Haberin başlığı umut vericiydi:
“Yüzbinlerce emeklinin aylığı artacak…”
Bu ülkede emekli olmak, çoğu zaman sabırla yoksulluğu yönetmek demek. Yılbaşında zaten açlık sınırının altında kalan maaşlar, geçen birkaç ayda daha da eridi. İnsanlar borçla, eksikle, kısmayla yaşıyor. Böyle bir tabloda “artış” haberi, ister istemez bir beklenti yaratıyor.
Ama o beklenti çok geçmeden yerini tanıdık bir hayal kırıklığına bırakıyor.
Meğer söz konusu olan, 1 Ocak 2025 sonrası emekli olanlar için yüzde 1,08’lik bir artışmış.
Adına “zam” deniyor ama gerçekte karşılığı yok denecek kadar küçük bir rakam: yaklaşık 216 lira.
Bir ekmek parası bile değil.
***
Asıl mesele bu rakam değil.
Asıl mesele, bu rakamın nasıl sunulduğu.
Siyasal iktidarın medya eliyle kurduğu bu düzen artık bir yönetim biçimine dönüşmüş durumda:
Gerçeklik değil, algı yönetiliyor.
Başlıklar büyük, içerik boş.
“Müjde” var ama karşılığı yok.
Gösteri var ama hayatlara dokunan hiçbir şey yok.
Emekliye “iyi haber” diye sunulan şey, aslında boş bir kutunun parlatılıp önüne konulmasından ibaret.
***
Sorunun düğümü ise hep aynı yerde:
“Kök aylık” adı verilen o karmaşık ve bilinçli olarak anlaşılmaz hale getirilen sistemde.
İstatistikler güncelleniyor, büyüme rakamları açıklanıyor, teknik ifadeler havada uçuşuyor… Ama milyonlarca emeklinin cebine giren değişmiyor.
En düşük aylık sınırında sıkışıp kalanlar için bu artışın hiçbir anlamı yok.
Çünkü gerçek hayat, tablolarla değil, pazar filesiyle ölçülüyor.
Ve o file her geçen gün biraz daha boş.
***
Daha da vahimi, emekliler arasında yaratılan bu yapay ayrım.
“Eski emekli – yeni emekli” farkı üzerinden kurulan bu sistem, yılların emeğini bile kategorilere ayırıyor.
Adalet terazisi bozuluyor.
Ama kürsülerde anlatılan hikâye hep aynı:
“İyileştiriyoruz…”
Gerçekte ise iyileştirilen tek şey, algının kendisi.
Şunu açıkça söylemek gerekiyor:
Bu yaklaşım, emeklinin yarasını sarmak için değil;
günü kurtarmak, tepkiyi bastırmak ve görüntüyü yönetmek için var.
Üstelik bu sürecin en güçlü ayağı da iktidar medyası.
“Müjde” diye pazarlanan bu kırıntılar, gerçekliği perdelemek için kullanılıyor.
Ama artık o perde tutmuyor.
Çünkü milyonlarca insan her ay aynı gerçekle yüzleşiyor:
Eksilen sofra, biriken borç, ertelenen ihtiyaçlar…
***
Unutulmaması gereken bir şey var:
İnsanın yaşamına dokunmayan hiçbir politika,
halkın vicdanında karşılık bulmaz.
Algıyla kurulan bu kuşatma, aslında başka bir gerçeği daha açığa çıkarıyor:
Yönetenler ile halk arasındaki mesafe hiç bu kadar açılmamıştı.
Ve tarih şunu defalarca göstermiştir:
Hiçbir karanlık sonsuza kadar sürmez.
Emekliler de, bu ülkenin tüm emekçileri gibi,
o karanlığın dağılacağı günü bekliyor!
020426




