Liyakat” sözcüğü gündeme geldiğinde, bir makamın ya da görevin/ o işi en iyi yapabilecek kişiye verilmesi denmek olduğu düşünülür… Öyledir! Öyle de olmalıdır! “Ekmeği yapmasını bilen yapsın” denir! Bilmeyenin buğdayı, unu, hamuru ekmek olmaktan çıkaracağı öngörüsüyle söylenir bu söz! Başka uğraşılar için de aynıdır! Toprağı sürebilen/ işleyebilen tohuma can katabilir ancak, bilmeyen için “deneyim” olmaktan öte/ boşa harcanmış zaman olduğu gibi, bir de toplumun ekonomisine vereceği zararlar da düşünülmelidir.
Yönetenin de, üretenin de, anlatanın da, bakanın da “liyakat” göz önünde tutularak yerine getirilmesi salt günümüz için değil, gelecek için de önemli bir kalıttır. “Liyakati” bir koltuk olarak düşünmeyin, ya da etrafına fır dönen “kompleksten” örülü duvarları da düşünmeyin, “hakça olanın bu olduğunu/ bunun da emeğe dönüşüm biçimi olarak düşünün… Karşınızda, kulaklarını size yöneltmiş dinleyen kişinin “liyakat” sorunu olmaması, bunun hakça emeğe dönüşmüş olması günümüzün en önemli değeri olarak geleceğe kalacaktır. Ama değilse, “liyakatsizlik” almış yürümüşse…
***
Şunun altını çizelim isterseniz; “liyakat”, toplumun adalet tartacıdır… Tartaç bozulursa, hak edenin emeği küçülürse, hak etmeyenin payı büyürse, ortada ne “hak” kalır ne de insanları birbirine tutunduran bağ… Bu da yalnızca bir kişinin değil, bütün toplumun yara alması/ erdemini yitirmesi/ benliğini bozması/ toplumuna yabancılaşması anlamına gelir! Geçtiğimiz yıllarda dünyayı sarsan, ancak iki yılda üstesinden gelinen corona virüsün verdiği zararın daha büyüğünü verir!
“Liyakatsizlik” almış yürümüşse eğer, toplumsal çürümeyi de yanında taşır; önüne gelen her şeyde iz bırakır! Şöyle açayım; görev işbilire verilmediğinde, kurumlar kişiselleşir, kamu düzeni kuralsızlaşır, halkın emeği değersizleşir, umutlar karabasanlaşır… Onun için “liyakat”, bugünden daha çok yarının güvencesidir. Çünkü “liyakatsizlik”, bugünü tüketmekle kalmaz, yarını da karartır.
***
Aklıma iki olay geliyor… İlki; aylar önce CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, “liyakat” konusunu gündeme getirerek, “iktidarın” kendilerine yakın isimleri/ yakınlarını sınavsız/ mülakatsız kamuya yerleştirildiğini ileri sürerek “utanmıyor musunuz” diye sormuştu. AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin de, Günaydın’a sert çıkarak “evet, utanmıyoruz, yaptığımızdan gurur duyuyoruz” demişti. Eğer sınavsız/ mülakatsız kamuya yerleştirmek, “liyakat” aramamak “suç” değilse, her tür bilgisi/ birikimi olmasına karşın AKP’ye yakın olmadığından dolayı “yerleşemeyenler” mi suçlu? Ayrıca, bu pişkinliği bir milletvekilinin yapıyor olması… Siz sorgulayın, düşünün…
İkincisi; AKP’nin Hakkari İl Başkanı, katıldığı bir toplantıda, kamudaki işe alımlarda ne yaptıklarını ne yapacaklarını anlatıyor… İŞKUR alımlarında partide listeler oluşurmuş, bunlar memurların önlerine koyulurmuş, uymayan görevliler ilişkin de soruşturma açılırmış… Bunu da göğsünü gererek anlatırken, dinleyenler dondurucudan çıkarılmış kalıp buz gibi başkana bakıyor! “Neredeyiz, ne yapıyorsunuz, insanlığı unutmuşsunuz” diyen yok! Başkan, sınırı belirliyor, “bu süreç mülki amirleri bile aşar, yeri gelirse kaymakamı bile dinlemeyiz” diyor. İnsanın aklına geleceğe ilişkin hiç de güzel şeyler gelmiyor! Her yer, her şey paylaşılmış!
***
Bu iki olay, buzdağının yalnızca görünen yüzü… “Liyakat” düzeni bir virüs gibi kurumların özüne işlediğinde, orada artık ne devletin ağırlığı kalır ne de yurttaşın inancı. Kaymakamı dinlemeyen, yasayı yok sayan, sınavı hiçe indiren bu anlayış; bu toprağın verimini bozan, üreticinin umudunu kıran asıl etkendir. Kendi çıkarlarını halkın önüne koyanlar, aslında geleceğin ışığını söndürürler. Ekmeği pişirmesini bilene vermedikçe, unumuz da hamurumuz da boşa harcamış olur. Yarınları karartan “liyakatsizlik” sarmalından çıkmanın tek yolu, tartacı yeniden hakça kurmaktır. Unutulmamalıdır ki toplumsal çürümenin panzehri, hakkı hak edene vermek erdemidir.
Sözün özü: “liyakat”, toplumun öznesi/ emeği/ aynasıdır. O aynaya bakıldığında görülen karanlık, toplumun ortak kaygısı/ sızısıdır. Bu sızıyı dindirmenin yolu, “bizden olanı” değil, “işi bilen, hak edeni” başa koymaktan geçer. 030526



