Cumhuriyet Halk Partisi, yalnızca bir siyasi parti değildir.
CHP; Kuvâ-yi Milliye’nin devamı, Cumhuriyet’in kurucu iradesi ve milyonlarca insanın ortak hafızasıdır. Bu nedenle CHP üzerine kurulacak her siyasi hesap, yalnızca bugünü değil Türkiye’nin geleceğini de ilgilendirir.
CHP Milletvekili Özgür Özel’in Nefes Gazetesi yazarı Deniz Zeyrek’e verdiği röportajdaki şu ifade dikkat çekicidir:
“İlk adım CHP’de kalmak ve partiyi geri alabilmek için mücadeleyi sürdürmek olacak.”
Bu cümle, sıradan bir siyasi değerlendirme değildir.
Tam tersine, beraberinde çok ağır bir soruyu getiriyor:
Partiyi kimden geri alacaksınız?
CHP’yi kim ele geçirdi?
Yaklaşık iki milyon üyesi bulunan, örgütleriyle ayakta duran, delegelerini kendi iradesiyle seçen bir partiden söz ediyoruz.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kayıtlarına göre CHP’nin Ocak 2026 itibarıyla üye sayısı 1 milyon 922 bin 757.
Bu insanlar kim?
Bunlar seçim zamanı ortaya çıkan insanlar değildir.
Karanlık dönemlerde partisini terk etmeyen, yağmurda afiş asan, soğukta sandık bekleyen, köy köy, mahalle mahalle broşür dağıtan, seçim yenilgilerinde bile umudunu kaybetmeyen Cumhuriyet Halk Partilileridir.
Şimdi onlara mı diyeceksiniz:
“Biz partiyi sizden geri alacağız.”
Hayır…
CHP’nin gerçek sahibi ne genel başkandır, ne belediye başkanıdır, ne milletvekilidir.
CHP’nin gerçek sahibi örgüttür.
Üyelerdir.
Cumhuriyet’e gönül vermiş milyonlardır.
Bugün parti içinde farklı görüşlerin olması doğaldır.
Demokrasinin gereği de budur.
Kimsenin aynı düşünmek zorunda olduğu bir siyasi hareket zaten demokratik değildir.
Ancak fikir ayrılığı başka şeydir; partiyi bir kişinin siyasi geleceğine endekslemek bambaşka bir şeydir.
Bugün yaşanan en büyük sorun da budur.
CHP’nin geleceği, Ekrem İmamoğlu’nun siyasi kariyerine indirgenmeye çalışılıyor.
Sanki parti, tek bir ismin etrafında şekillenmek zorundaymış gibi bir hava oluşturuluyor.
Oysa Cumhuriyet Halk Partisi hiçbir zaman kişilerin partisi olmamıştır.
Liderler gelir, liderler gider.
CHP kalır.
Atatürk’ün mirası kalır.
Örgüt kalır.
Üye kalır.
Sandıkta nöbet tutan emekçiler kalır.
Bugün sosyal medya üzerinden oluşturulan algılarla, trol ordularıyla, dijital linç kampanyalarıyla CHP’nin yönü belirlenemez.
CHP’nin yönünü Twitter hesapları değil;
Örgüt belirler.
Delegeler belirler.
Üyeler belirler.
Sandık belirler.
Demokrasiye inanıyorsanız yapılacak iş bellidir.
Partiden kopmak değildir.
Yeni parti hesapları yapmak değildir.
Milletvekillerini bir siyasi göç kafilesi gibi görmek hiç değildir.
Kendinize güveniyorsanız…
Olağan kurultay gelir.
Aday olursunuz.
Delegelerin karşısına çıkarsınız.
Üyeye güvenirsiniz.
Kazanırsanız lider olursunuz.
Kaybederseniz mücadeleye devam edersiniz.
Demokrasinin yolu budur.
Bunun dışındaki her senaryo CHP’yi bölmekten başka bir sonuç üretmez.
Kim ne derse desin;
CHP’nin bölünmesi yalnızca Cumhuriyet Halk Partisi’ne zarar vermez.
Türkiye’de demokrasi mücadelesine zarar verir.
Muhalefeti zayıflatır.
İktidarın işini kolaylaştırır.
Siyasette bunun adı strateji değil, siyasi intihardır.
Japon kültüründe “hara-kiri”, kişinin kendi eliyle kendini yok etmesi anlamına gelir.
Bugün CHP içinde ayrışmayı büyüten, yeni parti tartışmalarını körükleyen ve kişisel hesapları örgütün iradesinin önüne koyan her anlayış da aslında siyasal anlamda bir hara-kiri yapmaktadır.
Bir başka gerçek daha var.
Yeni bir parti kurup onlarca milletvekilinin peşinizden geleceğini düşünmek de siyasetin gerçekleriyle bağdaşmaz.
CHP milletvekilleri kimsenin askeri değildir.
Hiç kimseye biat etmek zorunda değildir.
Her biri kendi siyasi sorumluluğunu ve tarih önündeki hesabını bilir.
Varsayalım ki bütün hesaplar tuttu.
Varsayalım ki yeni bir parti kuruldu.
Peki ya CHP’nin yaklaşık iki milyon üyesi?
Peki ya Atatürk’e bağlı milyonlarca seçmen?
Onlar ne yapacak?
Cumhuriyet’i kuran partiyi terk edip kişisel siyasi projelerin peşinden mi gidecek?
Bunun gerçekleşeceğine inanmak, CHP’nin tarihini hiç okumamış olmak demektir.
Cumhuriyet Halk Partisi kişilerle var olmadı.
Kişilerle de yok olmayacaktır.
Bugün yapılması gereken; kişisel hesapları büyütmek değil, ortak aklı büyütmektir.
Çünkü CHP’nin iktidar yolu; bölünmeden, ayrışmadan ve kişisel hesaplardan değil, birlikten geçmektedir.
Aksi halde kaybeden yalnızca CHP olmaz.
Kaybeden Türkiye olur.



