Parti emekçisi arkadaşlarım…
Gerçekten zor bir dönemden geçiyoruz. Mahallelerde, sokaklarda, seçim çalışmalarında omuz omuza yürüdüğümüz günleri unutmayalım. Birlikte bayrak astığımız, bildiriler dağıttığımız, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarı için emek verdiğimiz o günler hepimizin ortak hafızasıdır. Bugün birbirimize kırıcı sözler söylemeden önce, aynı mücadelede yıllarca yan yana durduğumuzu hatırlamamız gerekiyor.
Hepimiz biliyoruz ki siyaset gelip geçicidir; makamlar, görevler değişir. Ancak geriye kalan şey; insanların birbirine nasıl davrandığı, partinin kurumsal hafızasına nasıl sahip çıktığıdır.
Yıllardır “birlik ve beraberlik” diyoruz. Dün de bunu savunduk, bugün de aynı noktadayız. Ancak birlik çağrılarının samimiyeti, yalnızca bugün söylenen sözlerle değil; geçmişte sergilenen tavırlarla da değerlendirilmelidir. Sayın Özgür Özel’in Genel Başkan olduğu süreçte yaşanan ayrışmaları, ihraçları ve parti içinde oluşan kırgınlıkları görmezden gelmek de doğru değildir. Mahalle delege seçimlerinden başlayarak 38. Kurultay sürecine kadar yaşanan tartışmaların bugün ortaya çıkan kırılmalarda etkisi olduğunu düşünen çok sayıda partili vardır.
Bunları konuşmak, birilerine düşmanlık etmek anlamına gelmez. Eleştiri ile hakareti birbirine karıştırmamak gerekir. Ben şahsım adına bugüne kadar hiçbir kimseye hakaret etmeyi doğru bulmadım. Sayın Özgür Özel’e yönelik de aşağılayıcı, kırıcı ya da seviyesiz bir dil kullanmadım. Çünkü benim savunduğum şey kişiler değil, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliğidir.
Mesele kimin genel başkan olduğu değil; CHP’nin hangi değerler üzerinde yol yürüdüğüdür. Bu parti, kişisel hesapların değil; Cumhuriyet’in, halkın ve demokrasi mücadelesinin partisidir. İnsanlar gelip geçer ama CHP’nin mücadele geleneği, kurumsal hafızası ve taşıdığı tarihsel sorumluluk kalıcıdır.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun süreç boyunca daha sakin ve birleştirici bir dil kullanmaya çalıştığını düşünen milyonlarca insan da vardır. Bu düşünceleri dile getiren insanları hemen yaftalamak, hain ilan etmek ya da ötekileştirmek partimize fayda sağlamaz. Çünkü aynı hedef için mücadele eden insanların birbirini düşman gibi görmesi, en çok partimize zarar verir.
Bugün ihtiyacımız olan şey; öfkeyi büyütmek değil, sağduyuyu hâkim kılmaktır. Kırgınlıklarımız olabilir, farklı düşüncelerimiz olabilir. Ancak bizi bir arada tutan şey; ortak mücadelemiz, Cumhuriyet değerlerine olan bağlılığımız ve bu ülkenin geleceğine dair taşıdığımız umuttur.
Siyaset dilinin ayrıştırıcı değil, birleştirici olması gerektiğine inanıyorum. Çünkü günü kurtaran sert söylemler değil; yarını kuracak sağduyu, vicdan ve ortak akıldır.
Bu yüzden birbirimizi kırmadan, ötekileştirmeden, aynı sofranın insanları olduğumuzu unutmadan hareket etmek zorundayız. Çünkü bizler kişilerin değil, Cumhuriyet Halk Partisi’nin neferleriyiz.
Ve unutmayalım…
Birlik, sadece aynı cümleleri kurmak değil; farklı düşüncelere rağmen aynı çatı altında kalabilmeyi başarabilmektir.
Değerli partiye gönül veren arkadaşlarım,
Son günlerde yaptığım paylaşımlar nedeniyle bana eleştiriler yönelten, niyetimi sorgulayan, hatta beni haksız şekilde hainlikle suçlayan arkadaşlarıma kırgınlıkla değil, samimiyetle seslenmek istiyorum.
Öncelikle şunu açıkça ifade etmek isterim: Ben hiçbir makamın, hiçbir koltuğun, hiçbir kişisel hesabın peşinde değilim. Özgür irademle siyaset yapıyorum. Son on yılda yazdığım yüzlerce makale, yaptığım değerlendirmeler ve ortaya koyduğum siyasi duruş bunun en açık kanıtıdır. Dileyen herkes dönüp okuyabilir.
Benim savunduğum anlayış çok nettir: Parti içi demokrasi, ülke için iktidar.
Bu anlayış doğrultusunda geçmişte Sayın Deniz Baykal’ı da, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu da, Sayın Özgür Özel’i de eleştirdim. Çünkü parti içi demokrasi konusunda verilen sözlerin yeterince hayata geçirilmediğini düşündüm. Ancak eleştirirken hiçbir zaman hakaret etmedim, düşmanlık yapmadım. Doğru bulduğum her adımı da destekledim, haberleştirdim, savundum.
Yıllardır “Parti İçi Demokrasi Hareketi” anlayışıyla mücadele ederken kişilerden değil, ilkelerden yana durmaya çalıştım. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi hiçbir kişinin değil, milyonların emeğiyle büyümüş, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emanet ettiği büyük bir çınardır.
Bugün de aynı noktadayım.
Benim tarafım kişiler değil, partinin kurumsal kimliğidir. Benim tarafım koltuk mücadeleleri değil, demokrasi mücadelesidir. Benim tarafım birbirini düşmanlaştıran anlayışlar değil, ortak akıl ve uzlaşı kültürüdür.
Ne yazık ki son yıllarda yaşanan ayrışmalar, aynı mahallelerde çalışan, aynı bayrağı taşıyan, aynı idealler için mücadele eden yol arkadaşlarını karşı karşıya getirdi. Oysa bizim birbirimizi suçlamaya değil, birbirimizi anlamaya ihtiyacımız var.
Bugün de inanıyorum ki CHP’nin gücü kişilerden değil, ana gövdesinden gelir. Ana gövde sağlam durduğu sürece fırtınalar geçer, tartışmalar biter, kırılan dallar yeniden filiz verir.
Bu nedenle hiç kimseyi düşman olarak görmüyorum. Beni eleştiren arkadaşlarımı da aynı büyük ailenin üyeleri olarak görüyorum. Hepimizin amacı daha demokratik, daha güçlü ve iktidar yürüyüşüne hazır bir Cumhuriyet Halk Partisi olmalıdır.
Farklı düşünebiliriz. Tartışabiliriz. Eleştirebiliriz. Ama birbirimizi hain ilan ederek değil, birbirimizi dinleyerek yol almalıyız.
Çünkü biz aynı ağacın dallarıyız.
Ve o ağacın adı Cumhuriyet Halk Partisi’dir.



