“Bu makale, telefonlara çıkmayan, örgütün sesine kulak tıkayan milletvekili ve belediye başkanlarına atfen kaleme alınmıştır.
Siyaset, bireysel kariyer alanı değil; kolektif emeğin, inancın ve örgütlü mücadelenin ürünüdür. Hele ki halkçı, emekten yana, örgüt geleneği güçlü bir partide hiçbir makam gökten zembille inmez. Her milletvekilliğinin, her belediye başkanlığının arkasında gecesini gündüzüne katan örgüt emekçileri, mahalle temsilcileri, sandık görevlileri, afiş asan gençler, kapı kapı dolaşan kadınlar vardır.
Bugün gelinen noktada bazı isimlerin, kendilerini o koltuklara taşıyan örgütü adeta yok sayan bir tutum içine girmesi kabul edilemez. Seçim sürecinde “örgütüm” diyenlerin, seçildikten sonra örgütün sesine kulaklarını kapatması sadece siyasi bir hata değil; aynı zamanda etik bir kırılmadır.
Unutulmamalıdır ki; siyaset sahnesinde görünür olanlar vitrinidir, ama o vitrini ayakta tutan iskelet örgüttür. Örgüt zayıflarsa vitrin de dağılır.
Sosyal Medya Siyasetiyle İktidar Olunmaz
Algı yönetimi, sosyal medya görünürlüğü, miting kürsülerinde boy göstermek elbette siyasetin bir parçasıdır. Ancak siyaset yalnızca görüntü değildir; tabanla kurulan bağdır, örgütle kurulan istişaredir, mahalledeki yurttaşın derdine dokunmaktır.
Bugün bazı temsilcilerin siyaset anlayışı, adeta “merkezden yönetilen bir PR çalışmasına” dönüşmüş durumda. Oysa halkla bağ, dijital beğeni sayısıyla ölçülmez. Örgütün nabzı tutulmadan, parti içi demokrasi işletilmeden, tabanın sesi dinlenmeden yürütülen siyaset sürdürülebilir değildir.
İktidar iddiası olan bir partinin temsilcileri, önce kendi örgütüne güvenmek ve onu sürecin öznesi yapmak zorundadır. Örgütü dışlayan, eleştiriyi bastıran, yukarıdan bakan bir anlayış; değişim değil, kopuş üretir.
Örgüt, Süs Değil; Güçtür
Örgüt emekçileri sadece seçim dönemlerinde hatırlanacak gönüllüler değildir. Onlar partinin hafızasıdır, vicdanıdır, denetim mekanizmasıdır. Örgütü devre dışı bırakan anlayış, aslında kendi denge unsurunu ortadan kaldırır.
Demokratik bir parti kültürü; eleştiriye açık olmayı, tabanın görüşünü ciddiye almayı, ortak aklı işletmeyi gerektirir. “Ben seçildim, gerisini bilmem” anlayışı; kişisel kariyer siyasetidir, kolektif mücadele siyaseti değil.
Ve açık konuşmak gerekir:
Örgüt, gerektiğinde taşımasını da bilir; gerektiğinde indirmesini de.
Bu bir tehdit değil, siyasi gerçeğin ifadesidir. Hiçbir makam, örgütten ve halktan bağımsız değildir. Halkın iradesi nasıl sandıkta tecelli ediyorsa, parti içi irade de örgüt mekanizmalarında tecelli eder.
Kendine Gelme Zamanı
Eğer gerçekten bu ülkeyi yönetme iddiası varsa, önce parti içi demokratik kültür güçlendirilmelidir. Önce örgütle barışılmalı, istişare mekanizmaları işletilmeli, eleştiriler bastırılmak yerine değerlendirilmelidir.
İktidar yürüyüşü; kibirle değil, tevazuyla olur.
Algıyla değil, örgütlü güçle olur.
Kişisel hırsla değil, kolektif akılla olur.
Bugün yapılması gereken nettir:
Örgütün sesini duymak.
Tabanın iradesini merkeze almak.
Koltukları amaç değil, araç olarak görmek.
Aksi halde, siyasi tarih şunu defalarca göstermiştir:
Örgütünü kaybeden, zemini kaybeder.
Zemini kaybeden, iktidar hayalini kaybeder.




Hat netliği olmadan güven olmaz sevgili üstadım.
Kemal Kılıçdaroğlu aldığı talimatla l yarattığı;
Türkiye’de “Merkezileşme” adı altında yürütülen siyaset, ideolojik sınırları bulanıklaştırmıştır.
Oysa siyaset tercihtir:
Ya oligarşik sermaye düzenine uyum sağlarsınız ya emek sınıfının, emekçilerin, emeğin yanında saf tutarsınız. İkisi birden olmaz.
Cumhuriyet derilerine sahip çıkmadan;
CHP sağdan oy devşirme stratejisiyle kalıcı bir büyüme sağlayamaz.
Kuruluş kimliğini esneten parti, güven üretmekte zorlanır.
Toplum taklit aramaz;
Gerçekçilik arar.
Seçmen, düzenle uzlaşan değil, sorunlara net çözümler sunan bir program görmek ister.
Tarih göstermiştir ki dönüşümler kişilerle değil düşüncelerle gerçekleşir. Mustafa Kemal Atatürk döneminde başarıyı getiren şey yalnızca bir lider değil; Bağımsızlık ve halk egemenliği düşüncesiydi. Bugün de sorun bir ismin popülaritesi değil,
partinin hangi ekonomik modeli ve hangi toplumsal hattı savunduğudur.
Bu nedenle çözüm ekran figürlerinde değil,
tabanın demokrasi yürüyüşünün
örgüt iradesindedir.
Parti içi demokrasi işletilmeli, ön seçim kurumsallaşmalı ve program tartışmaları tabana açılmalıdır.
CHP için asıl gereksinim yeni bir çizgi değil,
Cumhuriyet değerlerine sahip çıkan net bir yöndür.
her satırını imzalıyorum sevgili üstadım emeğine bilincine saygılar sunuyorum
Merhaba, Sn Yilmaz; Yazınızı dikkatlice okudum. Insanların yaş grubu / egitim durumu/Meslek deneyimini dikkate alınarak yapılan siyaset EN DOĞRU SIYASETTIR. Gençler sosyal medyayı aktif kullanıyor. Bu durumu dikkate alarak CALISMALARI SOSYAL MEDYA ‘ya aktarmanın nesi yanlış?. Ayrıca mitinglerde orta var ve ustu DIRI TUTULUYOR, Gelenler Örgütten, halktan insanlarımız,
sosyal medyanın doğru kullanılması gerektiğine inanıyorum gençlerin önemli bir kısmının doğru kullandığına da inanıyorum sahada olan bir muhabir olarak birebir bunu yaşadığını söyleyebilirim sizin söylediklerinize katılıyorum saygı ve sevgiler sunuyorum