1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Burhanettin YILMAZ
  4. AKP Dış Politikada Ateşle Oynuyor
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

AKP Dış Politikada Ateşle Oynuyor

Türkiye'nin Ukrayna'ya ATACMS füzeleri ve bu füzeleri kullanabilecek M270 sistemleri göndermeye hazırlanması, sıradan bir silah transferi olarak değerlendirilemez.

featured
Advert

Türkiye’nin Ukrayna’ya ATACMS füzeleri ve bu füzeleri kullanabilecek M270 sistemleri göndermeye hazırlanması, sıradan bir silah transferi olarak değerlendirilemez.

Çünkü söz konusu olan yalnızca eski askerî mühimmatın envanterden çıkarılması değildir. Menzili 165 kilometreye ulaşan ATACMS füzelerinin Ukrayna’ya verilmesi, savaşın Rusya topraklarına doğru genişleme ihtimalini artırabilecek ciddi bir askerî adımdır.

Daha da önemlisi, bu gelişme Türkiye’nin aynı anda yürüttüğü diplomatik söylemle ciddi bir çelişki yaratmaktadır.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ukrayna savaşının Rusya açısından varoluşsal bir mücadeleye dönüşmesi halinde nükleer riskin gündeme gelebileceği konusunda uyarıyor.

Bir yandan savaşın kontrolden çıkmasının tehlikesine dikkat çekiliyor, diğer yandan Rusya’nın daha derinlerindeki hedefleri vurabilecek silahların Ukrayna’ya aktarılmasının önü açılıyor.

İşte asıl sorun burada başlıyor.

Bir ülkenin dış politikası, söylediği sözlerle attığı adımlar arasında tutarlılık gerektirir.

***

TÜRKİYE NEDEN RUSYA’YLA DÜŞMANLAŞMA RİSKİNİ ALIYOR?

Türkiye’nin Rusya ile ilişkileri, bugünün siyasi hesaplarından çok daha derin bir tarihsel ve coğrafi zemine dayanıyor.

Milli Mücadele yıllarını hatırlamak bile bunun ne kadar önemli olduğunu göstermeye yeter.

Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki Milli Mücadele’nin en zor dönemlerinde Sovyet Rusya, Ankara Hükümeti’ne askerî ve mali yardım sağladı. Lenin yönetimindeki Sovyet Rusya ile kurulan ilişkiler, Kurtuluş Savaşı’nın dış politika denkleminde önemli bir yere sahipti.

Bu tarih, Türkiye’nin Rusya’ya borçlu olduğu anlamına gelmez.

Ancak devletlerin dış politikası yalnızca günlük siyasi hesaplarla yürütülmez. Tarih, coğrafya ve karşılıklı çıkarlar da dikkate alınır.

Bugün Türkiye’nin Rusya ile bütün konularda aynı düşünmesi elbette beklenemez.

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik savaşını desteklemek başka bir şeydir; Türkiye’nin kendi ulusal çıkarlarını koruyarak Rusya ile ilişkilerini yönetmesi başka bir şey.

Türkiye’nin yapması gereken, taraflardan birinin savaş stratejisinin parçası olmak değil, barışın ve diplomasinin tarafı olmaktır.

***

KÜÇÜK HESAPLARLA BÜYÜK RİSKLER ALINMAZ

Türkiye’nin elindeki eski silah sistemlerini yenilemek istemesi anlaşılabilir.

Savunma sanayisinin modernizasyonu, eski sistemlerin envanterden çıkarılması ve yerine yeni teknolojilerin konulması askerî açıdan normal süreçlerdir.

Fakat mesele silahların eski ya da yeni olması değildir.

Mesele, hangi savaşta, kime karşı ve hangi kapasiteyle kullanılacağıdır.

70 ATACMS füzesinin, bunları kullanabilecek M270 sistemleriyle birlikte Ukrayna’ya aktarılması, savaşın niteliği bakımından önemlidir.

Çünkü Ukrayna’nın Rusya’nın cephe gerisindeki hedeflerine ulaşma kapasitesini artırmak, savaşın yalnızca savunma savaşı olarak kalmasını zorlaştırır.

Rusya’nın buna tepki vermesi de şaşırtıcı değildir.

Moskova’nın Türkiye ve ABD’den açıklama istemesi, Ankara’nın bu kararın diplomatik sonuçlarını çok daha ciddi biçimde hesaplaması gerektiğini göstermektedir.

Burada sorulması gereken soru şudur:

Türkiye, Ukrayna’nın savaş kapasitesini artırarak mı barışa katkı sağlayacak, yoksa iki taraf arasında diplomatik köprü kurarak mı?

***

TÜRKİYE’NİN ASIL GÜCÜ FÜZELER DEĞİL, DİPLOMASİDİR

Türkiye’nin Ukrayna savaşındaki en önemli avantajı, iki tarafla da konuşabilme kapasitesiydi.

Ankara, savaşın başından itibaren Kiev’le de Moskova’yla da ilişkilerini sürdürdü.

Montrö Sözleşmesi’nin uygulanması, İstanbul görüşmeleri, Tahıl Koridoru girişimi ve çeşitli diplomatik temaslar Türkiye’ye önemli bir arabuluculuk alanı kazandırdı.

Bu kolay elde edilmiş bir avantaj değildir.

Türkiye’nin jeopolitik konumu ona böyle bir rol yüklemektedir.

Karadeniz’in güvenliği, Boğazlar, enerji yolları, ticaret, Kafkasya, Suriye ve bölgesel dengeler Türkiye’nin Rusya’yla ilişkilerini doğrudan ilgilendirmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Rusya ile yaşadığı sorunların bedelini Washington’dan önce Ankara hisseder.

Çünkü ABD ile Rusya arasındaki coğrafi mesafe çok büyüktür.

Türkiye ise Rusya’nın hemen yanı başındadır.

Karadeniz’de yaşanacak her gerilim Türkiye’yi doğrudan etkiler.

***

RUSYA TÜRKİYE İÇİN SADECE BİR DIŞ POLİTİKA DOSYASI DEĞİLDİR

Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkiler yalnızca siyasi değildir.

Enerji, doğal gaz, nükleer enerji, turizm, ticaret, tarım, Karadeniz güvenliği, Suriye ve Kafkasya gibi çok sayıda alan birbirine bağlıdır.

Türkiye’nin Rusya ile rekabet ettiği konular vardır.

Suriye’de farklı pozisyonlar vardır.

Kafkasya’da farklı çıkarlar vardır.

Ukrayna konusunda da Türkiye ile Rusya aynı noktada değildir.

Fakat devletler arasındaki ilişkiyi yalnızca “dost” ya da “düşman” ikilemine sıkıştırmak doğru değildir.

Rekabet başka şeydir, cepheleşme başka şey.

Türkiye’nin çıkarı Rusya ile bütünleşmek olmadığı gibi, Rusya ile gereksiz bir cepheleşmeye sürüklenmek de değildir.

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey bağımsız bir dış politikadır.

***

LENİN’İ HATIRLAMAK NEDEN ÖNEMLİ?

Bugün bazıları Sovyet Rusya’nın Milli Mücadele dönemindeki desteğini hatırlamayı gereksiz bir tarih ayrıntısı olarak görebilir.

Oysa devletler arasındaki ilişkilerin nasıl kurulması gerektiğini anlamak açısından bu dönem çok öğreticidir.

Lenin yönetimindeki Sovyet Rusya, Anadolu’daki Milli Mücadele’yi destekledi.

Ankara Hükümeti ile Moskova arasında diplomatik ilişkiler geliştirildi ve Sovyetlerden askerî ve mali yardım geldi.

Bu destek, Milli Mücadele’nin tek dayanağı değildi.

Türk milletinin kendi bağımsızlık mücadelesi belirleyiciydi.

Fakat Sovyet yardımının da tarihsel bir gerçek olduğu inkâr edilemez.

O halde bugün Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinde neden daha dikkatli olması gerektiğini konuşurken, yalnızca geçmişteki yardımları hatırlamak bile yeterli değildir.

Asıl ders şudur:

Devletler arasındaki ilişkiler günübirlik siyasi hesaplardan daha uzun ömürlüdür.

Bugün bir ülkeyle kurduğunuz ilişki, yarın başka bir kriz karşısında Türkiye’nin önüne yeniden çıkabilir.

***

DIŞ POLİTİKADA “BİR GÜN ÖYLE, BİR GÜN BÖYLE” OLMAZ

Türkiye’nin dış politikasında son yıllarda ciddi bir savrulma görüntüsü ortaya çıkıyor.

Bir taraftan Rusya ile görüşülüyor.

Diğer taraftan Batı’ya yakınlaşma mesajları veriliyor.

Bir taraftan Ukrayna’nın toprak bütünlüğü savunuluyor.

Diğer taraftan Ukrayna’ya askerî kapasitesini artıracak silahlar gönderiliyor.

Bir taraftan savaşın nükleer bir çatışmaya dönüşmesinin tehlikeleri anlatılıyor.

Diğer taraftan savaşın Rusya’nın derinliklerine taşınmasına imkân sağlayabilecek silahların transferi gündeme geliyor.

Bu tablo dış politikada stratejik tutarlılık sorununu ortaya çıkarıyor.

Türkiye’nin NATO üyesi olması, her NATO politikasının otomatik olarak Türkiye’nin politikası olması anlamına gelmez.

Türkiye’nin kendi çıkarları, kendi güvenliği ve kendi coğrafyası vardır.

Ankara’nın Washington ile ilişkileri olabilir.

Kiev ile ilişkileri olabilir.

Moskova ile ilişkileri olabilir.

Ama bütün bu ilişkilerin üzerinde bir tek ölçü bulunmalıdır:

Türkiye’nin milli çıkarı.

***

ATEŞLE OYNAMAK

Ukrayna savaşı artık yalnızca Ukrayna ile Rusya arasındaki bir savaş olmaktan çıkmış durumdadır.

ABD ve Avrupa ülkeleri Ukrayna’ya giderek daha gelişmiş silahlar sağlıyor.

Rusya ise buna karşılık kendi askerî kapasitesini artırıyor.

Menziller yükseliyor.

Hedefler genişliyor.

Kırmızı çizgiler sürekli değişiyor.

İşte tehlike tam da burada.

Savaşlarda büyük felaketler her zaman tek bir büyük kararla başlamaz.

Bazen küçük adımların art arda gelmesiyle ortaya çıkar.

Önce bir silah sistemi gönderilir.

Sonra daha uzun menzilli bir silah.

Sonra hedef kısıtlamaları gevşetilir.

Sonra karşı taraf misilleme yapar.

Ardından yeni bir silah sistemi devreye sokulur.

Bir bakarsınız, başlangıçta “sınırlı destek” olarak açıklanan şey büyük bir tırmanışın parçası haline gelmiştir.

Türkiye böyle bir zincirin içinde yer almamalıdır.

***

TÜRKİYE’NİN YERİ SAVAŞIN İÇİ DEĞİL, BARIŞIN MASASIDIR

Türkiye’nin Ukrayna konusunda yapması gereken daha fazla silah göndermekten önce daha fazla diplomasi üretmektir.

Türkiye’nin gücü, savaşan taraflardan biri haline gelmesinde değil, savaşan tarafları aynı masada buluşturabilecek bir ülke olmasındadır.

Ankara’nın Kiev’le konuşabilmesi önemlidir.

Moskova ile konuşabilmesi daha da önemlidir.

Washington ile konuşabilmesi de önemlidir.

Bu üç kanal aynı anda açık tutulmalıdır.

Türkiye’nin dış politikası bir başkentin beklentisine göre değil, Ankara’nın çıkarlarına göre belirlenmelidir.

Çünkü Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada dış politika hatalarının bedeli ağır olur.

***

SONUÇ

AKP hükümeti dış politikada artık küçük hesaplarla büyük riskler almaktan vazgeçmelidir.

Türkiye’nin Amerika ile ilişkileri olabilir.

Avrupa ile ilişkileri olabilir.

Ukrayna ile stratejik ilişkileri olabilir.

Ancak bunların hiçbiri Türkiye’nin Rusya ile gereksiz bir askerî gerilimin içine çekilmesini haklı çıkarmaz.

Milli Mücadele yıllarında Ankara ile Moskova arasında kurulan ilişkiler, tarihin bir döneminde farklı çıkarların ortak zeminde buluşabileceğini göstermiştir.

Bugün de Türkiye’nin ihtiyacı olan şey budur:

Düşman üretmek değil, denge kurmak.

Savaşı büyütmek değil, barışı büyütmek.

Başkasının savaşının parçası olmak değil, kendi milli çıkarlarının savunucusu olmak.

Çünkü Türkiye’nin geleceği ne Washington’a ne Moskova’ya ne de başka bir başkente emanet edilebilir.

Türkiye’nin dış politikası Ankara’dan yönetilmelidir.

Ve Ankara’nın pusulası da günlük siyasi hesaplar değil, Türkiye’nin bağımsızlığı, güvenliği ve barışı olmalıdır.

Bugün Ukrayna’ya gönderilecek her uzun menzilli füze yalnızca Rusya’yı değil, Türkiye’nin diplomatik hareket alanını da etkileyebilir.

Bu nedenle hükümetin önünde basit ama hayati bir tercih vardır:

Türkiye savaşın daha fazla büyümesine mi katkı sağlayacak, yoksa barışın kurulmasına mı?

Bizim tercihimiz nettir:

Türkiye ateşle oynamamalıdır.

Türkiye barışın tarafında olmalıdır.

 

AKP Dış Politikada Ateşle Oynuyor
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!