Siyaset neden vardır? Bu sorunun cevabı aslında basittir ama pratikte giderek karmaşık hale getirilmiştir. Siyaset; toplumun ortak ihtiyaçlarını karşılamak, adaleti sağlamak ve refahı eşit şekilde büyütmek için vardır. En azından olması gereken budur.
Peki gerçek hayatta durum böyle mi?
Bugün dönüp baktığımızda, siyaset ile toplum arasındaki bağın ciddi şekilde zayıfladığını görüyoruz. Eğer siyaset gerçekten hizmet için yapılsaydı;
on binlerce insan asgari ücrete mahkûm edilir miydi?
Emekliler pazardan ezik sebze toplamak zorunda kalır mıydı?
Gençler gelecek hayali kurmak yerine yurt dışına gitmenin yollarını arar mıydı?
Bu soruların cevabı, sistemin kim için çalıştığını açıkça ortaya koyuyor.
Bir başka çarpıcı gerçek ise siyasetçilerin mal varlığı meselesi. Siyasete mütevazı şartlarda giren birçok ismin, yıllar içinde ciddi servet biriktirdiği artık herkesin bildiği bir sır. Sadece bireyler değil, yakın çevreleri de bu zenginleşme sürecinin parçası haline geliyor. Bu tablo, siyasetin “hizmet” iddiasını zedeliyor ve “servet biriktirme aracı” algısını güçlendiriyor.
Burada kritik soru şu:
Bu bir istisna mı, yoksa sistematik bir sorun mu?
Eğer istisna olsaydı, toplumda bu kadar yaygın bir güvensizlik oluşmazdı.
Siyasetin en temel ihtiyacı ahlaktır. “Siyaset ahlak ister” sözü boşuna söylenmiş değildir. Ancak bugün bu ilke, çoğu zaman söylemde kalmakta; uygulamada karşılık bulmamaktadır. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve sınırlandırma mekanizmaları olmadan, siyaset doğal olarak yozlaşmaya açık hale gelir.
Bu noktada yapısal sorunlar devreye giriyor:
- Siyasi Partiler Yasası demokratik değil
- Liderlik ve aday belirleme süreçleri kapalı
- Görev süreleri fiilen sınırsız
- Denetim mekanizmaları zayıf
Örneğin; 65 yaşını geçen bir yurttaşın kendi malını satması için rapor istenirken, aynı yaş üzerindeki siyasetçilerin ülke yönetiminde sınırsız şekilde kalabilmesi ciddi bir çelişkidir. Bu mesele yaş değil; sistemin kendini yenileyememesi meselesidir.
Aynı şekilde “3 dönem kuralı” gibi sınırlamalar ya hiç uygulanmamakta ya da kişiye ve döneme göre esnetilmektedir. Oysa net ve tartışmasız bir kural olmalıdır:
Hiçbir siyasetçi, hiçbir istisna olmaksızın 3 dönemden fazla görev yapamamalıdır.
Çünkü siyaset bir meslek değil, geçici bir kamu görevidir.
Bugün yaşanan sorunların önemli bir kısmı, siyasetin halktan kopması ve kendi içinde kapalı bir yapı haline gelmesinden kaynaklanıyor. Bu yapı değişmeden; ne adalet sağlanabilir ne de toplumsal refah gerçek anlamda büyütülebilir.
Sonuç olarak:
Siyaset ya topluma hizmet eder,
ya da bir avuç insanın servetine servet katar.
Ortası yoktur.
Editör Notu (SolMedya):
Bu yazı, siyasetin mevcut yapısına eleştirel bir perspektiften bakmakta ve sistemsel sorunlara dikkat çekmektedir. Amaç, kişileri değil, düzeni tartışmaya açmaktır. Gerçek değişim, ancak kuralların herkes için eşit uygulandığı bir siyasal zeminde mümkündür.



