Türkiye siyasetinde bazı davranışlar vardır ki, günlük siyasi tartışmaların çok ötesinde anlam taşır. Aradan yıllar geçse bile unutulmaz. Çünkü o davranışlar, siyasetçinin yalnızca bir parti yöneticisi olarak mı, yoksa ülkenin geleceğini düşünen bir devlet adamı olarak mı hareket ettiğini gösterir.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi hayatında böyle önemli örneklerden biri, 2018 yılında CHP’den 15 milletvekilinin İYİ Parti’ye geçmesiyle yaşandı.
Bugün ise benzer bir demokrasi sınavı başka bir biçimde yeniden karşımıza çıkıyor.
Yeni Yol Grubu, İzmir Milletvekili Mustafa Bilici’nin partisinden istifa ederek AKP’ye geçmesiyle 19 milletvekiline düştü. Böylece Meclis’te grup kurabilmek için gerekli olan 20 milletvekili sınırının altına inme tehlikesi doğdu.
Tam bu noktada CHP Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap devreye girdi.
Kasap, CHP’den istifa ederek Yeni Yol grubuna katıldı ve grubun milletvekili sayısının yeniden 20’ye yükselmesini sağladı.
Bu, sıradan bir milletvekili değişikliği değildir.
Bu olay, Türkiye’de demokrasinin nasıl savunulması gerektiği konusunda önemli bir siyasi mesaj taşımaktadır.
***
KILIÇDAROĞLU 2018’DE NE YAPMIŞTI?
2018 yılında İYİ Parti’nin seçime girip giremeyeceği tartışılıyordu.
İYİ Parti’nin TBMM’de grup kurabilmesi için 20 milletvekiline ulaşması gerekiyordu.
O gün CHP’nin önünde iki seçenek vardı.
Birincisi, “İYİ Parti bizim rakibimizdir, seçime giremezse CHP bundan siyasi olarak yararlanır” diyerek gelişmeleri seyretmekti.
İkincisi ise CHP’nin kendi milletvekillerinden fedakârlık ederek İYİ Parti’nin önünü açmaktı.
Kemal Kılıçdaroğlu ikinci yolu seçti.
CHP’den 15 milletvekili istifa ederek İYİ Parti’ye geçti ve İYİ Parti’nin Meclis’te grup kurmasının önü açıldı.
Dönemin CHP yönetimi bunun Kılıçdaroğlu’nun talimatıyla gerçekleştirildiğini açıkça açıkladı.
Kılıçdaroğlu’nun amacı son derece açıktı:
Bir siyasi partinin seçime girmesinin önündeki engeli kaldırmak.
Kılıçdaroğlu burada CHP’nin kısa vadeli siyasi çıkarını değil, demokratik yarışın korunmasını önceledi.
Çünkü demokrasi, sadece kendi partinin seçim kazanması değildir.
Demokrasi, rakibinin de seçime girebilmesidir.
Demokrasi, seçmenin önüne daha fazla seçenek koyabilmektir.
Demokrasi, iktidarın karşısında güçlü bir muhalefetin bulunabilmesidir.
***
BUGÜN AYNI DEMOKRASİ SINAVI YENİDEN YAŞANIYOR
Bugün yaşanan Yeni Yol olayında da benzer bir tablo ortaya çıktı.
Yeni Yol Milletvekili Mustafa Bilici partisinden istifa ederek AKP’ye geçti.
Bu geçişin ardından Yeni Yol’un milletvekili sayısı 19’a düştü.
Bunun anlamı yalnızca “bir milletvekili parti değiştirdi” değildir.
Çünkü 20 milletvekili sınırı, Meclis’te grup oluşturmanın temel şartıdır.
19’a düşüldüğünde bir muhalefet grubunun Meclis’teki kurumsal gücü ve görünürlüğü ciddi biçimde etkilenmektedir.
Tam da bu nedenle Ali Fazıl Kasap’ın CHP’den istifa ederek Yeni Yol’a geçmesi önemlidir.
Kasap, CHP Genel Başkanı Kılıcdaroğlu’nun talimatıyla kendi partisinin milletvekili sayısından bir eksiltme pahasına başka bir muhalefet grubunun Meclis’teki varlığının devam etmesini sağlamıştır.
Daha da önemlisi, Kasap bunu ilk kez yapmıyor.
***
ALİ FAZIL KASAP’IN İKİNCİ “DEMOKRASİ NÖBETİ”
Ali Fazıl Kasap daha önce de benzer bir görev üstlenmişti.
Hasan Bitmez’in vefatından sonra Saadet Partisi TBMM grubunun devam edebilmesi için CHP’den istifa ederek Saadet Partisi’ne geçmişti.
Kasap, o dönemde yaptığı bu görevi “demokrasi nöbeti” olarak tanımlamıştı.
Şimdi ise aynı demokrasi nöbeti Yeni Yol için tutuluyor.
Kasap’ın kamuoyuna yaptığı açıklamada, daha önce Hasan Bitmez’in vefatı nedeniyle Saadet Partisi grubunun devamı için üstlendiği demokrasi nöbetine, bu kez Yeni Yol grubunun dağılmaması ve muhalefetin sesinin kısılmaması amacıyla yeniden başladığını ifade etmesi, olayın siyasi anlamını açıkça ortaya koyuyor.
Yani mesele bir milletvekilinin bir partiden başka bir partiye geçmesinden ibaret değil.
Mesele, Meclis’te muhalefetin sesinin kısılıp kısılmamasıdır.
***
BİR TARAFTA MUHALEFETTEN İKTİDARA GEÇİŞ, DİĞER TARAFTA MUHALEFETİ KORUMAK İÇİN FEDAKÂRLIK
Bugünkü tabloyu ilginç ve düşündürücü yapan da budur.
Bir milletvekili Yeni Yol’dan ayrılıyor ve AKP’ye katılıyor.
Bu ayrılış sonucunda Yeni Yol’un milletvekili sayısı 19’a düşüyor.
Ardından CHP Milletvekili Ali Fazıl Kasap, kendi partisinden istifa ederek Yeni Yol’a geçiyor.
Bir tarafta iktidar partisinin milletvekili sayısı artıyor.
Diğer tarafta bir muhalefet grubunun dağılmaması için başka bir muhalefet partisinin milletvekili kendi siyasi konumundan fedakârlık yapıyor.
Türkiye kamuoyunun bu tabloyu sorgulaması gerekir.
Çünkü burada sadece milletvekili aritmetiği yoktur.
Burada siyasetin hangi anlayışla yapıldığı sorusu vardır.
Bir anlayış, “Ben güçleneyim, karşı taraf zayıflasın” anlayışıdır.
Diğer anlayış ise “Demokrasi güçlensin, Meclis’te farklı sesler yaşasın” anlayışıdır.
Kılıçdaroğlu’nun 2018’de ortaya koyduğu tavır ile bugün Ali Fazıl Kasap’ın yaptığı hamle, ikinci anlayışın örnekleri olarak değerlendirilebilir.
***
KILIÇDAROĞLU’NUN DEVLET ADAMLIĞI TAM DA BURADA ORTAYA ÇIKIYOR
Kılıçdaroğlu’nun siyasi hayatı elbette eleştirilebilir.
Aldığı kararlar tartışılabilir.
Siyasi performansı konusunda farklı görüşler ortaya konulabilir.
Ancak devlet adamlığı kavramı yalnızca seçim kazanmakla ölçülmez.
Devlet adamlığı, bazen kendi siyasi çıkarının önüne ülkenin demokratik geleceğini koyabilmektir.
2018’de Kılıçdaroğlu bunu yaptı.
CHP’nin milletvekillerinden fedakârlık ederek İYİ Parti’nin seçime katılabilmesinin önünü açtı.
O gün Kılıçdaroğlu’nun önünde çok kolay bir siyasi hesap vardı:
“İYİ Parti seçime giremezse CHP bundan yararlanabilir.”
Ama o böyle düşünmedi.
Çünkü devlet adamlığı, rakibinin demokratik hakkını ortadan kaldırarak siyasi avantaj sağlamayı reddetmektir.
İşte bu nedenle 15 milletvekilinin İYİ Parti’ye geçişi yalnızca bir siyasi manevra olarak değil, Türkiye’nin demokrasi tarihinde önemli bir örnek olarak görülmelidir.
***
DEMOKRASİ SADECE KENDİN İÇİN İSTENMEZ
Türkiye’nin en büyük siyasi sorunlarından biri, demokrasinin çoğu zaman sadece siyasi çıkarımıza uygun olduğunda savunulmasıdır.
Kendi partimiz engellendiğinde demokrasi deriz.
Kendi adayımızın hakkı yenildiğinde hukuk deriz.
Ama rakibimizin hakkı söz konusu olduğunda sessiz kalırsak, o zaman demokrasinin gerçek anlamını kaybederiz.
Kılıçdaroğlu’nun 2018’deki tavrını farklı kılan nokta tam olarak budur.
İYİ Parti CHP’nin rakibiydi.
Buna rağmen CHP, İYİ Parti’nin seçime girebilmesi için kendi milletvekillerinden fedakârlık yaptı.
Çünkü demokrasi bir partinin mülkü değildir.
Demokrasi, toplumun tamamının ortak değeridir.
Bugün Ali Fazıl Kasap’ın Yeni Yol’a geçişi de aynı açıdan değerlendirilmelidir.
CHP kendi milletvekili sayısından bir eksiltme yapıyor.
Ama karşılığında başka bir muhalefet grubunun Meclis’teki varlığının devamına katkı sağlıyor.
Bu, günlük parti hesabının ötesinde bir davranıştır.
***
AKP’YE GEÇİŞLERİN YARATTIĞI SİYASİ TABLO
Mustafa Bilici’nin AKP’ye geçişi elbette kendi siyasi tercihidir.
Bir milletvekilinin parti değiştirme hakkı vardır.
Ancak demokrasi sadece milletvekilinin tercih hakkından ibaret değildir.
Bu tercihin siyasal sistem üzerindeki sonuçlarını da konuşmak gerekir.
Çünkü muhalefetten iktidara doğru gerçekleşen her milletvekili geçişi, Meclis’teki güç dengesini değiştirir.
Yeni Yol örneğinde olduğu gibi bir muhalefet grubunun 20 milletvekilinden 19’a düşmesi, grubun Meclis’teki konumunu tehdit eder.
Dolayısıyla ortaya çıkan tablo şudur:
İktidar bir milletvekili daha kazanırken, muhalefetin örgütlü bir sesi kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır.
İşte Ali Fazıl Kasap’ın müdahalesi bu noktada anlam kazanmaktadır.
O, bu kaybın gerçekleşmesine izin vermemiştir.
***
SİYASETTE HERKESİN HESABI AYNI DEĞİLDİR
Siyasette herkes milletvekili sayısını artırmak isteyebilir.
Bu doğaldır.
Ancak siyaset yalnızca sandalye hesabına indirgenirse demokrasi zarar görür.
Devlet adamlığı ise tam burada farklılaşır.
Devlet adamı, kendi partisinin gücünü artırmanın yanında demokratik sistemin bütününün ayakta kalmasını düşünür.
Kılıçdaroğlu’nun 2018’deki tavrı bunun örneklerinden biridir.
Ali Fazıl Kasap’ın bugün yaptığı da bu anlayışın devamı niteliğindedir.
Bir başka muhalefet partisinin Meclis’te grup olarak kalabilmesi için kendi partisinden ayrılmak…
Bu kolay bir siyasi karar değildir.
Çünkü burada kişisel ve partiye ilişkin siyasi hesapların önüne daha büyük bir amaç konulmaktadır:
Muhalefetin sesi kesilmesin.
***
KILIÇDAROĞLU’NUN BIRAKTIĞI DERS
Bugün Kılıçdaroğlu’nun siyasi anlayışını tartışırken sadece seçim sonuçlarına veya parti içi tartışmalara bakmak yeterli değildir.
Siyasette bırakılan miras, bazen alınan oylarla değil, zor zamanda verilen kararlarla ölçülür.
2018’de 15 CHP milletvekilinin İYİ Parti’ye geçmesi…
Hasan Bitmez’in ardından Ali Fazıl Kasap’ın Saadet Partisi grubunun devamı için görev üstlenmesi…
Bugün yine Ali Fazıl Kasap’ın Yeni Yol grubunun dağılmaması için CHP’den istifa ederek Yeni Yol’a katılması…
Bütün bu örnekler bize aynı şeyi söylüyor:
Demokrasi, yalnızca kendi siyasi geleceğini düşünerek savunulamaz.
Demokrasi, gerektiğinde kendi siyasi gücünden fedakârlık yapmayı gerektirir.
***
TARİH KİMİN KOLTUKTA KALDIĞINI DEĞİL, NE İÇİN VAZGEÇTİĞİNİ YAZAR
Siyaset gelip geçicidir.
Partiler değişir.
Milletvekilleri değişir.
İktidarlar değişir.
Ama demokrasiye ilişkin davranışlar tarihte kalır.
Bugün Ali Fazıl Kasap’ın yaptığı “demokrasi nöbeti” de bu nedenle önemlidir.
Çünkü bir milletvekili, kendi partisindeki sandalyesini korumak yerine başka bir muhalefet grubunun Meclis’teki varlığını sürdürmesini tercih etmiştir.
Bu davranış, 2018’de Kılıçdaroğlu’nun ortaya koyduğu anlayışı da yeniden gündeme getirmektedir.
Kılıçdaroğlu’nun verdiği ders açıktır:
Demokrasi sadece kendin için istenmez.
Rakibinin hakkı için de savunulur.
Muhalefetin tamamı güçlü değilse demokrasi güçlü değildir.
Meclis’te farklı sesler yoksa demokratik denetim zayıflar.
Ve siyaset, yalnızca “ben kazanayım” anlayışına indirgenirse devlet adamlığından uzaklaşır.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı tam da budur:
Kendi partisinin çıkarını ülkenin demokratik geleceğinin önüne koymayan siyasetçiler.
Kılıçdaroğlu’nun 2018’deki 15 milletvekili hamlesi de, bugün Ali Fazıl Kasap’ın Yeni Yol için üstlendiği demokrasi nöbeti de bu açıdan önemlidir.
Çünkü gerçek devlet adamlığı, güçlü olduğunda rakibini ezmek değil;
demokrasi zayıfladığında kendi gücünden fedakârlık ederek onu ayağa kaldırmaktır.
Ve bugün ortaya çıkan tablo, Türkiye siyasetine şu soruyu bırakmaktadır:
Bir milletvekili iktidara geçerek kendi siyasi gücünü mü artırmalıdır, yoksa demokrasi yaşasın diye muhalefetin sesini mi korumalıdır?
Cevabı elbette tarih verecektir.
Ama Kılıçdaroğlu’nun 2018’de verdiği cevap çoktan ortadadır:
Önce demokrasi.



