Yeni Parti’nin Adana İl Kurucu yönetimi belli oldu. Başkanından üyelerine başarılar diliyorum. Listede bulunan otuz asıl/ otuz yedek isimden ancak üçünü/ beşini tanıyorum. İl Başkanı Anıl Tanburoğlu’nu “liste belirleyen” olarak düşünürsem, “mutlaka” kendinden bir şeyler bulmuştur ya da birlikte çalışacağı “nitelikte” görmüştür diye değerlendiriyorum. Öncesi olmayan, yurttaşın gücüyle var olmaya çalışan, kendini “sosyal demokrat” düşüncede olmasıyla duyuran bir oluşumun, ancak “nitelikli” kadroyla varlığını sürdüreceği kaçınılmaz…
“Nitelikli kadro” derken; toplumsal olaylara karşı duyarlı, emeği/ hukukun üstünlüğünü/ en değerli yıllarını yitiren gençliği/ üreticinin kaygısını/ insanın var olma nedenini içselleştirmiş kadrolardan söz ediyorum. “Günümüzde en önemlisi ekonomik güç” demeyin; asıl insanların büyüyen sorunlarının/ yiten alım gücünün/ toplumsal karmaşanın/ bozulan düzenin nedeni “ekonomik güce” boyun eğmek olduğunu da unutmayın!
***
Tanburoğlu’na her zamanki “güvenimi” yinelememde bir sorun yok… Çok şeyler yazıldı/ çizildi! Demirel’in dediği gibi, “kimsenin ağzı torba değil ki büzesin, ağzı olan konuşacak!” İl Kurucu Yönetimi’ni oluştururken yaşadığı zorlukları “az/ çok” öngerebiliyorum! Yaşanan ne olursa/ olsun; kadronun “başarı” üretebilmesinin, son günlerin konusu “anayasaya aykırı da olsa evet” oyu ikircikliklere neden olmasının üstesinden gelebilecektir.
“Örgüt” konusunda birçoğuyla anlaşamadığım konuların başında “halının altına süpürmek” gelir! Bir şeyler yaşanır, sanki sorunun çözümü bir başka yerdeymiş gibi “şimdi sırası değil” gerekçesi ortaya konur, yaşananların “örgütle” zamanında tartışılması yerine savsaklanması gerektiği öne sürülür… Buna tanık oldum! Anımsıyorum, bir milletvekiline, Adana’da yaşanan bir olayı sorduğumda “şimdi sırası değil bunların, parti içi hizip oluşturmaya hiç gerek yok” demişti! “Hizip” sözü Deniz Baykal’ı anımsatmıştı o zaman bana; vekille tartışma yaşamıştık!
***
Her açıklamaya, örgüt için her uygulamaya “tamam” dememeyi, özellikle örgüt yapısı içinde buna yer verilmemesi gerektiği konusunda “yönetimin” kararlı olmasının zorunluluğunu “altını çizerek” belirtmemde sakınca yok! “Tamam” dememek, yeri geldiğinde tepki göstermek/ eleştirmek “yapıyı” daha da sağlamlaştırır. Geçmişte tanık olunan “tıpış tıpış oyunuzu vereceksiniz” denilmesini anımsayın; nasıl bir hiyerarşi tutkunluğuna özlem duyuluyorsa artık… Biliyorsunuz, Özgür Özel’in hem “anayasaya aykırı” deyip, hem de “evet” demesine “olmaz” diyenlerdenim! Bu “olmaz” demem, Özel’i “silmek” anlamına gelmesi doğru değil, “eleştirelim, kızalım; ancak” dememin de birçok nedeni olduğunu sıralamıştım.
Bana kalsa bu aşamada tüm üyelerin Mustafa Kemal Atatürk’ün Söylev’ini okumuşlarsa bile “yeniden” okumalarını salık verirdim. Bir yurt nasıl kurulmuştu, karşı koyanlar nasıl bir “yurt” istiyorlardı/ kimlerle işbirliği içerisindeydi/ halkı “inançla” nasıl etkilemeye çalışıyorlardı, kurtuluş savaşı veren yurtseverleri neyle suçluyorlardı… O zor koşullarda bir yandan yaşanan ekonomik zorluklar, bir yandan dört yanı kuşatmış emperyalist ülkeler, bir yandan da halkı “örgütleyerek” tek yürek olmaları için çaba harcayan Atatürk’le dava arkadaşları… Yeni bir oluşumda neler katacağını; yurda, devrimlere, bu ulusun insanlarına, gençlerine/ emekçilerine/ emeklilerine/ çiftçisine/ öğretmenine neler vereceğini düşünün isterim…
***
Yeni Parti “yeni bir soluk”, üstelik yurttaşın istenciyle yaşamımıza katılmış bir oluşum… Bunun nedenlerini “yeniden” anlatmayı istemiyorum, ancak yıllardır yaşamı/ geçimi/ doyumu/ geleceği yaralanan yurttaş, iyileşmek için ‘merhem’ arıyor, onu da Özgür Özel’de bulduğunu düşünüyor!Yurdun birçok kentinde olduğu gibi, Adana’da da “kurucu yönetim” oluşturuldu. “Örgüt” yapıları, kahvehane köşeleri gibi değildir, “al kızı/ ver papazı” anlayışıyla yürümezler; duyarlılık ister, tutarlılık ister, bilgi ister, ideolojik birikim ister, her şeyden önce de topluma karşı duygudaşlık ister.
Yönetimin, özellikle Anıl Tanburoğlu’nun omuzlarında ağır sorumluluklar olduğunu biliyorum. Yolun başında duyarlı duruş korundukça, yurttaşın umudunun da direncinin de diri kalacağını düşünüyorum. Son birbuçuk yılda neler yaşanmadı ki, nelere göğüs gerilmedi ki? Yurttaşın pazar/ market kaygısına tepeden bakan, onun yaşamının içine girmekten çekinen, salon mankenleri gibi dolaşanlarla “örgüt” olunamayacağı geçmişte yaşananlardan kanıksanmış olmalı. Adana’da yaşamı, kavgayı, gençliğin çabasını, emeklinin/ emekçinin ayakta kalma uğraşını içselleştirmeden “örgüt” olunmaz! Sorunların “halının altına süpürülmesiyle” de hiç! Buna, Yeni Parti’yi kurmaya zorlayan yurttaş istencinin gereksinimi var çünkü… 180826



