Türkiye siyasetinin son döneminde iki cümle dikkat çekiyor.
Bir tarafta Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in Silivri’de tutuklu bulunan siyasetçiler üzerinden yürüttüğü demokrasi ve adalet mücadelesi var.
Diğer tarafta İmralı’dan iletildiği belirtilen ve Abdullah Öcalan’a atfedilen:
“Demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer.”
sözü…
İki cümle de aynı kavramı kullanıyor:
Demokrasi.
Ama asıl mesele şu:
Demokrasinin yolu gerçekten Silivri’den mi geçer, İmralı’dan mı?
Bence doğru cevap, bu iki adresten hiçbirinin tek başına demokrasinin yolu olmadığıdır.
Çünkü demokrasinin yolu bir cezaevinden geçmez.
Demokrasinin yolu hukuktan, Meclis’ten, sandıktan, özgür yurttaştan ve eşit vatandaşlıktan geçer.
***
SİLİVRİ BİR ADRES DEĞİL, BİR SEMBOLDÜR
Silivri denildiğinde bugün Türkiye’de yalnızca bir cezaevi akla gelmiyor.
Silivri, tutuklu siyasetçilerin, devam eden davaların, adalet tartışmalarının ve siyasal iktidarla yargı arasındaki ilişkinin tartışıldığı bir sembole dönüşmüş durumda.
Özgür Özel’in mitinglerinde Silivri’nin öne çıkarılması da bu nedenle yalnızca bir cezaevi ziyaretinden ibaret değil.
Verilmek istenen mesaj açık:
“Siyaset yargı yoluyla susturulamaz.”
Bu, demokratik siyasetin temel meselelerinden biridir.
Bir belediye başkanı, milletvekili, siyasi parti yöneticisi ya da herhangi bir yurttaş hakkında suçlama varsa, elbette hukuk işletilmelidir.
Fakat hukuk işletilirken adaletin temel ilkeleri de korunmalıdır.
Suçluluğu kesinleşmemiş insanları peşinen suçlu ilan etmek nasıl yanlışsa, siyasi kimliği nedeniyle bir insanı hukukun dışına çıkarmak da aynı ölçüde yanlıştır.
Demokrasi tam da burada başlar.
***
PEKİ İMRALI?
İmralı ise Türkiye’nin başka ve çok daha ağır bir tarihsel meselesinin sembolüdür.
Türkiye’nin yıllardır çözemediği Kürt meselesi, silahlı çatışma, terör, toplumsal travma, can kayıpları ve demokratik çözüm arayışları bu adreste düğümlenmiş durumdadır.
Dolayısıyla İmralı’yı Türkiye’nin demokratikleşme tartışmasının tamamen dışında görmek de mümkün değildir.
Ancak burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekir.
Bir sorunun çözümünde İmralı’nın muhatap alınması başka şeydir; Türkiye demokrasisinin adresini İmralı olarak göstermek başka şeydir.
Türkiye’nin demokratik geleceği tek bir kişinin iradesine bağlanamaz.
Türkiye’nin geleceği;
TBMM’de,
hukukun üstünlüğünde,
özgür seçimlerde,
bağımsız ve tarafsız yargıda,
ifade özgürlüğünde,
yerel demokraside,
eşit yurttaşlıkta
ve
halkın özgür iradesinde
şekillenmelidir.
***
DEMOKRASİ BİR KİŞİNİN SÖZÜNE BIRAKILAMAZ
İmralı’dan iletildiği belirtilen mesajda muhalefetin sürece dahil olması gerektiği savunuluyor ve Yeni Parti’nin Meclis İzleme Kurulu’nda temsil edilmesi isteniyor.
Bu yaklaşımın tartışılması elbette mümkündür.
Hatta demokratik çözüm süreçlerinin başarısı açısından muhalefetin sürece dahil edilmesi önemli bir demokratik ilke olarak görülebilir.
Fakat burada da sınır doğru çizilmelidir.
Türkiye’nin demokratikleşmesi bir kişinin mesajına göre şekillenmemelidir.
Çünkü demokrasi, “Ben söyledim, siz uygulayın” düzeni değildir.
Demokrasi, farklı düşüncelerin aynı masada konuşabilmesidir.
Demokrasi, iktidarın da muhalefetin de hukuk karşısında eşit olmasıdır.
Demokrasi, devletin yurttaşına karşı hesap verebilir olmasıdır.
Demokrasi, sandıktan çıkan iradenin korunmasıdır.
Ve demokrasi, hiçbir siyasi aktörün kendisini millet iradesinin üzerinde görmemesidir.
***
ÖZGÜR ÖZEL’İN SİLİVRİ SÖYLEMİ DE BURADAN SINANMALI
Özgür Özel’in “demokrasi” söylemi de yalnızca Silivri’deki tutuklular üzerinden değerlendirilmemelidir.
Eğer demokrasi gerçekten savunulacaksa, bunun sınırı olmamalıdır.
Demokrasi yalnızca bir siyasi anlayışın tutuklular için değil;
AKP’li için de,
MHP’li için de,
DEM Partili için de,
İYİ Partili için de,
siyasi görüşü olmayan yurttaş için de geçerli olmalıdır.
Çünkü demokrasinin en önemli sınavı, kendi düşüncemizden olmayan kişinin hakkını savunabilmektir.
Kendi arkadaşımızın özgürlüğünü savunmak kolaydır.
Asıl demokrasi, rakibimizin de adil yargılanmasını savunabilmektir.
***
CHP’NİN ÖNÜNDE TARİHSEL BİR SINAV VAR
Cumhuriyet Halk Partisi açısından mesele daha da önemlidir.
CHP, Türkiye’nin kurucu partisidir.
Dolayısıyla CHP’nin demokrasi mücadelesi yalnızca kendi seçmeninin sorunlarıyla sınırlı kalamaz.
CHP;
Kürt yurttaşın eşitlik talebini,
Türk yurttaşın güvenlik kaygısını,
Alevi yurttaşın eşit yurttaşlık talebini,
işçinin emeğini,
emeklinin geçim mücadelesini,
gençlerin özgürlük ve gelecek arayışını
aynı demokratik zeminde buluşturmak zorundadır.
Bu nedenle CHP’nin görevi, bir taraftan Silivri’deki adalet tartışmasını sürdürürken diğer taraftan Türkiye’nin bütün temel meselelerinde demokratik çözüm perspektifini ortaya koymaktır.
Ne Silivri’yi yok sayarak demokrasi kurulabilir ne de Türkiye’nin bütün demokrasi sorunlarını İmralı’ya indirgemek mümkündür.
***
KÜRT MESELESİ DE TÜRKİYE’NİN DEMOKRASİ MESELESİDİR
Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olan Kürt meselesi, yalnızca güvenlik politikalarıyla çözülememiştir.
On yıllardır yaşanan acılar bunun en açık göstergesidir.
Fakat demokratik çözüm demek, terörü meşrulaştırmak anlamına da gelmez.
Şiddetin sona ermesi ile demokratik siyasetin güçlenmesi birbirinin karşıtı değildir.
Tam tersine, demokratik siyaset güçlendikçe silahın siyasetin üzerindeki gölgesi küçülür.
Bu nedenle Türkiye’nin ihtiyacı olan şey;
silahın değil siyasetin,
çatışmanın değil hukukun,
inkârın değil eşit yurttaşlığın,
kutuplaşmanın değil demokratik müzakerenin
güçlenmesidir.
Ancak bunun adresi yalnızca İmralı değildir.
Bunun en meşru siyasi adresi Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.
***
MECLİS DEVRE DIŞI BIRAKILARAK DEMOKRASİ KURULAMAZ
Türkiye’nin bütün temel sorunlarının çözüm yeri Meclis olmalıdır.
Kürt meselesi de…
Yeni anayasa da…
Yargı reformu da…
Temel hak ve özgürlükler de…
Yerel yönetimler de…
Seçim sistemi de…
Devletin demokratikleşmesi de…
TBMM’de konuşulmalıdır.
Çünkü Meclis, milletin temsil edildiği yerdir.
İmralı’nın da Silivri’nin de demokratik siyasetin üzerinde bir makam haline getirilmesi doğru değildir.
Türkiye’nin geleceği cezaevlerinin duvarları arasında değil, milletin iradesiyle belirlenmelidir.
***
ASIL YOL NEREDEN GEÇİYOR?
Öyleyse soruyu yeniden soralım:
Demokrasinin yolu Silivri’den mi geçer, İmralı’dan mı?
Cevap nettir:
Demokrasinin yolu Silivri’den de İmralı’dan da geçmez.
Demokrasinin yolu;
Anayasa’dan geçer.
Hukukun üstünlüğünden geçer.
Özgür seçimlerden geçer.
Bağımsız yargıdan geçer.
TBMM’den geçer.
Özgür basından geçer.
Eşit yurttaşlıktan geçer.
Düşünce ve ifade özgürlüğünden geçer.
Kadının, gencin, işçinin, emeklinin, çiftçinin, esnafın ve bütün yurttaşların kendisini özgürce ifade edebilmesinden geçer.
Ve en önemlisi:
Demokrasinin yolu halktan geçer.
***
TÜRKİYE’NİN İHTİYACI YENİ BİR KUTUPLAŞMA DEĞİL, YENİ BİR DEMOKRATİK SÖZLEŞMEDİR
Türkiye artık “Silivri mi, İmralı mı?” tartışmasının ötesine geçmelidir.
Çünkü iki adres arasında sıkışmış bir demokrasi, gerçek anlamda demokrasi değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı;
kimsenin düşüncesi nedeniyle hapse atılmadığı,
kimsenin kimliği nedeniyle dışlanmadığı,
kimsenin siyasi görüşü nedeniyle ikinci sınıf yurttaş olmadığı,
mahkemelerin siyasi talimatlarla değil hukukla karar verdiği,
sandığın sonucunun herkes tarafından kabul edildiği,
Meclis’in yeniden gerçek anlamda yasama merkezi olduğu
bir demokratik düzendir.
Bu düzeni kuracak olan da tek bir lider değildir.
Tek bir parti değildir.
Tek bir örgüt değildir.
Bu düzeni kuracak olan, Türkiye’nin demokratik iradesidir.
Bugün yapılması gereken, birbirimize “demokrasinin yolu benim gösterdiğim yerden geçer” demek değildir.
Asıl söylenmesi gereken şudur:
Demokrasinin tek bir adresi vardır: Hukuk ve halk iradesi.
Silivri de İmralı da Türkiye’nin çözülmesi gereken sorunlarını hatırlatan semboller olabilir.
Ama Türkiye’nin geleceği hiçbir cezaevinin adresine teslim edilemez.
Türkiye’nin yolu Silivri ile İmralı arasında değil; Ankara’daki Meclis’ten, hukukun üstünlüğünden ve sandıkta özgürce konuşan millet iradesinden geçmelidir.
İşte gerçek demokrasi budur.
Ve Türkiye’nin artık ihtiyacı olan da tam olarak budur:
Cezaevlerinin siyaseti değil, siyasetin özgürlüğü.
Kişilerin iradesi değil, milletin iradesi.
Korkunun değil, hukukun egemen olduğu bir Cumhuriyet.



