Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun son değerlendirmelerinde iki önemli vurgu öne çıktı. Bir yandan CHP’nin “fabrika ayarlarına döneceğini” ifade ederken, diğer yandan Türkiye’de zaman zaman gündeme taşınan Yeni Osmanlıcı yaklaşımlara dikkat çekti.
Aslında bu iki başlık, Türkiye’nin geleceği açısından son derece önemli bir tartışmayı beraberinde getiriyor.
Çünkü CHP’nin fabrika ayarları; Osmanlı nostaljisi değil, Cumhuriyet devrimleridir.
CHP’nin fabrika ayarları; ümmet anlayışı değil, yurttaşlık bilincidir.
CHP’nin fabrika ayarları; hanedan düzeni değil, ulusal egemenliktir.
CHP’nin fabrika ayarları; etnik veya mezhepsel ayrışma değil, ortak millet bilincidir.
Ve CHP’nin fabrika ayarları, Altı Ok’ta ifadesini bulan Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve Devrimcilik ilkeleridir.
Bu nedenle “CHP fabrika ayarlarına dönecek” sözü, yalnızca örgütsel bir değişim çağrısı değildir. Aynı zamanda Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine dönüşün ilanıdır.
Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkmaktadır:
Eğer CHP gerçekten fabrika ayarlarına dönecekse, Yeni Osmanlıcı söylemlerle aynı zeminde buluşmak mümkün müdür?
Çünkü Yeni Osmanlıcılık, Cumhuriyet’in kuruluş gerekçesiyle tarihsel olarak çelişen bir anlayıştır.
Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, çökmüş bir imparatorluğun küllerinden modern bir ulus devlet inşa etmişlerdir. Kurtuluş Savaşı’nın sonunda tercih edilen yol, Osmanlı’yı yeniden diriltmek değil; çağdaş, laik ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmak olmuştur.
Cumhuriyet, bilinçli bir tercihtir.
Saltanattan Cumhuriyet’e geçiş bir kopuştur.
Ümmetten millete geçiş bir devrimdir.
Kuldan yurttaşa geçiş bir medeniyet değişimidir.
Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucu kimliği ile Yeni Osmanlıcı siyasal anlayış arasında doğal bir uyumdan söz etmek mümkün değildir.
Aynı şekilde etnik temelli federasyon tartışmaları da CHP’nin kuruluş ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı; etnik kökene dayalı değil, ortak vatana ve ortak vatandaşlığa dayalı kapsayıcı bir milliyetçiliktir. “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” sözü bunun en açık ifadesidir.
Bu nedenle ne Yeni Osmanlıcılık ne de Türk-Kürt federasyonu düşüncesi, Cumhuriyet’in kurucu paradigması içinde karşılık bulabilir.
Türkiye’nin ihtiyacı yeni maceralar değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı;
- Güçlü bir parlamenter demokrasi,
- Bağımsız yargı,
- Sosyal devlet,
- Üretim ekonomisi,
- Liyakat,
- Laiklik,
- Ve üniter devlet yapısının korunmasıdır.
CHP’nin gerçek fabrika ayarları; Sivas Kongresi’nden, Erzurum Kongresi’nden, Kuvayı Milliye ruhundan ve Altı Ok’tan beslenir.
Eğer gerçekten fabrika ayarlarına dönülecekse, referans alınacak yer saraylar değil Çankaya’dır.
Referans alınacak isimler hanedan mensupları değil; Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Bülent Ecevit ve Cumhuriyet devrimlerini yaşatan kadrolardır.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi’nin özü; imparatorluk özlemlerinde değil, tam bağımsız Türkiye idealindedir.
Ve unutulmamalıdır ki;
Cumhuriyet’i kuran kadrolar Osmanlı’yı restore etmek için değil, tarihin akışını değiştirerek yeni bir devlet ve yeni bir toplum inşa etmek için yola çıkmışlardır.
Bu nedenle CHP’nin fabrika ayarlarına dönüş çağrısı ile Yeni Osmanlıcı arayışlar arasında bir uyum değil, açık bir tarihsel ve ideolojik çelişki bulunmaktadır.
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında ihtiyaç duyulan şey, geçmişin hayaletleri değil; Atatürk’ün akıl ve bilim temelinde yükselen çağdaş Türkiye vizyonudur.



