CHP’nin kasası Mehmet Ağarın koltuğu altında yetişen Bülent Kuşoğlu’na neden emanet edildi?
En önemlisi de Kuşoğlu tarafından dillendirilen:
“Devlet aklı” bugün neden yeniden sahneye sürülüyor?
Bu sorular artık masum değil.
Bu sorular artık masum değil.
Bu sorular, Türkiye siyasetinin tam kalbine saplanmış birer bıçaktır.
“Devlet aklı”, “derin devlet” denilerek yıllarca üstü örtülen, konuşulması bile sakıncalı görülen yapı;
Bugün artık saklanma gereksinimi dahi duymuyor çünkü saklanan değil yöneten bir akıl söz konusu.
İş yapıyor gibi görünen, ama aslında kıyıda köşede pozisyon alanların;
Ankara’nın göbeğinde tarih yazılırken görmezden gelenlerin, nerede durması gerektiğini bilmeyenlerin,
CHP’nin kurumsal kimliğine sahip çıkmanın ötesinde bireylerin peşinde koşanların, siyaset üretmek yerine farklı adreslere topuklayarak koşup poz vermesi tesadüf değildir.
CHP’nin kurumsal kimliğini yok sayarak parti içi hizippleşmelerin boyutları o kadar sarmalamış ki örgüt yapısını, örgüt örgüt olmaktan çıkmış.
Bu, aidiyet sorunudur.
Bu, siyaset değil;
Güç devşirme refleksidir.
Bu çerçevede CHP içinde yaşanan dönüşüm, yalnızca bir liderlik değişimi değil;
Aynı zamanda eski ve yeni güç odaklarının karşı karşıya geldiği bir sürecin parçası olarak değerlendiriliyor.
Türkiye’de siyaset artık görünen yüzünden ibaret değil.
Asıl mücadele, görünmeyen katmanlarda sürüyor.
Kapalı kapılar ardında yürütülen süreçler artık açık bir organizasyona dönüşmüş durumda.
“Derin devlet” dediğimiz yapı gizlenmiyor;
Biçim değiştirerek tek bir merkezden varlığını sürdürüyor.
Bu yaklaşıma göre:
Eski derin devlet yapıları büyük ölçüde tasfiye edildi
Yerine daha merkezi, siyasi iktidarla uyumlu bir yapı oluşturuldu.
“Devlet aklı” olarak tanımlanan mekanizma, uluslararası dengelerle daha entegre hale geldi.
Ankara kulislerinde konuşulan o kritik başlık:
Gölbaşı!
Orada yapılan görüşmeler sıradan değil.
Emekli askerler, eski yargı aktörleri, sistemin içinden gelmiş isimler.
Hepsi yeniden aynı masada.
Sadece, derin Perinçek’i dışlamışlar.
O da çırpınıyor;
“Beni de alın ben de varım “diyor.
Olamayınca da atanmış Kılıçdaroğlu’na destek açıklamalarıyla zevahiri kurtarmaya çalışıyor.
Bu bir tesadüf mü?
Hayır.
Bu, değişen dengeler karşısında yeniden konum alma operasyonudur.
Bu, kaybedilmiş gücün geri alınma hamlesidir.
Ve bu tabloyu CHP’den bağımsız okumak olası değildir!
CHP içinde yaşanan tartışmalar bir “Parti içi çekişme” değildir.
Bu, Türkiye’nin yönü üzerine verilen bir mücadeledir.
Çizilen bu yönde rol almak istemeyen yoldaşlarını satmak istemeyen Özgür Özel CHP’si oyun dışına atılmak istenmektedir
CHP’de son dönemde öne çıkan isimler üzerinden yürüyen tartışmalar, parti içindeki farklı eğilimleri de görünür hale getirdi.
Bir tarafta daha değişimci ve iktidar hedefli bir çizgi,
diğer tarafta ise geçmişte etkili olmuş ulusalcı-Kemalist kadroların yeniden etkili olma çabası olduğu öne sürülüyor.
Bir tarafta sisteme entegre, uyumlu bir çizgi.
Diğer tarafta geçmişin devlet reflekslerini yeniden canlandırmak isteyen bir damar;
Devlet bürokrasisini yani burjuvazisini yeniden yaşama geçirerek siyaset sınıfının ulusalcı Kemalistler başta olmak üzere tasfiye süreci.
Ortadoğu valisinin söylediği gibi merhametli monarşi için gerekli olan süreç yaşamaktadır.
Ve Gölbaşı’nda kurulan masalarla, parti içindeki bazı hatların kesişmesi.
İşte asıl kırılma burada başlıyor.
“Ulusalcı Kemalizm” bitti denildi.
Tasfiye edildi denildi.
Ama gerçek şu:
Hiçbir yapı tamamen ortadan kaybolmaz.
Sadece şekil değiştirir.
Bugün gördüğümüz şey tam olarak budur.
Geri dönüş değil, yeniden diziliştir.
Türkiye’nin jeopolitiği bu süreci daha da sert hale getiriyor!
Türkiye’nin jeopolitik konumu, bu tartışmaları yalnızca iç siyasetle sınırlı bırakmıyor.
NATO içindeki stratejik rolü,
enerji hatları üzerindeki konumu,
Orta Doğu dengelerinde kilit ülke olması,
göç ve güvenlik politikalarındaki kritik rolü,
bu sürecin uluslararası boyutunu güçlendiriyor.
Vazgeçilmez ülke olmamızın gerçek nedeni budur.
Karadeniz, Orta Doğu, enerji hatları, göç dalgaları;
Bu ülke sadece kendi içinde bir mücadele yaşamıyor.
Başta İngiltere Amerika emperyalizmi olmak üzere;
Küresel oligarşik sermaye bu denklemin içinde.
Ve bu denklemde yerli oligarklar dahil kimse masum değildir.
Yeni anayasa tartışmaları, çözülemeyen sorunlar, yıllardır ötelenen gerçekler,
bunların hiçbiri bağımsız başlıklar değil.
Son dönemde sıkça gündeme gelen yeni anayasa ve Kürt meselesi gibi başlıklar da bu güç dengeleriyle birlikte ele alınıyor.
Cumhur ittifakının anayasa değişikliği ve geleceği için eksik olan 17 milletvekili de gizli ortaklar eliyle tamamlandığına göre gerisi çok da önemli değil!
Hepsi aynı büyük mücadelenin parçaları!
Asıl sorulması de şu olmalı;
Türkiye’de siyaset gerçekten sandıkta mı belirleniyor,
yoksa çok önceden başka masalarda mı yazılıyor?
Gölbaşı’ndan parti koridorlarına, oradan uluslararası temaslara uzanan bu hat;
Bize tek bir şeyi söylüyor;
Görünen kavga bir vitrin.
Asıl savaş perde arkasında.
O perde artık eskisi kadar kapalı değil.
Tek merkezden açık açık oynuyorlar biz de seyrediyoruz
Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’deki siyasal rekabetin yalnızca seçimler ve partiler üzerinden okunamayacağı ortaya çıkıyor.
Asıl tartışma;
eski devlet yapılarının tamamen tasfiye edilip edilmediği,
yeni güç merkezlerinin nasıl şekillendiği
ve siyasi partilerin ne kadar bağımsız hareket edebildiği sorularında düğümleniyor.
Önümüzdeki süreçte CHP içindeki gelişmeler ile özellikle tabanın tavrı, cumhuriyetin elde kalan değerlerine sahip çıkarak yeniden kazanımının sağlanması ve iktidar-muhalefet dengesi, bu büyük dönüşümün yönünü belirleyecek en önemli unsurlar olarak öne çıkıyor olacaktır…
*Bu içerik serbest gazeteci veya köşe yazarları tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Sol Medya’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.



