Ey Önder Sav!
Yetmiş yıl…
Tam yetmiş yıl Cumhuriyet Halk Partisi saflarında siyaset yaptın.
İlçe örgütlerinden Genel Sekreterliğe uzanan bir siyasi hayat yaşadın.
Partinin en güçlü isimlerinden biri oldun.
Karar verdin…
Karar aldırdın…
Partinin kaderine yön veren isimlerden biri oldun.
Şimdi ise ömrünü verdiğin partiyi, en ağır bunalımlarından birinde terk ettiğini açıklıyorsun.
İnsan ister istemez soruyor:
Yetmiş yılın sonunda geriye kalan bu mu olmalıydı?
Bugün CHP’nin içinde bulunduğu tabloyu eleştiriyorsun.
Eleştir…
Demokrasi bunu gerektirir.
Ancak önce aynaya bak.
Çünkü bugün eleştirdiğin yapının oluşmasında senin de siyasi sorumluluğun bulunduğunu düşünen milyonlar var.
Deniz Baykal sonrası yaşanan süreçte CHP’nin yönünü değiştiren en etkili isimlerden biri sendin.
Partinin mutfağında yetişmiş nice insanın önü kesilirken sen oradaydın.
Alınan kararlar verilirken sen oradaydın.
Kurultay hesapları yapılırken sen oradaydın.
Bugün ise çıkıp bütün sorumluluğu başkalarına yüklemek, siyaset tarihine karşı da vicdana karşı da yeterli bir açıklama değildir.
Daha acısı ise bugün üstlendiğin roldür.
Türkiye’nin kurucu partisinde yaşanan krizde senden beklenen; kırgınlıkları büyütmek değil, Cumhuriyet’i kuran partiyi yeniden ortak akılda buluşturmaktı.
Çünkü siyasetçinin büyüklüğü, kavga çıkarmasında değil; kavga bitirmesinde ölçülür.
Devlet adamlığı budur.
Cumhuriyet terbiyesi budur.
Siyaset ahlakı budur.
Sen ise ayrılığı tercih ettin.
İstifa senin en doğal hakkındır.
Hiç kimse buna itiraz edemez.
Ama bunu bir siyasi zafer gibi sunamazsın.
Ailece istifa ettiğini özellikle vurgulayarak kamuoyuna mesaj vermeye çalışabilirsin.
Fakat şunu unutma:
Cumhuriyet Halk Partisi, ailelerin değil; milletin partisidir.
CHP, kişilerin kurduğu bir şirket değildir.
CHP, tapusu siyasetçilerin üzerinde olan bir mülk değildir.
CHP’nin gerçek tapusu, Sakarya’da, Dumlupınar’da, İnönü’de, Anafartalar’da şehit düşen Kuvâ-yı Milliye kahramanlarının kanıyla yazılmıştır.
O tapunun altında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzası vardır.
Kimse o mirasın tek sahibi değildir.
Bugün CHP üzerinden yürüyen her tartışmanın üzerinde yükseldiği zemin Cumhuriyet’tir.
Cumhuriyet’i kişisel hesaplaşmalara malzeme yapmak ise hiçbirimize yakışmaz.
Benim mücadelem kişilerle değildir.
Benim mücadelem ilkeler içindir.
Ben dün de Atatürk’ün yanındaydım.
Bugün de Atatürk’ün yanındayım.
Yarın da Atatürk’ün yanında olacağım.
Ben Kuvâ-yı Milliye ruhunun yanındayım.
Ben tam bağımsız Türkiye idealinin yanındayım.
Ben laik Cumhuriyet’in yanındayım.
Ben hukukun üstünlüğünün yanındayım.
Ben halk egemenliğinin yanındayım.
Ben Cumhuriyet’in kurucu değerlerinin yanındayım.
Koltuklar gelir geçer.
Genel başkanlar değişir.
Genel sekreterler değişir.
Milletvekilleri değişir.
Ama Mustafa Kemal Atatürk değişmez.
Cumhuriyet değişmez.
Kuvâ-yı Milliye ruhu değişmez.
Tarih, kimlerin hangi makamda oturduğunu değil; Cumhuriyet zor günlerden geçerken kimlerin hangi tarafta durduğunu yazar.
Ben safımı seçtim.
Benim safım; makamların değil, Cumhuriyet’in safıdır.
Benim safım; kişilerin değil, Atatürk ilke ve devrimlerinin safıdır.
Benim safım; çıkar hesaplarının değil, Kuvâ-yı Milliye’nin safıdır.
Ve son nefesime kadar da o safta kalacağım.
Çünkü benim sadakatim kişilere değil…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’edir.



