“SOL MEDYA YANLIŞA MUHALKİF, HALKIN VE MALZUMUN YANINDA”
Türkiye’de siyaset artık yalnızca sandıkta değil, adliye koridorlarında ve gece yarısı operasyonlarında şekillendirilmeye çalışılıyor. Ataşehir Belediyesi’ne yönelik operasyon bunun son halkası. Ancak iktidarın hesaplayamadığı bir gerçek var: Bu hamleler toplumda karşılık bulmuyor, aksine ters tepiyor.
Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel ve çok sayıda belediye yöneticisine yönelik “rüşvet, örgüt, ihale” suçlamalarıyla yapılan gece yarısı gözaltıları, hukuki bir süreçten çok siyasi bir gösteri olarak algılanıyor. Çünkü mesele yalnızca soruşturma değil; yöntemin kendisi.
Gece yarısı baskınları, toplu gözaltılar, medya üzerinden servis edilen “örgüt” dili… Bunlar yargılamadan önce cezalandırma anlamına gelir. Ve en kritik nokta şu: Henüz hüküm yokken insanlar suçlu ilan ediliyor.
Daha da vahimi, Türkiye’de artık istisna olması gereken bir uygulama kural haline gelmiş durumda:
Tutuksuz yargılama yapılmıyor.
Oysa hukuk devletinin en temel ilkesi açıktır:
Kaçma şüphesi yoksa, deliller toplanmışsa, kişi görev başındaysa — tutuklama değil, yargılama esastır.
Bunun tersine işleyen bir sistemin adı hukuk değil, güç gösterisidir.
İKTİDARIN KENDİ İTİRAFI: “SEÇMEN İNANMIYOR”
AKP’de siyaset yapanlar ve sokaktaki seçmenlerinin böylesi operasyonların partiye zarar verdiğini, bu sürecin siyasi sonuçlarını çıplak biçimde ortaya koyduğunu dillendiriyor.
AKP kulislerinden sızan değerlendirmeler çok net:
- Operasyonlar seçmeni ikna etmiyor
- “Yolsuzluk algısı” oluşturulamıyor
- Kararsız seçmen geri dönmüyor
- Hatta seçmen sandıktan uzaklaşıyor
Daha açık söyleyelim:
İktidarın “yargı hamleleriyle siyaset dizayn etme” stratejisi çökmüş durumda.
Çünkü toplum artık bu operasyonları hukuki değil, siyasi okuyor.
“Dosya güçlü olabilir ama seçmen bunu siyasal mücadele olarak görüyor” tespiti, aslında bugünün en kritik cümlesidir. Bu, iktidarın kendi içinden gelen bir meşruiyet krizidir.
NEDEN TERS TEPİYOR?
Çünkü toplum şunu görüyor:
- Ekonomi çökmüş durumda
- Hayat pahalılığı zirvede
- Gençler umutsuz
- Emekli geçinemiyor
Ama gündem ne?
Belediyelere operasyon.
Bu tablo seçmende şu algıyı yaratıyor:
“İktidar sorun çözmek yerine rakiplerini etkisizleştirmeye çalışıyor.”
Ve bu algı, yolsuzluk iddialarından çok daha güçlü bir siyasi etki yaratıyor.
TUTUKSUZ YARGILAMA YOKSA, ADALET YOKTUR
Bugün gelinen noktada en kritik mesele şudur:
Bir ülkede tutuklama istisna olmaktan çıkıp rutin hale geldiyse,
yargı bağımsızlığı tartışmalı hale gelmişse,
soruşturmalar siyasi takvimle örtüşüyorsa orada demokrasi ciddi bir sınavdan geçiyor demektir.
İnsanları yargılamadan cezalandırmak,
itibar suikastı yapmak,
medya üzerinden suçlu ilan etmek…
Bunlar hukuk devleti refleksi değil,
otoriterleşmenin tipik belirtileridir.
Açık konuşalım:
Tutuksuz yargılamanın sistematik biçimde uygulanmaması, demokratik hukuk devletiyle bağdaşmaz.
SONUÇ: SİYASİ OPERASYONLAR İKTİDARI KURTARMIYOR
İktidar cephesi artık şunu görüyor ama kabul etmekte zorlanıyor:
Bu operasyonlar CHP’yi zayıflatmıyor,
aksine mağduriyet algısı yaratarak güçlendiriyor.
AKP ise:
- Kendi tabanını konsolide edemiyor
- Kararsızları geri kazanamıyor
- Ekonomi başlığını perdeleyemiyor
Ve en önemlisi:
Toplumun adalet duygusunu ikna edemiyor.
Siyaset, yargı sopasıyla dizayn edilemez.
Edilmeye çalışıldığında ise sonuç tam tersidir:
Güçlenen muhalefet, eriyen iktidar.
EDİTÖR NOTU
Yargı süreçleri elbette işletilmelidir. Ancak adaletin meşruiyeti, yalnızca suçlama değil; yöntemin adil, şeffaf ve evrensel hukuk ilkelerine uygun olmasıyla sağlanır. Aksi halde ortaya çıkan şey adalet değil, derin bir güvensizlik olur.



