Siyaset Ahlak İster
Cumhuriyet Halk Partisi bugün yalnızca bir yönetim krizinin değil, aynı zamanda bir siyaset ahlakı sınavının içinden geçmektedir.
Yüz yıllık bir partinin gündeminin; işsizlik, yoksulluk, adalet, eğitim, üretim ve demokrasi olması gerekirken, Türkiye’nin ana muhalefet partisinin günlerdir grup başkanvekillikleri, disiplin süreçleri, karşılıklı tasfiye hamleleri ve koltuk hesaplarıyla anılması, milyonlarca CHP seçmeni adına derin bir hayal kırıklığı yaratmaktadır.
Acı olan şudur:
İktidarın yıpratamadığı CHP’yi, bugün kendi içindeki iktidar mücadeleleri yıpratmaktadır.
Bir tarafta mahkeme kararına dayanarak hareket eden Kemal Kılıçdaroğlu, diğer tarafta kurultayın iradesiyle göreve gelmiş Özgür Özel bulunmaktadır. Hukuki tezler farklı olabilir, siyasi değerlendirmeler değişebilir. Ancak hiçbir hukuki yorum, hiçbir makam ve hiçbir siyasi grup, CHP’nin ortak geleceğinden daha değerli değildir.
Çünkü CHP; kişilerin değil, ilkelerin partisidir.
Bugün karşılıklı güç gösterileriyle birbirini etkisizleştirmeye çalışanlar, aslında farkında olmadan Cumhuriyet Halk Partisi’nin toplumsal gücünü zayıflatmaktadır.
Bir taraf disiplin sopasını kaldırıyor, diğer taraf çoğunluk hesabı yapıyor.
Bir taraf meşruiyet vurgusu yapıyor, diğer taraf hukuk vurgusu yapıyor.
Ama görünen o ki herkes birbirine cevap verirken, kimse halkın sesini duymuyor.
Oysa milyonlarca yurttaş CHP’den kendi iç savaşını değil, Türkiye’nin sorunlarına çözüm üretmesini bekliyor.
Daha da vahimi, tarafların etrafında oluşan fanatik çevrelerin kullandığı dil, CHP kültürüne yakışmayan bir düşmanlaştırma iklimi yaratıyor. Aynı partinin insanları birbirlerine ağır suçlamalar yöneltiyor.
Bu tablo, Cumhuriyet Halk Partisi adına üzücüdür.
Çünkü CHP, kinin değil kardeşliğin; rövanşın değil dayanışmanın; tasfiyenin değil çoğulculuğun partisidir.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun da, Özgür Özel’in de önünde tarihi bir sorumluluk bulunmaktadır.
Mahkeme kararlarına saygı duyulmalı, tüzük hükümleri işletilmeli, ancak aynı zamanda demokrasi kültürü ve uzlaşı iradesi de hâkim kılınmalıdır.
Hiç kimse karşı tarafı yok ederek kazanamaz.
Çünkü karşı taraf dediğiniz insanlar da aynı partinin evlatlarıdır.
Eğer bugün ortak bir akıl geliştirilemezse, yarın tarih çok ağır bir hüküm verecektir.
Ve o hüküm şu olacaktır:
“Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında, Türkiye’yi değiştirme iddiasındaki kadrolar, kendi iç mücadelelerini yönetemedikleri için tarihi bir fırsatı heba ettiler.”
Makamlar gelip geçicidir.
Genel başkanlıklar değişir.
Grup başkanvekillikleri değişir.
İsimler değişir.
Ama Cumhuriyet Halk Partisi kalır.
Bugün herkesin kendisine samimiyetle şu soruyu sorması gerekiyor:
“Ben partime mi hizmet ediyorum, yoksa partiyi kendi siyasi hesabım için mi kullanıyorum?”
Çünkü tarih, koltuğunu korumak için savaşanları değil; gerektiğinde kendi koltuğunu riske atarak partisini koruyanları yazar.
Ve unutulmamalıdır ki;
Atatürk’ün mirası üzerinde hiç kimsenin kişisel mülkiyet hakkı yoktur.
CHP’nin sahibi ne genel başkanlardır ne de onları çevreleyen gruplardır.
CHP’nin gerçek sahibi, ona umut bağlayan milyonlarca yurttaştır.
Eğer bu kavga sona ermezse, yarın kaybeden ne Kemal Kılıçdaroğlu olacaktır ne Özgür Özel.
Kaybeden Cumhuriyet Halk Partisi olacaktır.
Ve tarih, koltuklarını koruyanları değil, partiyi koruyanları hatırlayacaktır.
Burhanettin Yılmaz
“Doğruyu görmek, daima ileri gitmek, yasalarca suçsa eğer; on kere, yüz kere, bin kere ölümü kucaklarım.”



