Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde aylardır sürdürülen tartışmalar artık siyasi değerlendirme sınırını aşmış, adeta hukukun yerine geçen bir algı operasyonuna dönüşmüştür.
Henüz yargı süreci tamamlanmamış…
Henüz kesinleşmiş bir karar verilmemiş…
Ancak Mustafa Balbay’ın yazarları ve siyaset yorumları, sanki Yargıtay kararını açıklamış gibi yeni parti hesapları yapıyor, milletvekili sayıyor, il başkanlarını sıralıyor, belediye başkanlarını hizaya diziyor.
Gazetecilik bu değildir.
Bu, yorum yapmak değil; hukuku peşinen yok sayarak siyasal sonuç üretmeye çalışmaktır.
Varsayımlar üzerinden siyaset inşa edilemez.
Hele hele yüz yıllık bir partinin kaderi, “büyük olasılıkla”, “muhtemelen”, “olursa”, “belki” gibi ifadeler üzerine kurulamaz.
Ne yazık ki bugün Mustafa Balbay’ın yaptığı tam da budur.
&&
Balbay’ın Cumhuriyet gazetesindeki yazısı, hukuki sürecin sonucunu beklemek yerine, gerçekleşmesi arzu edilen bir siyasi senaryoyu adım adım kurguluyor.
Yargıtay’ın ne yapacağını tahmin ediyor.
Çağrı heyetinin nasıl hareket edeceğini öngörüyor.
Yeni siyasi oluşumun hangi tarihte başlayacağını anlatıyor.
İl başkanlarının hazır olduğunu söylüyor.
Milletvekillerinin safını belirliyor.
Belediye başkanlarının tutumunu açıklıyor.
Bütün bunlar hukuki bir değerlendirme değildir.
Bunlar, gerçekleşmesi istenen bir siyasi tablonun kamuoyuna servis edilmesidir.
Oysa hukuk; temennilere göre değil, dosyadaki delillere göre karar verir.
Mahkemeler köşe yazılarından etkilenmez.
Etkilenmemelidir de.
&&
Daha da düşündürücü olan ise şu cümledir:
“Özgür Özel CHP ruhunu alıp yeni bir harekette başarılı olursa…”
İşte tam burada büyük bir tarih yanılgısı başlıyor.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin ruhu bir bavula konulup taşınacak bir eşya değildir.
CHP’nin ruhu bir genel başkanın makam odasında da değildir.
Bir grup milletvekilinin iradesinde de değildir.
Bir avuç yöneticinin kararında da değildir.
CHP’nin ruhu;
Samsun’a çıkan iradedir.
Amasya Genelgesi’ndir.
Erzurum ve Sivas Kongreleri’dir.
Birinci Meclis’tir.
Büyük Taarruz’dur.
Lozan’dır.
Cumhuriyet Devrimleri’dir.
Altı Ok’tur.
Halkçılıktır.
Laikliktir.
Tam bağımsızlıktır.
Sosyal adalettir.
Kuvâ-yi Milliye ruhudur.
Bunu hiç kimse alıp başka bir partiye taşıyamaz.
Çünkü bu ruh kişilerle değil, tarih ile yaşar.
&&
Son yıllarda Türkiye’de tehlikeli bir alışkanlık gelişti.
Hukuk henüz konuşmadan siyaset hüküm vermeye başlıyor.
Mahkemeler karar vermeden televizyon ekranlarında kararlar açıklanıyor.
Yargıtay dosyayı incelemeden siyasi sonuçlar ilan ediliyor.
Bu anlayış, hukuk devletine zarar verir.
Hukukun üstünlüğüne gerçekten inanan herkesin önce söylemesi gereken tek cümle şudur:
“Kesin karar çıkmadan kimse kesin konuşamaz.”
Bunun dışındaki her yaklaşım, hukuku araçsallaştırma riskini taşır.
&&
Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin en eski siyasi partisidir.
Bir asrı aşan tarihi boyunca kapatıldı.
Mal varlığına el konuldu.
Genel başkanları değişti.
İktidardan uzak kaldı.
Büyük iç tartışmalar yaşadı.
Ama hiçbir zaman tarih sahnesinden silinmedi.
Neden?
Çünkü CHP’yi ayakta tutan şey kişiler değildir.
CHP’yi ayakta tutan şey, Cumhuriyet’in kurucu değerleridir.
O değerler ne mahkeme salonlarında yazıldı…
Ne de köşe yazılarında.
O değerler, Anadolu’nun işgal altında olduğu günlerde yazıldı.
&&
Bugün CHP’yi bölmek isteyenler ya da bölünmeyi kaçınılmaz gösterenler şunu iyi bilmelidir:
CHP yalnızca bir siyasi parti değildir.
CHP, Cumhuriyet’in siyasal hafızasıdır.
Bu hafızayı kişisel hesaplarla parçalamaya çalışanlar, yalnızca bir partiyi değil; Türkiye’nin demokrasi tarihini de yıpratırlar.
Fikir ayrılıkları olabilir.
Liderler değişebilir.
Kurultaylar yapılabilir.
Ancak hiçbir siyasetçi, hiçbir köşe yazarı ve hiçbir grup, kendisini CHP’nin tarihinden daha büyük göremez.
&&
Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni ayrışmalar değildir.
Yeni tabelalar değildir.
Yeni siyasi mühendislik projeleri değildir.
İhtiyaç duyulan şey;
Hukukun vereceği karara saygıdır.
Parti tüzüğüne bağlılıktır.
Örgüt iradesine güvendir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin yüz yıllık birikimine sahip çıkmaktır.
Çünkü CHP’nin heyecanı da…
Ruhu da…
Kimliği de…
Ne bir kişinin cebindedir…
Ne bir grubun kasasındadır…
Ne de köşe yazılarıyla yön değiştirecek kadar zayıftır.
O ruh, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet’in ruhudur.
Ve o ruh, kişilere emanet edilmediği için bugün hâlâ dimdik ayaktadır.
Cumhuriyet Halk Partisi’ni büyütecek olan da, geleceğe taşıyacak olan da kişisel ihtiraslar değil; hukuka bağlılık, örgüt iradesi ve Cumhuriyet’e sadakattir.
Çünkü bu partinin gerçek gücü isimlerden değil, Kuvâ-yi Milliye’den Cumhuriyet’e uzanan yüz yıllık mücadele geleneğinden gelir.
O gelenek ne bölünür…
Ne devredilir…
Ne de başka bir adrese taşınır.
CHP’nin ruhu satılık değildir.
CHP’nin ruhu taşınamaz.
CHP’nin ruhu, Cumhuriyet’in kendisidir.



