Türkiye bugün yalnızca bir iktidar sorunu yaşamıyor; Doğrudan doğruya bir rejim kriziyle karşı karşıya.
Bu krizin merkezinde ise adaletin sistematik biçimde tasfiye edilmesi yer alıyor. Çünkü adaletin olmadığı bir yerde devlet çözülür, toplum dağılır, siyaset çürür.
Bugün Türkiye’de tam olarak yaşanan budur.
AKP’nin iktidara gelişiyle birlikte başlayan süreç, özellikle 15–16 Temmuz sonrasında Kılıçdaroğlu dahil Yenikapı’da ip gibi dizilenler sayesinde yeni bir evreye girmiştir.
Bu evre, artık tartışmasız biçimde bir “İnşa” değil, açık bir “yıkım” sürecidir.
Hukuk devleti ortadan kaldırılmış, kuvvetler ayrılığı fiilen sona erdirilmiş, yargı siyasal iktidarın aparatı haline getirilmiştir.
Cumhuriyetin temel değerleri sistemli bir şekilde aşındırılmış, önemli bir kısmı fiilen ortadan kaldırılmıştır. Bugün gelinen noktada ise yalnızca geçmişin kazanımları değil, elde kalan son kurumsal direnç noktaları da hedef alınmaktadır. Bu çerçevede ana muhalefet partisi CHP’ye yönelik müdahaleler, kayyım tartışmaları ve siyasal operasyonlar, basit bir parti içi sorunu olarak görülemez.
Bu girişimler, rejimin kalan son denge unsurlarını da ortadan kaldırma ve siyasal yaşamı tamamen kontrol altına alma hamleleridir.
İktidar artık yönetememektedir;
Yalnızca eline yüzüne gözüne bulaştırarak kontrol etmeye çalışmaktadır.
En zayıf olduğu zamanları yaşamaktadır.
Bu nedenle toplumun farklı kesimlerine yönelik sürekli operasyonlar, gerilim politikaları ve kutuplaştırma stratejileri devreye sokulmaktadır. Ayakta kalmanın tek yolu kriz üretmek haline gelmiştir. Bu tablo, frenleri patlamış bir aracın kontrolsüz biçimde uçuruma sürüklenmesinden farksızdır.
Devlet yönetiminde kalite dramatik biçimde düşmüştür.
KHK’lar eliyle üzgünlerce eğitimli farklı siyasal düşüncedeki insanlar bir gecede görevlerinden alınmıştır.
Liyakat ortadan kalkmış, kurumsallık yerini sadakate bırakmıştır.
Bu yalnızca bir kadro sorunu değil, doğrudan doğruya rejimin doğasından kaynaklanan bir çöküştür.
Tek merkezli, tek iradeye dayalı sistemler doğaları gereği çürür;
Denetlenemezler, eleştirilemezler ve kendilerini yenileyemezler.
Bugün “Tek adam rejimi” olarak tanımlanan yapı, yalnızca demokrasiyi askıya almakla kalmamış, aynı zamanda siyasal rekabeti de anlamsızlaştırmıştır.
Bu rejimin en büyük gücü halk desteği değil, alternatifsizliktir.
Karşısında güçlü, tutarlı ve rejimin kendisini hedef alan bir muhalefet olmadığı sürece varlığını sürdürebilmektedir.
Muhalefetin en büyük açmazı da tam burada ortaya çıkmaktadır. Yıllarca seçim kaybeden, iktidarın dilini ve kavramlarını ödünç alan, rejime değil yalnızca iktidar aktörlerine karşı konumlanan bir siyaset anlayışı, bu düzeni değiştiremez.
Aksine, farkında olmadan onu yeniden üretir.
Oysa sorun yalnızca AKP’ye karşı olmak değildir;
Sorun kurulan rejime karşı net ve kararlı bir siyasal hat ortaya koyabilmektir.
Rejime muhalefet edemeyen bir muhalefet, kaçınılmaz olarak rejimin sınırları içinde sıkışır ve etkisizleşir.
Bununla birlikte tarih tek yönlü akmaz. Toplumlar sürekli düşüş halinde kalmaz.
Her çöküş, aynı zamanda yeni bir çıkışın zeminini hazırlar. Bugün yaşanan derin kriz, yarının yeni siyasal kadrolarını, yeni toplumsal enerjisini ve yeni mücadele biçimlerini doğuracaktır.
Hem Türkiye içinde hem de diaspora’da biriken demokrasi, özgürlük ve adalet talebi, er ya da geç yeni bir siyasal güce dönüşecektir.
Bu dönüşümün gerçekleşmesi ise var olan rejimin doğru analiz edilmesine ve ona karşı gerçek bir alternatif inşa edilmesine bağlıdır.
Sonuç olarak;
CHP’ye yapılan operasyon ve Türkiye’de yaşanan kriz, yalnızca bir yönetim krizi değil, bir rejim krizidir.
Bu krizden çıkış, yüzeysel eleştirilerle değil;
Açık, net ve bedel ödemeyi göze alan bir siyasal mücadeleyle olasıdır. Cumhuriyetin temel değerlerini yeniden ayağa kaldırmak, ancak bu kararlı ve dirençli, yepyeni örgütlü bir mücadele ile olacaktır.
Aksi halde çöküş derinleşecek, yıkım genişleyecek ve geriye toparlanması çok daha zor bir tablo kalacaktır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya köşe yazarları tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Sol Medya’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.



