1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Oktay EROL
  4. Toprağın sesi duyulmadan…
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Toprağın sesi duyulmadan…

Üreticinin “emeği” ile toprağın “verimini” bir arada düşündüğümü belirtmiş, şu sözlere yer vermiştim, birkaç gün önce: Ekonominin ötesinde bir toplumun bağımsızlığı, geleceği, yaşam güvencesidir

featured
Advert

Üreticinin “emeği” ile toprağın “verimini” bir arada düşündüğümü belirtmiş, şu sözlere yer vermiştim, birkaç gün önce: Ekonominin ötesinde bir toplumun bağımsızlığı, geleceği, yaşam güvencesidir. Çukurova’nın asıl gücü o ürünleri yetiştiren insanlardadır. Üreticiyi koruyan bir anlayış, yalnız bugünün hasadını değil, yarının toprağını da korur… Kentleri istediğinizce yüksel betondan yapılarla donatın, istediğinizce çelik asfalt kullanarak/ ormanlık alanları yok ederek yollar açın, istediğinizce boğazın iki yakasının üzerine bir değil/ beş değil/ on değil “rant” sağlayabilmek için köprüler yapın… Toprağın sesini, onu işleyen elleri, uğrunda harcanan emeği yok saydıkça ne kazanmış olursunuz ki?

Üreticinin ne yaşadığı, hangi zorlukların içinde çaba harcadığı kimin uğrunda? Kapalı salonlarından çıkmayanlar, yanlarında yer verilenlerin alkışlarına boğulanlar “rekolte” üzerinde dururlar bildim bileli! Üretici toprağı ekecek, bakımını yapacak, hava koşulları iyi gidecek, sonra da “rekolte”…“Rekolte” denilince, “bir tarım ürününden bir üretim döneminde ya da bir yılda elde edilen toplam verimi” anlaşılıyor. Genellikle kilogram, ton, dönüm başına düşen verim olarak hesaplanıyor. Şunu da unutmamak gerekir; piyasa için “rekoltenin” yüksek olması, ürün bolluğu ile üreticinin “kazanımı” aynı değil! “Rekolteler” fiyatları düşürebilir, tüccarı/ fırsatçıyı sevindirebilir, ancak üretici için hiç de öyle bir şey değil!

***

Tarım ve Orman Bakanlığı ile Toprak Mahsulleri Ofisi, bu yıl hububat alımlarında önemli başarılara ulaşıldığını, devlet güvencesiyle rekor düzeyde ürün alındığını duyurdu… Bu duyuruyu yapanların “toprağı”, “toprağa” emek vereni, “toprağı” işleyenin içinde bulunduğu kaygıyı, hasat ardından içine düştüğü umutsuzluğu umursadığını düşünmüyorum! “Bilmiyor” demiyorum, anlam karışmasın; “umursamadığından” söz ediyorum! “Umursamamak”, bir bakıma “duygudaşlık” konusuyla da ilişkili… Yazın sıcağına, kışın soğuğuna başkaldırarak üretim yapmaya çalışan köylünün “emeğine” göz dikmek, onun üzerinden/ koltuklarından kalkmadan kendilerine yarar sağlamaya kalkışmak nasıl bir “insan olma” erdemiyse artık; buna “duygudaşlığı” bilmemek de diyorum buna!

Hasadını tamamlayan binlerce üretici, ürününü teslim etmek için alım merkezlerine gidiyor, biliyorsunuz… Kaç “saat” ya da “gün” beklediği, ardından yüksek nem oranı gerekçesiyle ürününü satamadığını düşünsenize… Ürün “nemli” olduğu için beklediği zamana mı üzülsün, şimdi ne yapacağını mı düşünsün, kamyona ödeyeceği ücrete mi dert edinsin; ne yapsın? “Rekolte” demişlerdi değil mi? Her geçen zaman masraf artıyor, her geçen zaman borcunun faizi değişiyor,bekledikçe ürünün değeri düşüyor… Sonunda birçok çiftçi, emeğini daha düşük fiyatla tüccara vermek zorunda kalıyor. Devlet güvencesiyle çıktığı yolda, piyasanın acımasız çarkının dizlileri arasında kalıyor! Neden acaba“rekor alım” açıklamaları yapılırken, alım merkezlerinde yaşananlar açıklıkla konuşulmuyor?

***

Sorunun “alım merkezleri” olduğunu düşünmeyin; o bir sonuç! Asıl sorun üreticinin yıllardır aynı karmaşanın içerisinde bırakılıyor olması, toprağını gönül rahatlığıyla ekememesi, çocuklarına iyi bir gelecek sağlayamaması, tohumu toprağa atmasından hasada dek geçen sürede “doymazların” üretici üzerinden kazanımlarının önünün açık tutulması… Bir ülkenin “tarımı” böyle mi gelişir, yoksa böyle mi batırılır siz düşünün!

Ekim zamanı borçlanan üretici, borcunu kapatabilmek için ürününü elden çıkarmaya çalışan üretici, ürünün fiyatını belirleyemeyen üretici, ürünün girdilerini denetleyemeyen üretici, satış koşullarını kendi oluşturamayan üretici,toprağı bilen/ tanıyan/ egemen olan üretici, ürününü satarken başkasının kararına bağlı kalan üretici…Ancak bu işten gönence kavuşacak olan “rekolteleri” dillerine dolayarak, emekten/ çabadan uzak “doymazlar” olacak! Böylesi bir düzende kazananın kim olduğu da belli sanırım; aracılar, fırsatçılar, piyasanın güçlüleri… Yitirense ise her zaman olduğu gibi toprağı sabırla işleyen, aylar boyunca alın terini toprağa katan üretici oluyor.

***

Toprağın sesi duyulmalı, üreticinin emeği anlaşılmalı;bunlar olmadan hiçbir “rekor” açıklamasının üreticinin yanında bir karşılığı olamaz. Toprağın verimi yalnız yağmura/güneşe/ tohumabağlı olsaydı tarımsal teknolojinin, makinelerinin ne anlamı olacaktı ki? Her ürün, üreticinin alın terinin meyvesidir. O alın teri değer bulmadıkça ortada ne “meyve” kalır, ne de yaşam. “Rekolteler” sitemin kazanımdır, üreticinin değil! 060826

 

Toprağın sesi duyulmadan…
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!