1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Oktay EROL
  4. Özel’e kızalım, soralım, eleştirelim; ancak…
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Özel’e kızalım, soralım, eleştirelim; ancak…

Laik, demokrat, düşünce özgürlüğünün ilkeleştiği siyasi yapılarda bu kaçınılmazdır! Elbette Özgür Özel’e de kızabiliriz.

featured
Advert

 

 

Laik, demokrat, düşünce özgürlüğünün ilkeleştiği siyasi yapılarda bu kaçınılmazdır! Elbette Özgür Özel’e de kızabiliriz. Ben de kızdım!Aylardır süren yurttaşla kurduğu duygudaşlık da bunu gerektirir! O günler nasıl kucaklanmışsa, nasıl birlikte yollar aşılmışsa, nasıl yazın sıcağı yaylalık yer/ kışın soğuğu evlerin sıcak köşesi sayılmışsa… Bu kızgınlıkta öyle bir şey… Söylediği bir söze, attığı bir adıma, aldığı bir karara elbette kızılabilir… Hele “çerçeve yasa” konusunda “evet” demesine de kızılır… Hiç abartmıyorum, tüm bunları “özgür düşüncenin” gereği olarak düşünüyorum…

Bitmeyen kaygıların, soruların, yıllardır yaşananların bıraktığı derin güvensizliğin ardından yanaklarda güller açabileceğini gördük biz… Yağmurda cıscıbıdak olmayı, kilometrelerce yorgunluk nedir bilmeden yürümeyi gördük biz… Yıllardır görülmeyen “umudu” gördük, halkın çorak topraklarında yetişen gülleri gördük… Bunları Özel’le gördük! Özel’e kızmak başkadır, onu yalnız bırakmak başka! Birincisi her yurttaşın hakkıdır, ikincisi ise herkese zarar verebilir. Özel’e yönelen öfkenin, yılların biriktirdiği kırgınlığın/ umutsuzluğun/ kaygının dışavurumu olarak da düşünüyorum! Bu öfke anlaşılır, ancak bununaylardır süren çabaya zarar vermesi/ umuda gölge düşürmesi istenmemelidir.

***

Umutsuz yaşanmıyor! Umut olmadan solunmuyor da, sevilmiyor da, koşulmuyor da, “varım” denilmiyor da… İnsan yalnız ekmekle yaşamıyor. Yarına ilişkin bir düşü, beklentisi, inancı olmadan yaşamını sürdüremiyor. Hele bugün olduğu gibi geçim derdi bir yandan, yarının belirsizliği bir yandan, yara alan adalet duygusu bir yandan, açlığa terk edilen milyonlarca emekli/ emekçi bir yandan, geleceğe güveni azalan gençlik bir yandan… Tüm bunlar yaşanırken doğan “umudu” düşünsenize…

Bugün milyonlarca insan “iktidarın” değişme olasılığını görmek istiyor. “Bu böyle gitmez” diyebilmek kadar, “başka türlü olabilir” diyebilmek de istiyor. Çocuklarının geleceğinidüşünürken/ eşinin gözlerine bakarken yanaklarında karanfil açsın istiyor. Sandığa giderken yalnız olmadığını bilmek istiyor. Sesini yükselttiğinde başka seslere karışacağını bilmek istiyor. İşte Özel’in taşıdığı sorumluluk burada toplumun ortak “umudu”olarak önem taşıyor…

***

Onu eleştirmeyelim mi? Elbette eleştirelim. Yanlış bulduğumuz yerde karşı çıkalım. Söylediklerinin hesabını soralım. Kaygılarımızı açıkça dile getirelim. Gerekirse en sert sözümüzü söyleyelim… Üstelik, zorluk çıkarmasalar da “herkes” için “bu” yapılabilse… “Yaşayamıyorum” dense, “kendimi tanımama engel oluyorsunuz” dense, “düşüncelerime izin ver” dense… Her şey daha güzel olduğu gibi, herkes “bilerek” yaşayacak oysa o zaman…

Birinci baltanın nereden geldiğini bilmiyor muyuz? Biliyoruz. Yıllardır üzerimize iniyor o balta. Yoksullukla iniyor. İşsizlikle iniyor. Haksızlıkla iniyor. Hukuksuzlukla iniyor. Korkuyla, baskıyla, umutsuzlukla iniyor. Yurttaşın “ne yapsak değişmez” demesine yol açan her şey aslında aynı baltanın başka yüzü… Bir de biz kendi elimizdeki baltayla birbirimize vurursak ne olacak? Kime yarayacak? Bizim birbirimize düşmemizden, güvenimizi yitirmemizden, ortak umudumuzu parçalamamızdan kim kazançlı çıkacak? Bu soruların yanıtı ya geleceğe taşıyacak ya da geriye savuracak.

***

Kazanımları sağa/ sola fırlatmak yerine “düşünelim” diyorum…Bu, Özel’e iyilik olsun diye değil, bir kişinin korunması hiç değil… Sorun toplumun önüne çıkan daracık yolu kendi elimizle kapatmamak… Bugün elimizde olan her olanak yarın daha geniş bir yol açabilmenin başlangıcı olabilir. Birlikte olmanın, her konuda aynı düşünmek olmadığını biliyoruz kanımca… Birlikte olmak aynı acıyı görmek, aynı haksızlığa karşı çıkmak, aynı yarının peşinden yürümektir. Özel’in her yaptığını doğru bulmak zorunda değiliz. Her söylediğine katılmak zorunda da değiliz. Ancak onu bütünüyle yalnızlaştırmak elimizdeki çıkış umudunu zayıflatır.

Kızalım, eleştirelim, uyaralım. Yanlış gördüğümüz yerde karşısına geçelim. Ancak bütün bunları yaparken yarın birlikte yürümek zorunda olduğumuz insanları karşımıza almayalım. Bugün en çok gereksinim duyduğumuz şey birbirimizi tüketmek değil, birbirimize güç vermektir. Özel bugün vardır, yarın başka biri olabilir. Ancak halkın eşitlik, özgürlük, adalet isteği ortadan kalkmaz. Bu istek herhangi bir kişinin adıyla başlamadı, herhangi bir kişinin adıyla da bitmeyecek. Öyleyse kızalım, soralım, eleştirelim. Ancak birbirimizi bırakmayalım; anlaştık mı? 120826

 

 

Özel’e kızalım, soralım, eleştirelim; ancak…
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!