Advert
Oktay EROL
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Gelişmekte olan ülkelerden yoksuluz!

Gelişmekte olan ülkelerden yoksuluz!

Gelişmiş değil, gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırılıyoruz…

featured
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Advert

Gelişmiş değil, gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırılıyoruz… Gelişmekte olan ülkeleri kapsayan güncel veriler bile kimlerin “kıskanmıyor” olduğunu gösteriyor! İşsizlik ile enflasyon oranları toplamı göz önünde tutularak hesaplanan, literatürde “Sefalet Endeksi” olarak bilinen gösterge, ülkemizde yaşanan yoksulluğu, geçim yangınını en çıplak durumuyla ortaya koyuyor… Bu göstergede Türkiye, 59,9 puanla listenin en başında yer alıyor. Trading Economics kaynaklı verilere göre; Arjantin (59.1), Nijerya (48.9) gibi ülkeler bizden geride kalıyor.

Endeks puanının bu denli yüksek olmasının yansıması; çarşıda, pazarda, mutfakta yaşanıyor … Yunanistan (18.4) ya da Pakistan (17.4) gibi ülkelerle karşılaştırıldığında aradaki uçurum, ekonomik daralmanın boyutlarını açıkça kanıtlıyor. Enflasyonun dizginlenemediği, işsizliğin yapısal bir sorun durumuna geldiği bu tablo, ekonomide ivedi, akılcı çözümlerin üretilmesi gerektiğini bir kez daha anımsatmaya yetiyor.

***

Ekonominin büyüdüğü üzerine verilen söylevler unutulmasın… Yüksek enflasyonun oluşturduğu belirsizlik, birikimi olmayan geniş halk kitlelerini temel gereksinimlerini bile karşılayamaz duruma getirirken; işsizlik, özellikle genç kuşaklarda büyük bir gelecek kaygısı doğuruyor. Eğitimli nüfusun bile iş bulmakta zorlandığı, asgari yaşam standartlarının lüks durumuna geldiği bu ortamda; toplumsal adalet duygusu zedelenirken, bireyler arasındaki gelir uçurumu da hızla büyüyor.

Ekonomik sıkıntıların sosyal bedeli, azalan harcamalarla birlikte; artan borçluluk oranları, aile içi huzursuzluklar, umutsuzlukla da ölçülmelidir. Yaşanan çıkmazların hangi birini saymalıyız? Arjantin ya da Nijerya gibi ülkelerle benzer bir çizgide ilerlemek, yapısal reformların geciktirildiği her günün bedelinin daha ağır olacağını gösteriyor. Yurttaşın sırtındaki bu ağır yükü hafifletmek için gerçekleşen destekler yapaylıktan ileri gitmiyor… Kaynakların verimli kullanıldığı, hakça bölüşümün ele alındığı, toplumun tüm katmanlarını kucaklayan bir yol haritasının çizilmesini zorunlu kılıyor.

***

Ekonomideki yangını, üretim alanlarındaki daralmayla doğrudan bağlantılı olduğunu düşünmemek olanaksız… Özellikle tarımsal üretimde yaşanan gerileme, girdi maliyetlerinin öngörülemez yükselişiyle birleşince; tarladaki ürünün fiyatı pazar tezgahına gelene dek katlanmaktadır. Üreticinin emeğinin karşılığını alamadığı, hayvancılığın yem fiyatları altında ezildiği bu yapı; yalnızca kırsalı değil, kentsel yoksulluğu da derinleştirmektedir. Sanayideki çarkların dışalıma bağımlı olması, yerli üretimin desteklenmemesi, koca üretim yapan fabrikaların kapılarına kilit vurması bizi küresel dalgalanmalar karşısında savunmasız bırakarak yoksulluk endeksinde dünyada doruğa taşımıştır.

Bu ağır tablonun değişmesi, günübirlik politikalarla olmuyor işte; dışarıda pembe tablolar çizmekle de olmuyor! Bütüncül bir kalkınma anlayışını zorunlulaştırıyor. Köylünün toprağına küstüğü, küçük işletmelerin yüksek faiz ile borç sarmalına terk edildiği bir yapıda; ekonomik toparlanmadan söz etmek gerçekçi değildir. Sanayiciden çiftçiye, esnaftan işçiye dek üretimin her aşamasında yer alan katmanların üzerindeki yükün kaldırılması, maliyet odaklı bir enflasyonla mücadelenin en temel adımıdır. Kendi öz kaynaklarına sahip çıkmayan, üretmek yerine borçlanmayı seçen bir ekonomik modelin sonu, toplumun geneline yayılan bir yoksullaşmadır.

***

“Sefalet” endeksindeki bu ürkütücü tırmanışı bir yazgı olarak düşünmek olmaz; bu yaşananı üretimden, topraktan, alın terinden kopuşun doğal sonucu olarak görmek gerekir. Türkiye’nin bu sarmaldan çıkması, rakamlarla oynamaktan ya da geçici yardım paketlerinden çok daha köklü bir bakış değişimini zorunlu kılıyor. Gerçek bir ekonomik iyileşme; dışalıma dayalı tüketim alışkanlıklarının terk edildiği, yerli üreticinin her alanda korunduğu, kaynakların ranta değil emeğe aktarıldığı bir iklimde yeşerebilir. Gençlerimizin geleceğini başka ülkelerde değil, kendi tarlalarımızda, fabrikalarımızda, teknoloji merkezlerimizde aradığı bir düzeni kurmak; toplumsal barışımızın da en büyük güvencesidir.

Sonuç olarak; yoksullukla mücadele, yalnızca enflasyonu düşürme çabası olarak düşünülmemeli, bir onur çabası saymalı. İnsanımızı yoksulluk sınırının altına iten bu tabloyu tersine çevirmek; akılcı, planlı, doğaya saygılı bir kalkınma modeline sarılmaktan geçiyor. Öz kaynaklarımıza güvenip üretimi benimsediğimizde, endekslerdeki yerimiz de halkımızın gönenci de hak ettiği düzeye yükselecektir. Bugün atılacak her bilinçli adım, yarının erinçli, verimli Türkiyesi’nin harcı olacaktır. 210426

 

Gelişmekte olan ülkelerden yoksuluz!
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!