Bir 1 Mayıs daha geride kaldı.
Ama geride kalan sadece bir takvim günü değil; sınıf mücadelesinin bugünkü fotoğrafıdır.
1 Mayıs, 1889’da 2. Enternasyonal tarafından ilan edildiğinden bu yana yalnızca bir anma günü değil; işçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele çağrısıdır. Dil, din, milliyet farkı gözetmeden emeğin ortak sesidir. Bu nedenle 1 Mayıs, sadece geçmişin değil, bugünün ve geleceğin de politik hattını belirleyen bir gündür.
Ancak Türkiye’de, özellikle AKP iktidarı döneminde 1 Mayıs bu tarihsel anlamından koparılmak istenmiş; bayram olmaktan çıkarılıp yasaklar, ablukalar ve polis müdahaleleriyle anılır hale getirilmiştir.
AKP’nin 1 Mayıs Politikası: Tanı, Ama Kullandırma
Türkiye’de 1 Mayıs’ın tarihi, kazanımlarla olduğu kadar yasaklarla da yazıldı.
12 Eylül darbesiyle yasaklanan 1 Mayıs, 2009 yılında AKP tarafından “Emek ve Dayanışma Günü” olarak yeniden resmi tatil ilan edildi.
Ancak bu “tanıma”, gerçek bir hakka dönüşmedi.
Kısa süreli Taksim kutlamalarının ardından aynı iktidar, işçi sınıfının tarihsel meydanını yeniden yasakladı. Çünkü Taksim sadece bir alan değil; 1977’nin, işçi kanının ve sınıf hafızasının simgesidir.
AKP’nin bu ısrarı tesadüf değil:
Amaç, sınıfın ortak hafızasını ve kamusal gücünü dağıtmaktır.
2026 1 Mayıs: Abluka Altında Bir Şehir
Bu yıl İstanbul’da yaşananlar, bu politikanın en güncel ve en sert örneği oldu:
- Taksim, Beşiktaş, Mecidiyeköy ve ana ulaşım hatları kapatıldı
- Metro seferleri durduruldu, şehir fiilen bölündü
- Taksim’e yürümek isteyenlere polis müdahale etti
- Biber gazı ve ters kelepçe uygulamaları kullanıldı
- Resmi açıklamalara göre 575 kişi gözaltına alındı
Gözaltına alınanlar arasında sendikacılar, siyasi parti temsilcileri ve emek örgütleri yöneticileri de vardı.
Bu tablo bir güvenlik önlemi değil;
örgütlü emeğe dönük açık bir siyasal tercihtir.
Mesele Güvenlik Değil, Sınıfın Görünürlüğü
İktidarın 1 Mayıs’a yaklaşımı bir “düzen” meselesi değildir.
Asıl mesele, işçi sınıfının görünürlüğüdür.
Çünkü 1 Mayıs yalnızca bir kutlama değil;
- yoksulluğun teşhir edildiği
- sömürünün görünür kılındığı
- sınıfsal çelişkilerin açıkça dile getirildiği
bir mücadele günüdür.
Bugün Türkiye’de milyonlar yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
Emekliler geçinemiyor.
Genç işsizlik rekor seviyede.
Güvencesiz çalışma yaygınlaşmış durumda.
Böyle bir tabloda Taksim, sadece bir meydan değil;
iktidarın kurduğu düzenin teşhir edildiği bir alandır.
Bu yüzden yasaklanır.
Şiddet Tesadüf Değil, Yöntemdir
Biber gazı, ters kelepçe, kitlesel gözaltılar…
Bunlar “orantısızlık” değil, bilinçli bir yönetim biçimidir.
AKP iktidarı, kontrol edemediği her 1 Mayıs’ı bastırmayı tercih ediyor.
Çünkü kontrol edilemeyen bir meydan, kontrol edilemeyen bir toplumsal itiraz anlamına gelir.
Sonuç: Baskı Artıyor, Mücadele Bitmiyor
Ortadaki tablo net:
AKP, 1 Mayıs’ı tanıyor ama kullandırmıyor.
Bayram ilan ediyor ama meydanı kapatıyor.
Ama bir gerçek daha var:
Tüm yasaklara rağmen insanlar Taksim’e yürümeye devam ediyor.
Çünkü mesele sadece bir meydan değil.
Mesele:
- emeğin görünürlüğü
- sınıfın söz hakkı
- bu düzene karşı söz söyleme iradesidir
Ve tarih açıkça gösteriyor:
Meydanlar kapatılabilir.
Yollar kesilebilir.
İnsanlar gözaltına alınabilir.
Ama emeğin talepleri bastırılamaz.
Çünkü 1 Mayıs bir gün değil, bir mücadele hattıdır.



