“Sen kimsin, o kim” ile başlayan tümceleri yaşamım boyunca “hep” sorunlu buldum! Herkesin bir “kim” olduğunu bilmekten uzaklaşmış toplumların, “yaralı/ hasta/ bilinmez tutsak olduğuna da inandım!
“Sen kimsin, o kim” ile başlayan tümceleri yaşamım boyunca “hep” sorunlu buldum! Herkesin bir “kim” olduğunu bilmekten uzaklaşmış toplumların, “yaralı/ hasta/ bilinmez tutsak olduğuna da inandım! “Yaralı” diyorum, çünkü “yarası olmayanın” böyle bir söylem içinde kendine yer bulamayacağını düşünüyorum! “Hasta” diyorum, çünkü “hastalık” taşımayan birinin bu denli travmatik bir savunma içinde olamayacağı kanısı taşıyorum! “Bilinmez tutsak” diyorum, çünkü tutsak olduğu bilincini taşımış olsa “bu söylemin” neden olduğu zincirleri kırıp/ geçeceğine inanıyorum!
Ama yok; öyle olmuyor! “Tepkiler” güçsüz/ süreksiz olunca yara da, hastalık da, bilinmez tutsaklıklar da büyüyor! “Sen kimsin” ya da “o kim” normal bir soru biçimiyle değil, daha çok “karşıdakini” kimliksizleştirmek için kullanılır genelde! “Söz” söyleyecek olan kendisidir; “kim” olan da, “var” olan da, soru soran da, “bir kendini” güç sayan da, sözünün üstüne “söz” söylenmeyecek olan da…
***
Adana’nın “son” seçilmiş Anakent Belediye Başkanı Zeydan Karalar’a ilişkin “destekler” gördüğüm kadar, yer yer “ipe/ sapa gelmez” tepkiler de görüyorum! Şunun altını “kalın” çizgiyle çizin; ne anlatırsanız/ yazarsanız/ söylerseniz elinizden geleni yapın elbette! Yargı süreci sonunda görevinden uzaklaştırılmış olsa bile Karalar, Adana’nın “son” seçilmiş Anakent Belediye Başkanı’dır! Bunu yadsıyamazsınız! Bundan dolayı da, kentin değişik bölgelerinde/ kentle ilgili etkinliklerde bulunmasını, kürsüye çıkıp konuşmasını “anlam” bakımından eleştirebileceğiniz kadar, “neden orada” sorusunun sorulmayacağını da bilmelisiniz!
Bir açılış oluyor, bir anma töreni oluyor, ya da bir çevresel etkinlik… Düzenleyenler, “seçilmiş son başkan” olarak, özellikle de Adana’nın sorunlarını/ eksiklerini bilen biri sayarak etkinliğe gelmesi için çağrı gönderiliyor… Açıkça söylemem gerekirse, Adana ile ilgili bir konunun görüşüleceği bir etkinliğe, Karalar gibi kentlinin desteğini almış bir ismin çağrılmamasını “eksiklik” sayarım! Ama öyle denilmiyor, işin içine biraz da “her şeyi biz biliriz, biz karar veririz” mantığını da ekleyerek “Karalar’ın o toplantıda işi ne, ne sıfatla orada” diye soruluyor…
***
Aynı olayın “konuşulanı” kendileri olsaydı, büyük olasılıkla “sana ne” diyeceklerdi; biliyorum! Yok, “sana ne” de demiyorum, ancak en son bir etkinlikten söz etmek istiyorum… Geçtiğimiz günlerde, Adana Kent Konseyi “mikroplastik kirliliği” konulu bir oturum düzenledi. Adana’nın, dışarıdan getirilen çöp yığınlarıyla ne duruma getirildiği; toprakta, sulama kanallarında, denizde nasıl bir “kalıcı” kirlilik oluşturduğu tartışılmıştı. Bu platformun konuşmacılarından bir de Zeydan Karalar’dı…
Karalar, konuşmasında Türkiye’ye getirilen plastik atıkların önemli bir bölümünün Adana’ya geldiğini, geri dönüştürülemeyen plastiklerin çevre açısından sorunlar oluşturduğunun altını çizerken şu sözlere yer veriyordu: “Yüzyıllarca çevreye zarar verecek bir durum varsa bu paradan çok daha önemlidir. İşletmelerimiz önemli ama Adana’nın geleceği her şeyden önemli. Bizler gelecek nesillere sağlıklı, temiz toprak, su, hava, çevre bırakacak şekilde davranmalıyız.” Karalar, “Biz Avrupa’nın çöplüğü değiliz” sözlerini kullanırken, dışarıdan getirilen atıkların tamamının dönüştürülmediğini, suya/ toprağa karıştığını, bunun gelecek kuşaklar için ne denli sorunlu olduğunu da sözlerine ekliyor.
***
Biz bu sözleri, bugüne değin Karalar’a “hangi sıfatla oradasın” diyenlerden duymadık; duyan var mı bilmiyorum! Adana, dışarının “çöplüğü” olmuş, çevreye kirlilik yayıyor, bilen biri olarak da Karalar konuşuyor, “Avrupa’nın çöplüğü değiliz” diye başkaldırıyor! “Sen kimsin, o kim” diye sormayı sürdürelim mi yine? Kentin seçilmiş son başkanının nerede, neden bulunduğuna değil, ne söylediğine bakmayalım mı? Ne “dipsiz”, ne “tutarsız” bir anlayış böyle?
Halkın “özgür istenciyle” seçtiklerinin “ne söyledikleri” neden sorun sayılır? Neden “söylenenin” içindeki tutarlılıklar alınıp değerlendirilmez? Tamam, söylenenler yanlışsa eleştirelim, sorun için ortaya koyduğu saptamalar doğru değilse tepkimizi de gösterelim! Ancak birazcık/ kaldıysa eğer duygudaşlık kurmayı deneyelim! Karalar’ın şu an yaşadıklarını kimse bilemez, salt anlayış gösterebilir. Onun yolu da “sen kimsin, o kim” soruları asla değil! Önce, tüm bunların Adana’ya yaşatılmasının “hak” mı olduğunu düşünün! 061026



