt siyaseti daha önce de “normalleşme” masalarına davet edildi. Sonrası malum: Masalar devrildi, dosyalar raftan indirildi, tutuklamalar hızlandı. Bugün Demirtaş hâlâ cezaevindeyse, AİHM kararları hâlâ uygulanmıyorsa, kayyımlar hâlâ görevdeyse, kimse bize iyi niyet masalı anlatmasın.
Bahçeli’nin sözleri yarın bir hukuki adıma dönüşmezse, ki güçlü emareler dönüşmeyeceğini gösteriyor, bu söylemler yalnızca zaman kazanma hamlesi olarak tarihe geçer.
Asıl tehlike nerede?
Asıl tehlike, Kürt meselesinin bir kez daha anayasa pazarlıklarının aracı haline getirilmesi. Önce umut ver, sonra çoğunluğu sağla, ardından “beka” düğmesine bas. Bu döngüyü daha önce yaşadık.
Bugün barış diliyle konuşanların, yarın aynı sertliğe dönmeyeceğinin hiçbir garantisi yok. Tam tersine, siyasi geçmişleri bunun garantisini veriyor.
Bahçeli neyi amaçlıyor?
Bu çıkışla hedeflenen üç net sonuç var:
- DEM Parti tabanında kafa karışıklığı yaratmak,
- Kürt siyasetini kendi içinde tartışmalara sürüklemek,
- Anayasa sürecinde iktidara alan açmak.
Bu gerçekleştiğinde, “umut hakkı” da, “yuva” da, “makam” da kolayca unutulabilir.
Son söz: Hafızasız umut, tuzaktır
Bu ülkede en pahalı şey umuttur; çünkü en çok o istismar edilmiştir. Kürt meselesi, seçim hesaplarına ve anayasa matematiğine kurban edilemeyecek kadar ağır bir meseledir.
Bahçeli’nin sözleri alkışlanmadan önce şu soru sorulmalıdır: Bu barış kimin barışı, bu umut kimin umudu?
Hafızasız umut, barış getirmez. Sadece yeni bir hayal kırıklığının zeminini hazırlar.




