Advert
Oktay EROL
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Ekecek toprak, kesecek ağaç kalmayınca…

Ekecek toprak, kesecek ağaç kalmayınca…

Bana, “kapitalizmi anlat” deseler, büyük olasılıkla doğadan başlardım… Kapitalizmin doğayı üzerinde egemenlik kuracağı bir hammadde deposu olarak görmesinden başlar, bir gün kendi yaşamını da yok edecek duruma getirdikleri ormanları ne denli acımasızca bozduklarını anlatırdım! Oysa doğa insan için, tüm canlılar için bir çevre değil yalnızca, varoluşunun nedeni, yaşamının tek kaynağı...

featured
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Advert

Bana, “kapitalizmi anlat” deseler, büyük olasılıkla doğadan başlardım… Kapitalizmin doğayı üzerinde egemenlik kuracağı bir hammadde deposu olarak görmesinden başlar, bir gün kendi yaşamını da yok edecek duruma getirdikleri ormanları ne denli acımasızca bozduklarını anlatırdım! Oysa doğa insan için, tüm canlılar için bir çevre değil yalnızca, varoluşunun nedeni, yaşamının tek kaynağı… Soluduğumuz soluktan içtiğimiz suya, toprağın sunduğu aştan gölgesine sığındığımız ağaca dek her şey doğanın birer parçası… İnsan, bu büyük dizgenin efendisi değil, onunla uyum içinde yaşaması gereken bir öğesidir.

Kapitalizmin anlamak istemediği şey, insanın doğadan uzaklaşmasıyla kendi özüne de yabancılaştığı gerçeğidir! Çok kazanma hırsı, insanları köleleştirme isteği, bir kendi yaşıyormuş gibi yalnızlığı… Alışılacak bir şey mi bu? Doğadaki ağaçlık alanları yok et, oralarda yaşayan canlıları mülksüzleştir, yaşam alanlarının solumasına esenlik veren kır/ dök/ parçala…  Doğanın doğal yapısı bozulursa canlı nasıl iyileşecek, nasıl gereksindiği dinginliğe ulaşacak bunun yanıtı yok! Doğanın dengesi bozulduğunda havanın rengi, toprağın verimi, suyun temizliği korunamaz olur oysa…

***

Merkez Bankası eski Başkanı-İktisatçı Durmuş Yılmaz’ın bir açıklaması vardı, anımsarsınız… Zeytinliklerin maden ocağı ya da altın arama alanı açılmak için talan edilmesine tepki gösteriyordu. Yılmaz, bir ton kömürün ederinin dörtyüz dolarken, bir ton zeytinyağının onbin dolar değerinde olduğunu vurgulamıştı. Üstelik bir maden ocağının işletme ömrü en çok yüz yılken, bir zeytin ağacı üçbin yıl boyunca meyve vermeyi, yaşama verim katmayı sürdürdüğünü belirtmişti. Burada sormak gerekmiyor mu? Ekonomi bunun neresinde kazanç anlamına geliyordu? Bir yanda toprağı zehirleyen, suyu tüketen ile bittiğinde geride derin çukurlarla sessiz bir doğa bırakan geçici bir kazanç, diğer yanda ise kuşaklar boyu süren, üreticiyi doyuran, sağlığın/ dayanıklılığın simgesi olan bir varlık…

Kapitalizmin, kömürün kara dumanıyla zeytinlikleri yok etmesi doğaya, matematiğe, geleceğe, daha nelere hayınlık etmek değil ki? Akbelen’de, geçmiş yıllarına karşın dimdik ayakta duran ağaçları kesmeye gelenleri engellemeye çalışan Esra Işık tutuklanmıştı. İlk duruşmada salt ormanı/ ağacı/ doğayı savunuyor diye tutukluluğunun sürmesine karar verildi. Belli ki kapitalizm; kendinin büyümesini, doğayı katletmesini, daha çok kazanmasını istemeyen hiçbir şeyi sevmiyor, yaşam hakkı da tanımıyordu!

***

Kapitalizmin doğayı “hammadde deposu” görme saplantısı, ne yazık ki yasalar eliyle de perçinleniyor. 25 Nisan 2026 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı ile Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği’nin bütünüyle kaldırılması, bu talanın önündeki engelleri de yerle bir etmiştir. Bugüne dek su havzalarını, otlakları, ormanları, zeytinlikleri az da olsa koruyan o yasal kalkan bugün yok. Artık her ağaç, her su kaynağı denetimsiz bir saldırının, kuralsız bir kazanma hırsının oluşmasına neden olacak.

Doğanın dengesi bozulduğunda, toprağın verimi ile suyun temizliği o tozlu maden çukurlarında yitip gittiğinde, yaşam adına ne kalacak?

***

Doğa salt kapitalizmin “hammadde deposu” değil, tüm insanların, tüm canlıların, ağaçların… Ne oraya egemen olmak isteyenin ne de oralarda/ yerin metrelerce altında maden karası bulaşmış emekçinin, doğa herkesin… Yüz yıllık maden kazanç için bin yıllık verimi yok etmek de, yönetmeliği kaldırarak toplumun gıda güvenliğini askıya almak da kömürün karası kadar geleceği karartır. Yasaların korumadığı bir toprakta, köylünün alın teri de anlamını yitirecek, Durmuş Yılmaz’ın yaptığı uyarı kulaklarda çınladığıyla kalacak…

“Son ağaç kesildiğinde, son ırmak zehirlendiğinde, son balık tutulduğunda; modern insan paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak” diye bir özlüsözü var Kızılderililerin… Bunu günümüzde kapitalizm için uyarlamak olası… Ne kesecek zeytin ağacı, ne dolacak su kanalı, ne de tohum ekecek toprak olmayacak; solumadan, yemeden, içmeden nasıl yaşamlarını sürdürecekler? 270426

 

 

 

Ekecek toprak, kesecek ağaç kalmayınca…
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!