Advert
Oktay EROL
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Aklın yolu “önleyici” çalışmalar…/ 1

Aklın yolu “önleyici” çalışmalar…/ 1

Sonuca “en son” yaşananla başlayıp çözüm yolu aramak ne denli sağlıklı olur? Son günlerde yaşanan okullardaki şiddet sarmalı nedeniyle sordum bu soruyu…

featured
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Advert

 

Sonuca “en son” yaşananla başlayıp çözüm yolu aramak ne denli sağlıklı olur? Son günlerde yaşanan okullardaki şiddet sarmalı nedeniyle sordum bu soruyu… Gerek yazılı, gerek basılı, gerekse sosyal medya üzerinden yapılan açıklamalarda Kahramanmaraş’ta yaşananlar ele alınarak çözümler salık veriliyor. Kimler ne söylemiyor, kimler işi “kökünden” kazıyacak koşulları sıralamıyor ki? Aralarında neler yok ki?

“İktidar” her zaman olduğu gibi yine eğitime zarar veren kimler varsa üzerine gideceklerini/ bozguncuları bağışlamayacaklarını dile getirirken, bir yandan da “narkoz” diye tanımladıkları yüzyılı, Kemalizm’i suçluyor! “Muhalefet” de, öncesinde “okulda polis olmaz” demiş olsa da bugün “güvenlik” eksikliği nedeniyle olduğunu/ tez zamanda bu eksikliklerin ortadan kaldırılması gerektiğini savunuyor!

***

Şiddetin “güvenlik” başlığıyla açıklanması bir kolaylık… Kapitalist düzen içerisinde, emniyet birimlerinin sayısını çoğaltmak onlara olağanüstü yetkilerle donatmak avutmadan ileri gitmiyor. Temel haklar/ özgürlükler kısıtlanıyor, her köşe başına kameralar yerleştiriliyor; peki, sonuç? Küçük kimi iyileşmelerden söz edilebilir, okulun girişi temizlenebilir, ancak sokakta değişen bir durumdan söz etmek olası değil! Tersine, baskı artıyor, yeni şiddet biçimleri oluşuyor, farklı suç türlerinin ortaya çıkmasına engel olunamıyor…

Belirlenen bölgelere polis dizmek, bahçelere tel örgü çekmek; öfkeyi dindirmeye yetmiyor. Şiddet sarmalı, güvenliğin ötesinde toplumsal çürümenin, sevgisiz büyümenin, haksız bölüşümün varlığını gün yüzüne çıkarıyor! “İktidarın” geçmişi karalayan söylemleri ya da “muhalefetin” kolluk gücü arayışı, bataklıktaki sinekleri kovalamaktan öteye geçmiyor. Asıl sorun, insanı insana kırdıran bu çıkarcı yapının kendisi olduğu savsaklanıyor…

***

Neler yaşanmadı ki? Maden ocaklarında onlarca insan yaşamını yitirmedi mi, Çorlu tren kazasında yaşamını yitirenlerin yakınlarının çığlıkları duyuldu mu, depremde binlerce yurttaşımızın ardından “takdiri ilahi” denerek “imar affı” saçmalığının üstü kapatılmadı mı, geçtiğimiz yıl Bolu’da turistik otelde yanarak yaşamdan koparılanların “baş” sorumlusunun üzerine gidildi mi, sekiz yaşında katledilen Narin’e neden kıyıldığı açıklandı mı, Fethullah’ın siyasi ayağı ortaya çıktı mı, “iktidar” bunların sorumlusu/ sorumluları için yaptırım gerçekleştirdi mi? Haksızlık!

Haksızlık derken; verimli tarımsal topraklarımız olmasına karşın, gıdada “en pahalı” ürünün tüketildiğini, üç/ beş dal maydanozun/ terenin/ rokanın/ dereotunun el yakar fiyattan satıldığını da eklemeden olmaz! Yalnız bu da değil; dünyanın neresinde, hangi ülkenin yurttaşı devletin kurumunun “açlık sınırı” diye belirlediği verinin altında “emeğinin karşılığını” alır, eğitimi bu denli “özel” konumda bulundurur, gençliğinin umudunu söndürür, yurttaşının başka ülkeye gitmek için çabalandığını söyler?

***

“Şiddet” dedik! Şiddetin önüne geçmenin nedenini saptarken “sondan” başlanmasını hep izledik! Sokakta eşini döven, evinde cinnet geçirip tüm aileyi yok eden, özensiz/ eğreti yapıları satıp milyonlar kazanan, babasının beş tabancasıyla okulda katliam yapanı etkisizleştirmek/ tutuklamak yetiyor mu sizce? İnsanların açlıkla yaşamayı sürdürmesi, düşüncesini söylerken bastırılması, haklarını arayamaması, yaşam alanını savunamaması, tüm bunları isterken orantısız güç kullanılarak susturulması, çocuğun okula aç gitmesi, haklılığın yerini kayırmacılığın alması, gençliğin içinde bulunduğu umutsuzluk sarmalı ne olacak peki?

Salgın sürecini anımsar mısınız? Dünyada birçok ülke “eğitimi” okullarda sürdürürken, bizde saçma/ sapan sanal izlenceler üretilmişti. O kuşak, tam da etkileşim içinde olacakları yaşlarda ekranlara terk edilmişti! Arkadaşlarına dokunamadan, birlikte okul bahçesinde koşuşturmadan, öğretmenlerini sesini duymadan geçirdi o süreci; o süreç yaşamlarında kayıp yıl olarak kalacak!

***

Geçtiğimiz günlerde Adana Valisi Başkanlığında gerçekleşen Bağımlılıkla Mücadele İl koordinasyon Toplantısında, Vali Mustafa Yavuz’un önemli bir saptaması vardı, “Özellikle pandemi döneminde artan dijital kullanımı çocuklar üzerinde ciddi bağımlılık riskleri oluşturdu. Güvenlik birimleri sürecin daha çok sonuç kısmında yer alır. Asıl başarı; koruyucu, önleyici çalışmaların güçlendirilmesiyle gerçekleşir. Bu kapsamda kamu görevlilerinden sivil toplum kuruluşlarına dek herkes sorumluluk üstlenmelidir” diyordu. Bağımlılıkların da, toplum içleyişini zorlaştıran olayların da, “şiddetin” de önlenebilmesinin yolu bu; koruyucu/ önleyici çalışmalar… Aklın yolu da bu… 180426

Aklın yolu “önleyici” çalışmalar…/ 1
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin